Simmel’in Entelektüel Kariyeri

felsefe Nedir

Simmel liseyi bitirdikten sonra Berlin Üniversitesi’nde felsefe eğitimine başlar ve 1881’de doktorasını tamamlar. Simmel’in daha sonra kısaca değineceğimiz tezi onun sosyolojik analizlerini önemli ölçüde etkileyen Immanuel Kant üzerineydi* .

Simmel’in mezun olduğu yıllarda genelde Almanya, özelde Berlin ciddi bir dönüşüm yaşıyordu. Ülke bir bütün olarak sanayileşmekteydi ve Simmel’in yetişkinlik döneminde Almanya, İngiltere ve Fransa’yı üretkenlikte geçmiş, sadece ABD’nin gerisinde kalmıştı.

Ancak bu hızlı sanayileşme kritik bir ayrışmayı da beraberinde getirmişti: Burjuvazi hızlı bir ekonomik gelişme sağlamasına rağmen eski feodal seçkinlerin gücünü ele geçirmeyi başaramadı. Eski ve yeni arasındaki bu gerilim, I. Dünya Savaşı’na götüren ve nihayetinde Nazizm’in ortaya çıkış koşullarını hazırlayan yıkıcı politikalar üretmişti.

İşte bu koşullar altında, özellikle I. Dünya Savaşı arifesinde, nüfusu elli yılda beş yüz bin kişiden dört milyona çıkan Berlin’de entelektüel bir hayat yeşerdi. Fakat bu gelişen düşünce ortamında bile özgürlükler ile otoriter kısıtlamalar arasında bir gerilim mevcuttu. Üniversite ve kent çevresindeki düşünce hayatı son derece enerjikti. Ancak 19. yüzyılın ilk yirmi-otuz yılında araştırma yönelimli Amerikan üniversitelerini model alarak kurulan üniversite sistemi, bünyesinde muhafazakâr ve bazen otoriter akımları da barındırmaktaydı. Üniversite sistemi başarılıydı, ancak akademisyenlerin -kapitalist burjuvazi ve yarı feodal sistem arasında bir gerilimin yaşandığı bir toplumsal ortamda- akademik özgürlükler ile konformizm arasında bir seçim yapmaları gerekmekteydi.

Çoğu düşünür bu sistem içinde önemli çalışmalar üretti. Sosyoloji alanında en iyi örneklerden biri şüphesiz Max Weber’dir. Ancak öte yandan, birçok bilim adamının, özellikle Yahudilerin akademik sisteme tam olarak entegre olmaları engellenmekte, bunların pek çoğu -en iyi ihtimalle- merkez dışına yani taşraya itilmekteydi. Sadece Yahudiler değil statükoya zarar verebilecek siyasal eğilimlere sahip olan herkes bu kaderi paylaşıyordu.

Simmel de bu durumdan etkilenmiş ancak kariyerinin başlangıç döneminde kendisi için en iyi olanın öyle ya da böyle Berlin’de kalmak olduğuna karar vermişti. Sonuç olarak dışarıdan/özel hocalık (Privatdozent) yapmaya ve ücretsiz dersler vermeye başlar.

Simmel muhtemelen Yahudi olması nedeniyle engellemelerle karşılaşmıştı. Ancak 1885’teki marjinal konumunu sürdürme ve Berlin’de kalma kararı kısmen parlak sonuçlar verdi. Akademik ve bilim dışı alandan çok fazla izleyici çeken popüler bir hoca hâline geldi. Sosyoloji ve sosyal psikolojiden mantık, felsefe ve etiğe kadar geniş bir alanda dersler verdi. Ancak, bu popüler başarı akademik dünya içinde bir çekişmeye yol açar: Popülaritesi birçok kıskançlığı kendine çekerken, alanındaki kavrayışı ve parlaklığı sığ uzmanları rahatsız eder. Nihayetinde, Yahudilere karşı örtük bir dışlama tavrına ek olarak Simmel’e karşı disiplinler arasında bir hoşgörüsüzlük ve haset duygusu da gelişti. Ayrıca onun hayat tarzı akademiyi birçok bakımdan rahatsız etmekteydi. Örneğin Simmel çalışmalarını dipnotlar kullanarak ve bilimsel alıntılar yaparak ayrıntılı biçimde yazmadı; bir konuyu derinlemesine ele almadan konudan konuya atlamaktaydı, bunun istisnası Para Felsefesi adlı parlak çalışmasıdır. Ayrıca, popüler dergiler ve gazetelere de yazmaktaydı ki bu da geleneksel akademide hoş görülen bir faaliyet değildi.

Ancak Simmel, geniş bir aydınlar ve sanatçılar topluluğu arasındaki popülerliğine ek olarak birçok akademik başarı da elde etti. Weber ve Tönnies ile birlikte Alman Sosyoloji Derneği’nin kurucuları arasında yer aldı ve çalışmaları ilk kuşak sosyologlar tarafından dikkatle okundu ve saygı gördü. Marjinal akademik statüsüne rağmen, vasisi hatırı sayılır bir servet bıraktığı için maddi sıkıntı çekmedi. 1890’da evlendikten sonra üst-orta sınıf bir hayat sürdürdü. Simmel, bir özel hoca olarak ünü ve sanatçılar, eleştirmenler, yorumcular, gazeteciler ve yazarlarla aktif ilişkileri sayesinde heyecan verici ve dolu dolu bir hayat sürdürdü.

Ancak, çok iyi tanınan bir bilgin ve aydın olması Simmel’in gerçek bir akademik konuma kavuşabilmesi için yeterli olmadı. Simmel, Weber gibi dostlarının tam gün bir akademik kadro bulma çabalarına rağmen 15 yıl özel hoca olarak kaldı ve üniversitede dışarıdan dersler verdi. 1901’de ücret ödenmemek kaydıyla kabul edildiği Berlin Üniversitesi’nde Simmel’e yardımcı profesörlük statüsü verildi. Aslında bu atama artık dünya çapında ün kazanan, altı kitabı ve İngilizce, Fransızca, İtalyanca ve Rusçaya çevrilmiş düzinelerce makalesi bulunan Simmel’e bir hakaretti.

Simmel nihayetinde 1914’te, Fransa-Almanya sınırındaki Strasbourg’da düzenli akademik bir kadro alabildi. Profesörlük kadrosuna 56 yaşında, 10 yıl gecikmeli olarak atanmıştı. Strasbourg’daki kariyeriyle ilgili engellemeler I. Dünya Savaşı patladığında doruğa çıktı. Bu sınır üniversitesindeki meslek hayatı savaş süresince askıya alındı ve böylece ders verme fırsatı engellenmiş oldu. Önde gelen bir üniversitede kürsü edinme yönündeki son çabaları 1915’te Heidelberg Üniversitesi’nde başarısızlıkla sonuçlandı; Simmel savaşın bitmesinden kısa bir süre önce 1918’de kanserden öldü.

Simmel’in savaş yıllarında aşırı bir vatanseverliğe savrulduğunu, serinkanlı ve analitik Simmel’in yerine o yıllarda ateşli bir vatanseverin geldiğini de not edelim. Coser’ın vurguladığı gibi, Simmel’in kariyerinin son evresi ile Comte’un yaşamının son yılları romantik bir duygusallık açısından paralellik arz eder.

Simmel daha hayattayken dünya çapında bir üne kavuşmuştu ancak hep bir marjinal olarak kaldı. Simmel’in marjinalliği, onun bilimsel tarz ve yaklaşımının gelişiminde şüphesiz belirleyici olmuştur. Sonuçta Simmel, bir konudan diğerine -çoğu kez ilişkisiz bir şekilde- sıçramış ve ele aldığı hususları son derece sofistike bir biçimde analiz etmeye yönelmiştir. En derinlikli çalışmaları, özellikle Para Felsefesi, sosyolojinin mesafeli duracağı felsefi yorumlarla doludur.

Ancak, çalışmasının bu tartışmalı yanına rağmen Simmel’in sosyolojisinde iki önemli tema yer alır. İlk olarak, sosyolojinin bu erken dönemindeki bütün sosyal teorisyenler gibi farklılaşma süreci ve bu sürecin birey üzerindeki etkileriyle ilgilenir. İkinci olarak onun çalışmasında belirli ampirik konuların özü ve biçimi metodolojik bir bütünlük içinde ortaya konulmaya çalışılır; bu yüzden, çoğu kez analizinin temel içeriğinde değişiklikler yapsa bile her zaman farklı temel alanlarla bağlantılı temel toplumsal etkileşim ve organizasyon biçimlerini ortaya çıkartmaya çalışır. Bu temalar onun birçok düşünürle -özellikle Weber, Spencer, Kant ve Marx’la- kişisel veya entelektüel temaslarının sonucudur.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*