Jeffrey C. Alexander Kimdir?

felsefe Nedir

Jeffrey Charles Alexander Amerikalı bir sosyolog ve dünyanın önde gelen sosyal teorisyenlerinden biridir.

Çağdaş sosyoloji okulunda “güçlü program” olarak anılan kurucu figür.

Alexander yapısal işlevselci teorinin güçlendirilmesi için bu teoriye çatışma ve öznel anlam kavramlarının dahil edilmesi ve sistem bütünleşmesi, alt sistemlerin yorumlanması ve denge gibi kavramların verili olarak kabul edilmemesi, sorgulamaya açık eğilimler olarak görülmesi gerektiğini ileri sürmüştür.

Yeni işlevselcilikle ilgili ABD’de yapılan çalışmalarda en öne çıkan isim J. Alexander’dır. Alexander Parsons’ın teorisinin hâlâ çok etkili olduğunu belirtmiş, bu teoriyi fazla indirgemeci olmakla ve çatışma ve gerilime yeterince yer vermemekle eleştirmiş ama bu eksikliklerin giderilebileceğini savunmuştur (Ritzer ve Smart, 2001:148).

Alexander sosyolojik çalışmaların bir tarafta soyut, genel ve metafizik, diğer tarafta somut, ampirik ve olgusal olanın yer aldığı bir süreklilik içinde anlaşılabileceğini, çalışmaların bu çizgi üzerinde bir noktaya yerleştirilebileceğini ileri sürmüştür, bu açıdan Alexander’ın yeni-işlevselciliği, sosyal bilimlerin post-pozitivist kavramsallaştırmasına dayanır. Bu kavramsallaştırma içinde düz bir çizgi üzerinde Alexander bir uca ön varsayımları, toplumsal süreç ve sistemleri betimleyip açıklamaya çalışan genel modelleri, ideolojik yönelimleri yerleştirir ve bunları “genelleştirilmiş söylem” olarak ifade eder. Diğer uca ise gözlemsel ifadeleri, metodolojik varsayımları, önermeleri yerleştirir, bunları “araştırma programları” olarak ifade eder ve bu tip sosyolojik araştırmaların, belirli ampirik yapı ve süreçleri açıklayıp yorumlamaya çalıştıkları için nispeten sorunsuz olduğunu düşünür. Bu iki uç arasında ise kavramlar, tanımlar, sınıflamalar ve kanunlar yer alır. Hem genelleştirilmiş söylem hem de araştırma problemleri problem çözme etkinlikleridir, ancak genelleştirilmiş söylem, ampirik yönü nispeten muğlak olan soyut konulara yönelir ve neredeyse felsefi sayılabilecek çözümler sunarken araştırma programları, mesela bir toplum içinde toplumsal hareketliliğin kökenleri gibi daha belirli ampirik konularla ilgilenir (Colomy, 1991:272-3).

Bu kavrayış içerisinde Alexander makro ve mikro sosyoloji arasında bir köprü kurulabileceğini düşünmüş, hem düzene hem de eyleme ağırlık vermiştir. Klasik ve modern teorileri birleştirmeye, fenomenolojik bakış açısını yapısalcılıkla eklemlendirerek mikro ve makro düzeyleri birleştirmeye çalışmıştır. Bununla birlikte Alexander, Yeni işlevselciliğin sadece yapısal işlevselciliğin bir revizyonu ya da olgunlaştırılması olmadığını düşünür, ona göre bu yeni yaklaşım, yapısal işlevselciliğin kurucusu olan Parsons’dan farklılaşıp uzaklaşmasını ve başka teorilerle zenginleşmesini sağlayacak bir yeniden inşa sürecidir (Alexander ve Colomy, 1990).

Metateori, iki ya da daha fazla teoriyi kapsayan geniş bakış açısına verilen addır. Alexander da sosyolojik teorinin tüm kısımlarını içine alacak bir teori ve sosyoloji için genel bir teorik mantık geliştirmeye çalışmakta, dolayısıyla bir metateori geliştirmeye çalışmaktadır. Bununla birlikte kavramsal olarak her şeyi sıkı bir şekilde birbirine bağlayarak kapsamaya çalışmamakta, genel bir metodolojik mantık çerçevesinde farklı düzeylerdeki ve farklı ampirik alanlardaki çalışmaları organize eden daha gevşek bir yapı kurmaya çalışmaktadır (Alexander ve Colomy, 1990:52).

Alexander yeni işevselciliğin temel yönelimlerini şöyle açıklamaktadır (Ritzer, 2008:262-3):

(a) Yeni işlevselcilik, toplumu, birbiriyle belirli bir desen içinde etkileşimde bulunan çeşitli parçaların oluşturduğu bir yapı olarak görür. Bu etkileşim deseni, sistemin çevresinden farklılaşmasını sağlar. Sistemin parçaları birbirlerine simbiyotik olarak bağlıdırlar ve etkileşimleri de dış güçler tarafından belirlenmez. Bu açıdan yeni işlevselcilik tek nedenli indirgemeciliği reddeden, açık uçlu ve çoğulcu bir teoridir.

(b) Alexander yeni işlevselciliğin yapısal işlevselcilikte olduğu gibi toplumsal düzenin neredeyse sadece makro düzeye ve toplumsal yapılara odaklanma eğiliminden kaçınması ve eyleme de düzene de eşit ağırlık vermesi gerektiğini savunur. Alexander, geleneksel yapısal işlevselciliğin toplumu kendi kendine işleyen makro bir sistem olarak gören genel anlayışınının içine bir takım etkileşimci ögeleri yerleştirmeye, böylece yapısal işlevselciliği eleştirilere karşı daha güçlü bir teori haline getirmeye çalışmaktadır. Diğer bir deyişle işlevselciliği hem toplumu kendi kendine yetebilen bir organizma olarak gören hem de toplumun değişime ilişkin dinamik yönlerini de görebilecek bir teori haline getirmeyi amaçlamaktadır. Bu çerçevede bireyle toplumu kavramsal olarak birbirine bağlamaya çalışan Alexander’a göre mikro düzeyde, yani etkileşim düzeyinde gerçekleşen eylem, toplumsal değişmenin gerçekleşmesini sağlayabilecek olan bir aracıdır, ancak bireysel irade, belirli bir toplumsal düzen çerçevesi içinde yer alır, yani bireylerin eylemleri her ne kadar değişimi sağlayabilse de toplumsal güçler tarafından şekillendirilmiş eylemlerdir.

(c) Yeni işlevselcilik alt sistemler, bütünleşme ve denge gibi kavramların geleneksel yapısal işlevselcilikte olduğu gibi verili kabul edilen sonuçlar olarak değil, toplumsal olasılıklar olarak görülmesi gerektiğini ve sistemlerin ampirik gerçekleriyle kıyaslanması gerektiğini savunur, bu açıdan geleneksel yapısal işlevselciliğe oranla daha az indirgemecidir.

(d) Yeni işlevselcilik kişilik, kültür ve toplumsal sistem hakkında geleneksel yapısal işlevselci bakış açısını kabul eder. Bununla birlikte Alexander Marx’ın materyalist yapılarla ilgili ve Durkheim’ın da sembolizmle ilgili görüşlerinden, fenomenoloji ve sembolik etkileşimcilik gibi çeşitli teorilerden yararlanarak Parsons’ın yapısal işlevselciliğinin idealist önyargılarını kırmaya, özellikle kültür gibi makro-öznel olgulara daha materyalist bir açıdan bakmaya çalışmıştır. Geleneksel sosyal bilim yaklaşımlarının kültüre çok az yer verdiğini düşünen Alexander, insan aracılığı konusunda özellikle kültürün rolü üzerinde durur, toplumsal yapının kültürün parçaları olan sembolik kodlar ve anlamlarla nasıl yeniden üretildiğini göstermeye çalışır (Ritzer, 2008:261). Bireylerin kültürel inançlarının ve eylemde bulunma biçimlerinin hem kültürün kendisinin kanunları olduğunu hem de bu kanunları güçlendirdiğini, bu nedenle kültürün rolünün eylemden ayrılamayacağını düşünür. Her ne kadar sosyologlar, bireylerin deneyimlerinin altında yatan kültürel değerleri sınıflandırabilirlerse de eylemde bulunan bireyler bu sınıflandırmanın farkında olmazlar, böylece Alexander kültürü, geleneksel yapısal işlevselcilikte olduğu gibi nispeten soyut ve pasif bir kavram olarak görmez.

(e) Yeni işlevselcilik toplumsal değişmeyi sosyal, kültürel ve kişilik sistemleri içindeki farklılaşma süreci olarak ele alır ve toplumsal değişmenin uyumun değil, bireysel ve kurumsal gerilimlerin yarattığı bir sonuç olduğunu savunur. Alexander’a göre toplumsal düzen varlığını sürdürmektedir, toplumsal değişim ya da bu değişimi sağlamaya yönelik toplumsal hareketler, topluluğa ya da topluma zıt değildir. Toplumsal hareketler sivil toplumu güçlendirmeyi ve ideal topluma ulaşmayı amaçlayan hareketlerdir. Alexander için sivil toplum, demokrasinin topluluksal boyutudur ve günümüzün karmaşık ve parçalı demokratik toplumlarını anlamak için çok önemli bir kavramdır (Ritzer, 2008:261).

(f) Yeni işlevselcilik kavramsallaştırma ve teorileştirmenin, sosyolojik analizin diğer düzeylerinden bağımsız olması gerektiğini savunur. Bu bakış açısında sosyolojik metodun yerini idealizm, materyalizm ya da pozitivizmin ve bunların muhtemel sentezlerinin felsefi alternatifleri almaktadır (Smikun, 2005).

Kaynak: T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 3781, AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 2595

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*