Felsefe hakkında her şey…

Empedokles

04.11.2019
Empedokles

Empedokles M.Ö. 494 ila M.Ö. 434 yılları arasında, Sicilya adasının güney kıyılarında Akragas (ya da Agrigentum) şehrinin sözü geçen ailelerinden birine mensup bir filozof ve bilim insanıdır.

Doğa filozoflarından biri olan Empedokles, kendinden önceki doğa filozoflarının temel töz (arkhe) olarak belirlediği su, ateş ve havaya toprağı da ekleyerek hepsini bir arada kullanan ilk düşünür olmuştur. Empedokles’e göre bu dört temel eleman, sevgi ve uyuşmazlık (iticilik) gücü ile birleşip ayrılırlar. Bir başka deyişle sevgi ve uyuşmazlık da maddeyi meydana getiren asal tözlerdendir ve değişimleri açıklamak için kullanılmışlardır.

Havanın ayrı bir töz olduğunu deneysel olarak kanıtlayan Empedokles merkezkaç kuvvetini de kısmî olarak izah etmiştir. Ayrıca nefes almanın mekaniği ile Güneş tutulmasının mekaniği hakkındaki savları; Ay’ın yansıyan ışıkla parıldadığını, bitkilerde cinsiyetin olduğunu ve Dünya’nın küre biçiminde olduğunu ileri sürmesi, ışığın bir yerden bir yere gitmesi için zaman geçmesi gerektiği konusundaki fikirleri ve çalışmaları onun bilim insanı yönünü gösterir.

Kanın, insan hayatının ana taşıyıcısı ve düşünmenin merkezi olduğunu söyleyen Empedokles’e göre temel ögeler kanda, en olgun biçimde bir araya gelmişlerdir. İnsanın tüm yetenekleri ise bu karışımın olgunluğuna bağlıdır.

EMPEDOKLES’İN HAYATI

Ailesinin şehrin siyasi hayatında etkili olduğu bilinen Empedokles de bir dönem siyasi arenada bulunmuş ve kendisine krallık bile önerilmiştir. Ama o bunu kabul etmemiş, demokrasiyi öğütlemiştir.

Fizikçi, hekim, hatip, mucizeler gösteren ve arındıran rahip olarak Güney İtalya kentlerinde dolaşmıştır. Empedokles’in ölümü de efsaneleştirilmiştir: Kendisini Etna Yanardağı’na atmış olduğu söylenmektedir. Bu belki de onu Tanrılaştırmak için ortaya konan çabalardan birisi olarak da değerlendirilmektedir. Zira Empedokles’in siyasi sürgün olarak Peloponnes’te ölmüş olması ihtimali daha büyüktür.

Peri physeos” (Doğa Üzerine) ve “Katharmoi” (Arınmalar) adlı iki eseri vardır.

Empedokles

Empedokles

EMPEDOKLES’İN FELSEFESİ ve DİĞER ÇALIŞMALARI

Empedokles’in öğretisinin çıkış noktası, bir yandan Parmenides’in savıdır: Meydana gelme ile yok olma diye bir şey yoktur aslında. Ama öbür yandan da Empedokles duyuların bize gösterdiği bir olguyu, meydana gelme ile yok olmanın görünüşünü, bu olayları açıklamaya çalışır. Ona göre, insanların meydana gelme dedikleri şeyi temel maddelerin bir karışması, yok olma dedikleri de bu karışmanın dağılmasıdır. Çok büyük parçalardan kurulmuş olan temel maddelerin kendileri meydana gelmemişlerdir, yok olmazlar, değişmezler, bunlar Parmenides’in bengi varlığı gibidir.

Doğa bilgisinin gelişmesinde çok önemli bir yeri olan öge (element) kavramını ilk olarak ortaya koyan Empedokles olmuştur denilebilir. Öge, burada, kendi içinde bir cinsten, niteliği bakımından değişmeyen, artık bölünemeyen, yalnız çeşitli hareket durumlarına geçebilen madde demektir. Bu anlayışla da Parmenides’in Varlık kavramı işe yarar bir hale getirilmiş olmuştur. Bu ögeler de Empedokles’e göre, dört tanedir:

  1. toprak
  2. su
  3. ateş
  4. hava

Empedokles’e göre, bu dört öge, evren yapısının ancak gereçleridir. Evren bu gereçlerden kurulmuştur.

Dört ögenin kendileri, tıpkı Parmenides’in “Varlık”ı gibi değişmez tözler olduklarından, bunların kendisinde bir hareket nedeni bulunamaz; yani bunlar kendiliklerinden birbirleriyle karışamazlar, kendiliklerinden bir karışmayı bozamazlar. Onun için doğa açıklamasında, bu dört ögenin yanı sıra bir de hareketin bir nedeni, hareket ettirici bir güç de gereklidir.

Empedokles’e göre, dört ana ögeyi birbiriyle karıştıran, bunların karışımlarını yeniden çözen neden de sevgi ile nefrettir. Empedokles’in bu anlayışında, madde ile kuvvet (oluşu sağlayan neden), ilk olarak, iki ayrı ilke olmuşlardır.

Aynı zamanda bir hekim olan Empedokles, canlıların dünyasına da yakın bir ilgi göstermiştir. Ona göre, bitkiler ilk organizmalardır ve hayvanlar gibi canlıdırlar. Empedokles’in insan üzerinde de ilgi çekici gözlemleri var: Kan, insan hayatının ana-taşıyıcısı ve düşünmenin merkezidir. Kanda ögeler, en olgun bir biçimde birbiriyle karışmışlardır. İnsanın bütün yetenekleri, bu karışımın olgunluğuna bağlıdır.

Empedokles için arkhe, dört elementtir.

Empedokles için arkhe, dört elementtir.

Bir doğa bilgini olarak duyuların gösterdikleri üzerinde önemle duran Empedokles’in sensualist bilgi öğretisine göre, biz evreni biliyoruz, çünkü biz de onunla aynı özdeniz, biz kendimiz de dört ögeden kurulmuş olduğumuzdan, aynı ögelerden kurulmuş olan bir varlığı biliriz.

Parmenides Varlığın var olduğunu ve özdeksel olduğunu savunmuştu. Empedokles yalnızca bu konumu değil, ama ayrıca Parmenides’in temel düşüncesini, varlığın doğmayacağını ya da yitip gidemeyeceğini, çünkü yokluktan doğmayacağını ve yokluğa geçemeyeceğini de benimsiyordu.

Özdek, o zaman, başlangıçsız ve sonsuzdur; yok edilemezdir. Öte yandan, değişim yadsınamayacak bir olgudur ve değişimin yanılsama olarak bir yana atılması artık savunulamazdır. O zaman yapılacak tek şey değişim ve devinim varoluşu olgusunu Parmenides’in Varlık -ki ona göre özdeksel olduğunu anımsayalım- ne varlığa gelir ne de yok olur biçimindeki ilkesi ile uzlaştırmanın bir yolunu bulmaktır.

Empedokles bu uzlaşmayı nesnelerin bütünler olarak var olmaya başladıkları ve var olmaya son verdikleri görgülenimin gösterdiği gibi- ama kendileri yok edilemez özdeksel parçacıklardan oluştukları biçimindeki ilke aracılığıyla yerine getirmeye çalışıyordu. ‘Ancak karıştırılmış olanın bir karışım ve karşılıklı değişimi vardır. Töz bu şeylere insanlar tarafından verilen addan başka bir şey değildir.

Parmenides’in varlığın değiştirilemezliği ilkesini kendi yolunda yorumlayarak, bir tür özdeğin bir başka tür özdek olamayacağını, ama temel ve bengi özdek ya da öge türlerinin -toprak, hava, ateş ve su- bulunduğunu savunuyordu. Dört ögenin tanıdık sınıflaması öyleyse Empedokles tarafından bulunmuştu, gerçi bunlardan ögeler olarak değil ama ‘her şeyin kökleri’ olarak söz ediyor olsa da.

Toprak su olamaz, ne de su toprak olabilir: dört özdek türü değiştirilemez ve en son parçacıklardır ki, birbirleriyle karışarak dünyanın somut nesnelerini oluştururlar Empedokles etkin kuvvetler kanıtlamayı zorunlu görüyordu.

Bu kuvvetleri Sevgi ve Nefrette ya da Uyum ve Uyumsuzlukta buluyordu. Bununla birlikte, adlarına karşın, kuvvetler Empedokles tarafından fiziksel ve özdeksel kuvvetler olarak düşünülmektedirler: Sevgi ya de Çekim dört ögenin parçacıklarını bir araya getirmekte ve kurma işine başlamakta, Çekişme ya da Nefret ise parçacıkları ayırarak nesnelerin varlıklarının sona ermesine neden olmaktadır.

Vargı olarak, anımsayabiliriz ki Empedokles Parmenides’in varlık ne ortaya çıkabilir ne de yitebilir savını açık değişim olgusu ile uzlaştırmaya çalışmaktadır. Bunu yapmak için dört ögenin en son parçacıklarını kanıtlamaktadır. Bu parçacıkların karışımı bu dünyanın somut nesnelerini oluşturmaktadır ve ayrılmaları ise bu nesnelerin yitişlerini. Bununla birlikte, Doğanın özdeksel döngüsel sürecinin nasıl yer aldığını açıklamayı başaramıyor ve Sevgi ve Nefret gibi mitolojik kuvvetlere başvurmak zorunda kalıyordu.

İlgili konular:

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM’ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf “Felsefeye Giriş” ve 2., 3., 4. Sınıf “Felsefe Tarihi” Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı, Felsefe Tarihi; Prof. Macit Gökberk; Remzi Kitabevi

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. Yakup Öndeş dedi ki:

    Çok güzel bir makale yazmışsınız. Kalemiňize kuvvet. Şükranlarımı sunuyorum.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...