Varlığın Mahiyeti Problemi (Varlık Ne Türdendir? Varlığın Niteliği İle İlgili Görüşler)

felsefe Nedir

“Varlık var mıdır?” sorusuna “vardır” dendiğinde “Varlık ne türdendir?” sorusu (varlığın mahiyeti problemi) ilk soruya eşlik etmektedir. Varlığın mahiyeti ve türleri sorusuna verilen yanıtlar, varlığın idea (fikir-düşünce) veya madde olduğuna dair iki ana anlayışı öne çıkarmıştır. Varlığın idea veya madde temellerinden birinin veya ikisinin birlikte ele alınışı günümüzde de pek çok varlık anlayışının savunulmasına kaynaklık etmektedir (Felsefedeki ayrışmaların ana kaynaklarından birini oluşturmaktadır.)

Felsefe tarihinde ilk filozofların ele aldığı problem olarak arkhe sorunu, bu filozofları varlığın ilk nedeni ve ana maddesini doğanın içinde aramalarına yönlendirmiştir. İlk filozoflardan Thales’in ana maddeyi su olarak görmesi bu türden bir cevaptır. İlk filozoflardan itibaren varlığın mahiyeti sorunu farklı açılardan ele alınmıştır. Tartışmalarda belirleyici unsur olarak insanın duyu ve akıl yetenekleri tartışılmaya başlanmıştır. Bu tartışmalarda öne çıkan kabullerden biri, duyuların insan aklını yanıltabileceğidir. Bu durum, varlık anlayışını belirlemiştir.

Varlığın mahiyetini “oluş” olarak kabul edenler: İlk çağ filozoflarından Herakleito’a göre dünyada her şey sürekli hareket, değişme ve akış yani oluş içindedir. Ona göre varlığın ilk ana maddesi “ateş”tir. Var olan her şey ateşten meydana gelmiştir. Yine her şey sonuçta ateşe dönecektir. Filozofun “Aynı ırmakta iki kez yıkanılmaz”, “Her şey akar” ifadeleri evrensel değişmeye olan inancını gösterir. A.N. Whitehead’e göre de evrendeki her şey oluş halindedir. Bir şeyin varoluşu başka bir şeyin sebep oluşu nedeniyledir. Evrendeki varlıkların oluş hâlinde değişimini sağlayan Tanrı’nın yaratıcılık ve süreklilik özelliğidir. Oluş veya süreç felsefelerine göre varlık bir oluştur. Varlık sürekli bir değişim içinde olduğundan varlığın değişmeden kalan somut veya soyut özünden bahsedilemez. İnsanın varlığa yönelik bilgisi, değişim ve etkileşim içinde olan nesnelerin bilgisiyle sınırlıdır.

Varlığın mahiyetini “idea” olarak kabul edenler: İdealizm olarak adlandırılan bu görüş materyalizmin karşısındadır. İnsan düşüncesinden bağımsız bir nesneler dünyasının ya da bir gerçekliğin olamayacağını ileri sürer. İdealizme göre nasıl ki, alfabenin harfleri tek başlarına değil, ancak yan yana gelmeleri ile anlamlı sözcükler ortaya çıkıyorsa maddenin de düzen kazanabilmesi için düşünen ve anlam yaratan zihne ihtiyaç vardır. Varlığı idea olarak ele almak, varlıklarda duyularla algılanamayan bir özün olduğu iddiasını taşır. İdea, bu yönüyle soyuttur. Varlığın soyut yönünün olması onun duyularla değil de akıl veya sezgiler aracılığıyla fark edilebilecek bir yapısı olduğunu ima eder. Varlığı idea temelinde ele almak felsefede idealizm olarak isimlendirilir. İdealist düşünceler, kendi içinde çeşitlenmekle birlikte genel bir kabul olarak metafizik alanın olduğu fikrini de taşır.

Varlığın mahiyetinin maddesel olduğunu kabul edenler: Materyalizm olarak adlandırılan bu görüş maddi bir temele dayanmayan herhangi bir şeyin, gerçekte var olamayacağını savunur. Materyalizmin idealizmin karşıtı olduğu kabul edilir. Materyalizm; varlık hangi şekillerde olursa olsun, varlığın temelinde maddenin olduğu iddiasını taşır (İdea cinsinden olanları da maddelerin ortak özelliklerinin soyutlanması olarak görürler.). Materyalizm, insanın düşünmesi de dâhil olmak üzere var olanların maddenin farklı biçimleri olduğunu kabul eder.

Materyalizmin ilk temsilcileri İlk Çağ tabiat filozoflarıdır. İlk Çağ materyalistleri, evrenin ana maddesini hep aynı kalan ve her şeyin ondan çıktığını kabul ettikleri bir maddi ana ilke ile açıklamaya çalışmışlardır. Örneğin, Thales’e göre (Tales, MÖ 640-550) varlığın temelinde bulunan bu ilk madde (arkhe) “su” dur. Her şey sudan meydana gelmiştir ve en sonunda yine suya dönüşecektir. Her nesne suyun değişik karışımıdır.

Varlığın mahiyetinin iki farklı ögeden meydana geldiğini kabul edenler: Materyalizm ve idealizm görüşünün ortasında yer alan bu görüş düalizm (ikicilik) olarak adlandırılır. Bu görüş modern felsefenin kurucusu Descartes tarafından geliştirilmiştir. Ona göre varlığın birbirine indirgenemeyen madde ve zihin gibi iki temel niteliği vardır. İdealizm ve materyalizm düşüncelerinin yanı sıra varlığın mahiyeti konusunda düalist (ikici) görüş vardır. Bu görüşe göre varlığın bir yönü madde bir yönü ideadır. Örneğin insanı ruh ve bedenin toplamı olarak görmek düalist bir bakış açısıdır.

Varlığın mahiyetinin fenomenler olduğunu kabul edenler: Varlık ne madde ne de ruhtur. Varlığın mahiyeti dış dünyadaki nesne ve olayların insan bilincindeki yansıması ya da görünüşü olan fenomenlerdir. Bu görüşü savunanlardan Edmund Husserl göre biz deneyim ya da duyularımız yoluyla bilebiliyoruz. Maddenin kendisini ise algılayamıyoruz. Algıladığımız şeyler sadece, maddenin özellikleridir, onun bizdeki görünüşüdür. Aynı şekilde kendi içimize dönüp baktığımızda, ruhumuzu da algılayamıyoruz. Sadece birtakım zihinsel faaliyetlerimizi tecrübe ediyoruz. Oysa varlığın mahiyeti, görünenlerin arkasında bulunan değişmez ‘‘öz’’ lerdir. Bir şeyi o şey yapan temel özellik, varlığın kökeni olan öz ancak bilinçle kavranır. Bir nesnenin özüne ulaşabilmek için önce onun özüne ait olmayan tüm özelliklerin (ilgisiz görüşler, bilimsel ve günlük bilgiler, duyusal yaşantılar, ön yargılar vb.) ayıklanması, bir kenara konulması gerekir. Böylece insanın öze ulaşmasını engelleyen, öze ait olmayan ögeler, kısa bir süre için yok sayılır. Bu sayede bilinç, varlığın özünü doğrudan, aracısız olarak kavrar. Örneğin, bir çiçeği düşündüğümüzde çiçeğin olgusal özelliklerini (şeklini, rengini, kokusunu) bir kenara bıraktığımızda bilincimizde, onu çiçek yapan saf özü, idesi kalır. Varlığın mahiyeti tartışmalarındaki bir başka görüş de varlığın ne tür olursa olsun özünün bilinemeyeceğini, varlığın özünün değil fenomenlerin (görüngülerin) bilinmesinin mümkün olduğunu savunan fenomenalizmdir.

Varlık varoluştur diyenler: Çağdaş felsefede öz tartışmalarına farklı bir bakış da varoluşçuluktur. Varoluşçuluğa göre gerçek arayışı insani bir çabadır ve insan, gerçekliği ilk önce kendinde aramalıdır. Varoluşçuluğa göre varlığın yani insanın özü belirlenmemiştir. İnsan, eylem ve özgür seçimleriyle özünü oluşturmaktadır. F. Nietzsche, M. Heidegger, Jean Paul Sartre tarafından temsil edilen varoluşçulara göre, gerçekten bir varlık vardır fakat bu varlık kendi bilincine sahip olan bir varoluştur. 20. yüzyılın filozoflarından J. P. Sartre varlığın mahiyetinin anlaşılmasının pek de kolay olmadığını söyler. O, nesneleri nedensel dünyada, insanı ise özgür bir dünyada açıklamaya çalışır. Bu nedenle iki türlü varlığın var olduğunu kabul eder:

1) Kendinde varlık: Maddi dünyadaki her şeydir; beden de dâhil olmak üzere bilinç dışında kalan her şeydir. Örneğin çalışma masamın üzerindeki kalemlik her ne ise odur, olduğundan başka bir şey olamaz.

2) Kendisi için varlık: Bilinçli insan varlığıdır. O, kendisini olduğundan başka biri, daha önce olmadığı bir insan hâline getirir. O, bunu bilinci ve özgür seçimiyle başarır. Bununla da kalmaz, varlığa anlam kazandırır.

Derleyen: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf “Felsefeye Giriş” ve “Sosyolojiye Giriş” Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Diğer Ders Notları (Ömer YILDIRIM), MEB Felsefe Ders Kitabı

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*