Arkhe Nedir, Ne Demektir?

Arkhe, ülkemizin batı kıyılarında yaşamış olan Sokrates öncesi antik Yunan filozofların “temel”“ana madde” anlamında kullandıkları sözcüktür.

Düşüncemiz, gerçekliğin o sayısız, çeşit çeşit fenomenleri, süreç ve nesneleri karşısında her zaman bir genellemeye ve soyutlamaya gitme ihtiyacı duymuş, bütün bu kaotik çokluğun gerisinde, tekleştirici, bütünleyici bir ilke arayışı, felsefe ve düşünce tarihi boyunca sürüp gitmiştir. Empirik, deneyimsel dünyanın fenomenlerinin temeline bütünleyici, soyut bir temel ilke yerleştirmeden edememişizdir.

Antik Çağ’da Anadolu Yunanları düşünsel çabaya bir ilk nedeni araştırmakla başlamışlardır. Şöyle düşünülmüştür: Varlık, varoluşunu öylece sürdürüyor ise, bunun tanrıların keyiflerinin üstünde bir ilk ve değişmez nedeni olmalıdır. Dünya nasıl var olmuştur? Bitkiler, hayvanlar, insanlar nasıl oluşmuşlardır? Bütün bu varlıkların başı, kökü, kaynağı nedir? İşte bu gibi sorular, arkhe arama çabalarının sorularıdır.

Bilinen tarih içinde bu sözcüğü felsefi anlamda kullanan ilk filozof, Thales’tir. Thales her şeyin arkhesini “su” olarak kabul etmiştir. Thales sözcüğü her şeyin “ana maddesi”, “dayandığı ilk”, “çıktığı kaynak” gibi anlamlarda kullanıp doğaya ve doğadaki gelişmeler kendi içlerinde bulunan doğa ötesi açıklamalar gerektirmeyen bir kaynağa geri götürme çabasından söz eder. Böylece bilimsel düşüncenin öncüsü de Thales sayılır. Daha sonra Thales’in ardıllarından Anaksimandros bu ilk nedenin belirsiz bir cevher (Apeiron) olduğunu, Anaksimenes ise bunun “hava” olduğunu iddia etmişlerdir.

Metafizik idealist felsefe de bu ilk (arkhe) düşüncesine dayanır. Metafiziğin en belli ve açık biçimi olan dinsel düşünceye göre bu ilk, Tanrı’dır.

Sokrates öncesi doğa filozofları için arkhe, dünyanın maddi ilkesidir. Ne var ki Sokrates öncesi doğa filozoflarının, arkhe’den, öyle sağlam, bütünlüklü, genleşip, yayılıp bütün dünyayı kuran bir temel maddeyi anladıklarını söylemek zordur. Karşımızda maddeden çok, bir soyutlama, maddi kategori bulunmaktadır. Bu yönden bakıldığında Thales’in, her şeyin su’dan geldiği ya da Anaximenes’in, her şeyin arkhe’sinin hava olduğu ya da Demokritos’un, atomların ya da boş uzayın dünyanın (gerçekliğin) temel ilkesi olması gerektiği yolundaki tespitleri, dünyanın kimyasal ya da fiziksel özellikleri hakkında bize bir şey söylemeleri anlamına gelmemekteydi. Burada kast edilen, bütün bu anlayışların ortak paydası olarak anlayabileceğimiz bir şey, bir tür fiziküstü bir ilke, dünyanın maddi birliğini oluşturan metafiziksel bir soyutluktu.

Bu yönden bakıldığında, İlk Çağ materyalizminin ayırt edici bir özelliği, sözünü ettiğimiz ampirik fenomenlerin çok belli bir özelliğini, tipik ve belirleyici bir özellik olarak nesneden, fenomenden koparması, bunu, dünyayı kurucu bir ilke halinde kategorize etmesidir. Suyun özelliği olan ıslaklık ya da nem, kimi maddelerin sertliği, katılığı, havanın ele avuca gelmez kaçıcılığı, uçuculuğu, bu özelliklerdendir. Demek ki İlk Çağ materyalist düşünürleri, bir algının özel durumunu, diyelim ki ateşin sıcaklığını ya da ısısını, soyut-genel bir ilke olarak fenomeninden kopartıp almış, genelleştirmişlerdir. Ateş değil de sıcaklık genel bir dünyayı kuran temel ilke konumuna yükselir. Sonuçta sıcaklık, ıslaklık, nemlilik gibi genel ilkeler, bütün öteki algıların temelinde yatan nihai özü temsil ederler.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer Yıldırım

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*