Varlığın Varolup Olmadığı Problemi, Varlık Var mıdır, Yok mudur?

felsefe Nedir

Varlık felsefesinin ilk sorunu varlığın var olup olmadığı sorunudur. Var kabul edildiğinde ise onun madde cinsinden mi yoksa idea ya da düşünce cinsinden mi olduğu sorunu ortaya çıkmıştır.

Varlık felsefesinin temel sorularından olan “Gerçekten bir şey var mıdır?” sorusu felsefede uzun bir süre tartışılmış, varlığın gerçekliği ile ilgili birbirine zıt düşünce akımları ortaya çıkmıştır: Varlığın olmadığını kabul eden görüşler olarak nihilizm (hiççilik) ve Taoculuk; varlığın olduğunu kabul eden görüş olarak ise realizm (gerçekçilik).

Nihilizm, kendisinden kuşku duyulamayan hiçbir şeyin olmadığını öne süren ve maddesel gerçekliğin varlığını inkâr eden görüştür. Nihilizm varlığı reddettiği gibi değer anlamında herhangi bir ahlaki ilke ve kuralı da kabul etmez. Epistomolojik anlamda ise doğru bilgiye ulaşılamayacağını iddia eder. Bu akım varlığın karşısına yokluğu koyarak “Hiç bir şey yoktur”, “Var olsa da bilinemez” “Bilinse de başkasına öğretilemez” diyen sofist Gorgias (M.Ö 483-375) ve aşırı kuşkucular tarafından savunulmuştur.

Taoizm Uzak Doğu’nun önemli düşünce sistemlerinden birisidir ve Lao-Tse (M.Ö 604-531) tarafından öne sürülmüştür. Taoizme göre, dış nesnel dünyada her şey çelişkiler ve karşıtlıklar içinde olduğu için gerçekten bir varlık veya nesne yoktur. Var olduğunu düşündüğümüz her şey görüntüden ibarettir, gözlediğimiz tüm nesneler aldatıcı bir dünyanın var olmayan şeyleridir.

Realizm ise, insan zihninden bağımsız, insan bilincinin ürünü olmayan bir gerçekliğin (dış dünyanın) var olduğunu kabul eder. Realist filozoflara göre “Var olan nesnel olandır, algılanabilir olandır.” Realistler, varlıkların olması gerektiği biçimiyle değil, olduğu gibi nasılsa, öyle anlaşılması gerektiğini de ilke olarak kabul ederler.

FİLOZOFLARIN VARLIK GÖRÜŞLERİ

Varlık felsefesiyle ilgilenen her filozofun cevaplandırması gereken ilk sorulardan biri, varlığın gerçekten var olup olmadığıdır.

Eğer varlık varsa, bu var olma durumunun kaynağı nedir? Eğer böyle bir kaynak varsa, bu kaynak bizim tarafımızdan bilinebilir mi? İnsan, varlığın hangi durumlarını bilebilir? İşte bütün bu sorular ve sorgulamalar, varlık felsefesi ile ilgilenen filozofların, üzerinde düşündükleri meselelerdir.Varlık ve yokluk konusunda birçok ünlü filozofun çeşitli görüşleri mevcuttur:

Descartes“düşünüyorum, o halde varım” ifadesiyle, bir bakıma varlık felsefesine verdiği önemi de vurgulamıştır. Descartes bu sözünde, zihninde bazı şeylerin mevcut olduğundan ve kendisinin de bu şeyleri düşündüğünden emin olduğunu vurgulamaktadır. Yani Descartes bu sözünde, öznenin varlığını kabul etmiştir.

Aynı şekilde Berkeley de “var olmak, algılamaktır” ifadesiyle, varlık felsefesinin içine girmiştir. Berkeley’e göre zihnin dışındaki, yani kendimizin dışımızdaki gerçekliği ve farklı zihinleri, yalnızca algılarımız yoluyla bilebiliriz. Böyle bakıldığında, Berkeley’in bir tekbenci olduğu düşünülebilir; fakat Berkeley kendisini kesinlikle tekbenci olarak kabul etmemektedir. Çünkü felsefede tekbenci; sadece bireysel algılarının varlığını kabul eden ve kendi bilincinin dışındaki gerçeklikleri kabul etmeyen kişidir. Berkeley, tekbencilikten kaçmak için tek bir zihinden değil, her birisi kendi tasarımına sahip olan birçok zihinden bahseder. Yani bir zihin algılamayı bıraktığı anda, diğer zihinler algılamaya devam edecektir ve böylelikle varlık sürekli olarak gerçeklenmiş olacaktır. Hatta bütün bu zihinlerin üstünde de tanrının zihni vardır. Yani bütün zihinlerin algılamayı kesmesi halinde, tanrının mutlak algısı, varlığın var olmasını sağlamaya yetecektir.

Antik Yunan düşünürlerinden Thales“hiçten hiçbir şey meydana gelmez” ifadesi ile meydana gelmemiş ve yok olmayacak bir varlığı, her şeyin ilk nedeni saymıştır. Bu madde kendiliğinden canlıdır ve kendiliğinden değişebilir.

Anaximandros’un sınırsız ilk maddesi olan “aperion” da yokluğu kabul etmez.

Herakleitos için yokluk, varlığın yeni bir şekle dönüşmesi olarak açıklanır. Herakleitos’ta, evrenin ana maddesi olan ateş, bütün varlıkları değişikliğe uğratır. Bu değişiklik bazen bir varlık içindeki gelişme şeklinde, bazen de başka bir varlığa dönüşme şeklinde ortaya çıkar. Başka varlığa dönüşme durumu yok olma; yeni bir oluşumla meydana gelme durumu da yokluktan var olmadır.

Elealı düşünür Parmenides“yalnız var olan vardır ve ancak bu düşünülebilir; var olmayan yoktur ve düşünülemez de” diyerek ana fikrini ortaya koymuştur. Parmenides, çokluğu ve durmadan değişmeyi bir duyu aldanması olarak nitelendirmiştir.

Empedokles de bütün varlıkların temeline toprak, su, ateş ve hava unsurlarını koyup varlıkların bu maddelerin değişik şekilde bileşimlerinden meydana geldiğini ve yok olmanın olmadığını ileri sürmüştür.

Demokritos’a göre, var olan yok olmaz; ama varlık dünyasının dışında bir var olmayan uzay boşluğu bulunur.

Platon’a göre tam yokluk yoktur, göreceli bir yokluk vardır. Bir şeyin başka bir şey olması ve bulunmayışı yokluk olarak nitelendirilir.

Aristoteles de yokluğun düşünülemeyeceğini savunarak genellikle oluş ve gelişme üzerinde durmuştur.

DİĞER KONU BAŞLIKLARI

Derleyen: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf “Felsefeye Giriş” ve 3. Sınıf “Çağdaş Felsefe Tarihi” Dersi Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*