Konfüçyüs’ün Din ve Tanrı Anlayışı

Konfüçyüsçülük inancında Tanrı kavramı; Tanrı ve Tanrılar panteonu, rahiplik, mabed, inanç veya kutsal kitap yoktur.

Çinliler bu yüzden Konfüçyanizm’e “Okul” yada “Bilginler Doktrini” adını vermişlerdir.

Konfüçyüs hiçbir zaman kendini ilahi bir temsilci gibi hissetmemiş; tabiatüstü varlıklar, üstün kuvvetler ve ruhlardan da bahsetmemiştir. Ayrıca Tanrıların ve ruhların varlığı hakkındaki düşünceleri de reddetmiştir. Bu sebeple çoğu din adamı Konfüçyüs’ün din tarihinde değil; felsefe tarihinde olması gerektiği yönündedir. Ölümden sonraki yaşama da inanmamaktadır. Hatta bu konuyla ilgili bir soruya “Eğer insan hayatı henüz tanıyamamışsa, ölümü nasıl tanıyabilir?” diye cevap vermiştir. O, ruhlar hakkında da konuşmamış; “Eğer biz insana hizmet edemezsek, ruhlara nasıl hizmet edebiliriz?” diyerek ahiret inancına sahip olmadığını açıkça ifade etmiştir.

Çin’de Konfüçyüsçülük, Taoizm ve Budizm gibi dinler ortaya çıkmadan önce; atalara saygı, gök ve tabiat ruhlarına tapınma, gelecekten haber verme, kutsal varlıklara kurban sunma ve Şang-ti olarak adlandırılan bir “Yüce Varlık” inancı vardı. Bu adlandırma aslında Gök’ün sahibi olarak bilinen Tanrı’dır. Aynı zamanda “En Büyük İmparator” anlamına gelmekte olup Gök” anlamına gelen; Konfüçyüs ve eski Çin düşünürlerinin tercih etmiş olduğu T’ien’in şahsi olmayan şeklinin aksine, dua ve devlet dininde kullanılan dini söyleyişin geleneksel şeklidir. Şang-ti’nin öncelikle yerdeki hükümdarla karşılaştırılmış olması muhtemeldir. Sonra imparatorun haleflerinin doğrudan doğruya Gök’e bağlanmış olduğunu izleyen din adamları; İmparator’a “Göğün Oğlu” unvanını vermişleridir. Bu adlandırma MÖ. 12. asırda başlayan bir inanıştır. Bu düşünceyle birlikte İmparator, Gök kadar adaletli olarak hükümdarlığı altındaki halkına adaletli ve hoşgörülü davranacaktır.

Burada bütün Çin dininin bir özelliği olan Mikrokozm-Makrokozm olayı göze çarpmaktadır. İnsan büyük dünya ile küçük bir dünya olan kendi bedenindeki uyumu yakalamalı ve göğün uyumuna ayak uydurmalıdır. T’ien ile eşanlamlı olarak kullanılan Şang-ti, eski Çin’de en eski ata ruhu (Ti) idi. Yüce Tanrı olarak devlet dininde ibadet edilmiş, imparator tarafından Gök Tanrı’ya kurbanlar sunulmuştur. Çin’de yaygın olan ve Şang-ti olarak bilinen “Yüce Varlık” inancı Konfüçyüs’te de devam etmiştir. ancak o, bu yüce Varlığı ifade etmek için, daha önce belirttiğimiz “T’ien”i tercih etmiştir. Konfüçyüs’e göre T’ien; o zamanlar anlaşıldığına göre, gökte oturan, kötü hükümdarları cezalandıran, yeni hanedanlar kuran ve iyileri mükafatlandıran atalara verilen bir ad değildir. Konfüçyüs T’en’i; yüce varlık, tabiat düzeninin idarecisi, her şeyin üstündeki varlık, yaratıcı kudret olarak tanımlamıştı. Bu terim özellikleri Çin’in eski düşünürleri arasında tabiatın düzenleyicisi ve tamamlayıcısı olan bir varlık içinde kullanılmıştır. Zamanla bu terim, Kader veya Tao ile eşanlamlı olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Tanrı için kullanılan genel terim ise Şangti’dir. Çince bir terim olan T’ien, Tanrı ve Tabiat anlamında Gök’e adanmıştır. Bu Gök Tanrı T’ien; yukarıdaki tanrı, göğün kendisi demektir. Başlangıçta T’ien, antropoformik bir tanrı düşüncesini temsil ediyordu. Fakat daha sonra O, Shu Wen Sözlüğü’nde insanların üzerinde biri olarak anlatılmıştır. Tanrı olan T’ien’in ismi Han Hanedanlığı belgelerinde yer almıyordu. Muhtemelen bu dini inanç Çin kültürüne, Chou Hanedanlığı döneminde (MÖ. 1000), bir yüce gök tanrısı olarak ele alınmıştı. Bu terim Şang-ti’ye çok yakın bir anlam olan “Yüce Tanrı” karşılığında kullanılmıştır. Konfüçyüs bu terimi, “Her Şeye Hakim Olan Tanrı” anlamında kullanmıştır. O T’ien’e iyiliğin kaynağı olarak saygı göstermiş, ona olan bağlılığını itiraf etmiştir. T’ien’in emrini öğrenmiş ve T’ien’in de kendisini anladığına inanmıştır.

Konfüçyüs’e göre T’ien aldatılamaz, insanların hayatına yön verir ve onları korur. Daha sonra T’ien, tamamen tabiatla özdeşleşen bir terim haline gelmiştir. Çin dininde T’ien; dini bir yapı içine kapatılmamış, tabiatta bir altar üzerinde imparator tarafından yapılan bir ibadet olan bilinmiştir. Çinlilerin inancına göre İmparator olan Gök’ün Oğlu (T’ien Tsu) insanları yönetme ve emirler verme yetkisini T’ien’den almıştır. Konfüçyüslük’te Tanrı, düşkün insanları korumak için hükümdarlar; “Tanrı Yolu”nda yardımcı olsunlar ve ülkenin dört bir tarafında huzuru sağlasınlar diye öğretmenler göndermiştir. O yücedir, yerdeki insanlara hükmedicidir ve kötüler çoğalınca da hükmü amansızdır. Ölüm ve hayat göğün emridir. Zenginlik ve şeref ise kaderin işidir. Tanrı her şeyi açıkça görür ve bütün yapılan işlerde insanlarla beraberdir. Kanun ve şeriatı veren Gök’tür. O, iyi insanlara uzun ömür bahşettiği gibi, fazilete de mükafat vermektedir. Bu fazilet dört kısımdan oluşmaktadır: İnsan sevgisi, adalet, emredilen törenlere uymak ve bilgi’dir. İnsan bu dört fazileti hayat amacı olarak görerek bunlara uyarsa, bahtiyarlık ve huzur kazanacaktır. İnsan aynı zamanda göğün emrine göre hareket etmelidir. Çünkü Konfüçyüs’e göre, “Gök’ü güçlendiren bir kimsenin dua edecek başka yeri olmaz”. Kısaca belirtmek gerekirse, Çin dini tarihinde ne kadar geriye gidilirse gidilsin, büyük Tanrı olarak “Gök Tanrı” bulunur. Yukarıda da belirtildiği gibi Konfüçyüs bunu, “T’ien” ile ifade etmiştir. Ayrıca bu dinde, başka dinlerde olduğu gibi, yaratılış hakkındaki mitolojik düşüncelere rastlanmamaktadır.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM’ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf “Felsefeye Giriş” ve 2., 3., 4. Sınıf “Felsefe Tarihi” Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı

Ömer YILDIRIM hakkında
Sosyolog Ömer YILDIRIM 1985'te Erzurum'da doğdu. İlk, orta ve yüksek öğrenimini Erzurum'da tamamladı. Sırasıyla; Abdurrahim Şerif Beygu İlkokulu, Ahmet Yesevi İlköğretim Okulu, Erzurum Cumhuriyet Lisesi ve Atatürk Üniversitesinde okudu. 2009 yılında Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü'nden mezun oldu... devamını oku »

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*