Felsefe.Gen.TR

“Free Guy” filmi üzerine: Hepimiz bir simülasyonun kod satırlarından ibaret olabilir miyiz?

“Free Guy” filmi üzerine: Hepimiz bir simülasyonun kod satırlarından ibaret olabilir miyiz?

Hiç, bir simülasyonun içinde yaşıyor olabileceğinizi düşündünüz mü? Sadece, ayrıntılıca hazırlanmış bir simülasyonun önemsiz bir parçası olarak varolup varolmadığınızı hiç merak ettiniz mi?

Bu düşün ve fikir seni kendine çekmiyor olabilir. Çünkü sana göre sen gerçek bir insansın, somut bir gerçeklikte, gerçek bir hayat yaşıyorsun. Fakat sen, gerçekten de ‘sen’ olduğundan tam olarak emin olabilir misin? En azından bedeninin ve çevrende olup bitenlerin birer yanılsama olması, hiç mümkün değil mi dersin?

Free Guy” isimli filmde Ryan Reynolds’ın canlandırdığı Guy karakterinin kendini tam da ortasında bulduğu muamma işte budur. Ancak şöyle bir sorun vardır ki Guy aslında “Free City” adlı bilgisayar oyununun bilgisayar tarafından idare edilen ve programlandığı gibi davranmaktan başka şansı yok gibi görünen figüran karakterlerinden birisidir. O yalnızca simülasyonun rol verilmiş bir sanal karakteridir ve bunun bir şekilde farkına varması, Guy’ın “hayatını” sonsuza kadar değiştirir.

Belki de birçoğumuz Guy gibi, bir oyunun içindeki bir figüran karakter olup olmadığımızı merak etmişizdir. Bu yöndeki ilk şüpheci teori ise 17. yüzyılda Fransız filozof Rene Descartes tarafından ortaya atıldı. O elbette bir bilgisayar oyunundaki figüran karakterlerden bahsetmiyordu. O, inanılmaz derecede zeki ve güçlü, ama aynı zamanda kötü niyetli bir cin hayal etmemizi; bu cinin insanları, etraflarındaki dünya gerçek olmadığı hâlde bu dünyanın gerçek olduğunu düşünmeleri yönünde aldatabileceğini düşünmemizi istiyordu. Fakat malumunuzdur ki cinler bugünlerde pek de rağbet gören şeyler değil.

İlgili konu: “Düşünüyorum, o hâlde varım!”

Descartes tarafından 17. yüzyılda ortaya atılan bu fikir, 20. yüzyıl felsefesinde yerini laboratuvar ortamındaki raflarda, içi yaşam sıvısıyla dolu cam kavanozların içinde duran beyinler olabileceğimiz yorumuna bıraktı. Bu yorum, “The Matrix”in de temel önermesinin dayandığı bir anlayış olarak kabul edilebilir. Ama bugün kavanozdaki beyin teorisi de eski moda olarak kabul edilmekte.

İlgili Konu: Sıradan insanı bir filozofa dönüştüren filmler

Çağdaş felsefe ise bizden bir bilgisayar simülasyonunda yaşadığımızı ve zihinlerimizin bilgisayar koduyla çalışan programlardan ibaret olduğunu hayal etmemizi istiyor.

Bu teori birçok filozof ve bilim insanı tarafından son derece ciddiye alınıyor. Hatta bunlardan bazıları teorinin sadece “mümkün” değil, aynı zamanda “doğru” olma ihtimalinin de yadsınamayacağını savunuyor.

Bu hâlde, bizlerin de Guy’ınkine benzer bir durumda olup olmadığımız sorusu, gerçekten de üzerinde düşünmeye değer bir soru olarak karşımızda duruyor.

İNSAN ÖZGÜR İRADEYE SAHİP MİDİR?

Hepimiz Guy gibi bir figüran karaktersek özgür iradeden nasıl bahsedebiliriz?

Filmde Guy özgür iradesi olduğunu kesinlikle hissediyor; ancak düşüncelerinin ve davranışlarının, belli bir sistem içerisinde, bir programa bağlı olduğunu da kabul ediyor. Ve bu konuda da net biçimde haklı gibi görünüyor.

Zihinlerimiz bir sunucunun içinde çalışan bilgisayar programlarından başka bir şey değilse o zaman düşündüklerimizin ve yaptıklarımızın üzerinde gerçek bir kontrole sahip olabileceğimizi kabul etmek oldukça zor. Çünkü bu durumda her şey bizim kod satırlarımız tarafından belirlenecektir.

Şimdi bunu bir adım daha ileri götürebilir ve şunu sorabiliriz:

Bilgisayara bağlı programlara göre çalışan bir zihin ile insan bedeninin biyolojik yasalarına göre çalışan zihin arasındaki fark nedir?

Guy özgür iradeye sahip değil; çünkü düşünceleri ve eylemleri, kendi kontrolünde olmayan bir bilgisayarın içinde gerçekleşen elektronik işlemlerin bir sonucu olarak gerçekleşiyor. Düşüncelerimiz ve eylemlerimiz aynı şekilde beynimizde gerçekleşen biyolojik işlemlerin sonucudur ve bizim de bunlar üzerinde hiçbir kontrolümüz yoktur.

Öyle görünüyor ki bir bilgisayar simülasyonunda mıyız yoksa gerçek dünyada mıyız, bu pek de önemli değil. Zira her iki durumda da özgür iradeye sahibi olmadığımız sonucuna varabiliyoruz.

Fakat belki de hem Guy hem de bizim için bir ümit hâlâ vardır. Kim bilir, Guy’ın kodlaması ve bizim nörolojik yapımız, ‘özgürlükçüler’ olarak bilinen kimi filozofun düşündüğü gibi, özgür eylemin hâlâ bir şekilde mümkün olabileceği bazı parametreler içeriyordur. Ya da belki de özgür irade, yaptığımız şeylerden başkaca bir şeyler de yapabilmekten başka bir şey değildir…

BİR BİLGİSAYAR PROGRAMINDA BİLİNÇ GELİŞEBİLİR Mİ?

Descartes’ın ve Richard Swinburne gibi bazı çağdaş filozofların savunduğu geleneksel görüş, bilincin beynimizin biyolojik işleyişinden kaynaklı bir varlık alanı olmadığını savunur. Bu görüşte zihin, beyinden tamamen farklıdır; ancak ikisi muhakkak etkileşim hâlindedir. Böylece farkındalık içeren fikirler zihinsel güçle meydana getirilir ve daha sonra belirli sinyaller aracılığıyla fiziksel beyne aktarılır.

Ama eğer böyle bir görüşü mantıksız buluyor ve bilincin biyolojik işleyişten doğduğunu düşünüyorsanız o zaman gerçek bir bilinçli zihnin biyolojik olmayan şey’lerin işleyişiyle de ortaya çıkabileceğini kabul etmelisiniz. Tıpkı bir bilgisayarda yapılmış gibi… Ve eğer bu doğruysa şu anda tanık olduğumuz teknolojiyle birlikte bilgi işlem gücünde gerçekleşen hızlı artış ile yapay zekânın hızla yükselişi de göz önüne alındığında, böyle bir bilinçli aklın ortaya çıkacağı gün çok da uzak olmayabilir.

Bilgisayar ürünü bilinçli zihinlerinin varolması, birçok geniş kapsamlı ahlaki soru doğurur. “Free Guy”da da gündeme getirilen bu türden ahlaki problemlerden birisi, “bireylerin” statüsü sorunudur.

Guy’ın arzuları ve duyguları olabilir; onlar mutlu ya da üzgün ve hatta âşık dahi olabilirler. Peki bu durumda, bu yapay zekâlı çevrim içi varlıklar, gerçek insanlar kadar ahlaki saygıya değer görülecekler midir?

Örneğin, yapay zekâya sahip sanal-gerçek karakterlerin “fişlerini çekmek” ya da program kodlarını tamamen silmek gibi cinayete benzer bir şekilde hayatlarına müdahale etmek, ahlaki olarak yanlış mıdır? Peki gerçek varlıklar olarak bizim haklarımızı koruyan yasal çerçevelerin onların haklarını da koruyacak şekilde genişletilmesi hukuki ahlak açısından olası mıdır?

İşte bütün bunların nasıl yorumlanması, yürütülmesi ve yaşatılması, filozofların ve hukukçuların henüz yeni yeni tartışma konusu hâline getirdikleri son derece muğlak konulardır.

 


 

Kaynak Metnin Yazarı: Benjamin Curtis (Felsefe ve Ahlak Kürsüsü Doçenti, Nottingham Trent University)

Çeviri ve Derleme: Sosyolog Ömer YILDIRIM

Bu makale, Sosyolog Ömer YILDIRIM tarafından www.felsefe.gen.tr için derlenerek çevrilmiştir.

Derleme için kaynak metin: Free Guy’s philosophy: could we just be lines of code in a grand simulation?

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...