Hegel’in Devlet Felsefesi, Devlet Anlayışı

felsefe Nedir

Hegel, felsefeyi üç ayrı alana ayırmıştı: mantık, doğa felsefesi ve tin felsefesi. Tin felsefesini de üç alt bölüme ayırmıştır: öznel tin, nesnel tin ve mutlak tin. Hegel, nesnel tin‘i daha sonra “Hukuk Felsefesi” adlı eserinde ayrıntılı bir şekilde işlemiştir. Bu eserinde Hegel, nesnel tin’in kendisini yasa, ahlaklılık ve ahlaklı yaşam olarak dışa vurduğunu söylemiştir. Ve dolaysıyla devlet, bu eserde nesnel tin’in doruk noktası olarak tanımlanmıştır.

Nesnel tin, insan bilincinin kendisine döndüğü alan olarak görülür. Bu alanda insan kendi özgürlüğüne kavuşmaktadır. Ancak bu özgürlük insana verilmiş bir özgürlük değildir. İnsan bu özgürlüğünü dolaylamalar yaparak elde etmiştir.

İnsanın tarihi, onu çevreleyen doğa ile ilişki içine girerek kendi öz bilincine kavuşmasının tarihidir. Bu da ancak eğitim ve kültür yoluyla olur ve bunların sonucunda insan özgür hâle gelir. İnsanın özgürlüğü bir efsane olan doğal durumun içinde olamaz. O, özgürlüğünü ancak doğal durumu aşmaya çabalayarak elde edebilir. İnsan eğitim ve kültür yoluyla doğal durumundan çıkar ve doğayı dönüşüme uğratır. Dolayısıyla Hegel için “Kültürün ve eğitimin nihai anlamı, özgürlüğü sağlamak ve onu daha üst düzeye çıkartmak”tır sonucuna varmak mümkündür.

Doğanın bu şekilde dolaylanması insanı özgürlüğüne doğru götürür. Yani insan doğayı olduğu gibi bırakmayıp kendi istek ve tasarımlarını onun üzerinde gerçekleştirdikçe özgürleşir. İnsan, kendi bilincini doğaya yansıttığı ölçüde doğayı aşmış olur. Eğitim ve kültür yoluyla insan ahlaki bir varlık haline gelmiştir.

Hegel, “Hukuk Felsefesi”nde ahlaki yaşamı üç aşamaya indirger:

  1. Doğal tin ya da toplumsal biçimiyle aile
  2. Tin’in görünümü ve bölünmesi olarak sivil toplum
  3. Devlet

Hegel’in toplum ve siyaset felsefesi hakkındaki görüşleri anlatılırken genellikle devlet merkezi bir yere konulmaktadır. Kuşkusuz Hegel’in toplum ve siyaset felsefesindeki görüşlerinde devlet, çok önemli bir yere sahiptir. Ancak, devletten önceki aşamalar olan aile ve sivil toplum doğru bir şekilde anlaşılamaz ise devlet hakkındaki görüşleri de yanlış anlaşılabilir. Böylece Hegel’in devleti hangi temellere oturttuğunun daha iyi anlaşılabilmesi mümkündür. Zaten Hegel’in kendi eserinde de devlet aşamasından önce aile ve sivil toplum aşaması gelmektedir.

Ahlaki hayatin bu üç aşaması aynı zamanda insan ilişkilerinin üç farklı biçimine tekabül etmektedir. Hegel’e göre insan, diğer insanlarla bu üç farklı ilişki tipinden birine yerleştirilir.

Aile ilişkisinde insan, kişisel bir fedakârlık içerisindedir. Aile içinde kişi, kendini değil diğer aile bireylerini dikkate alır ve diğerleri için fedakarlıklar yapmaya hazırdır. Çocuklarının yaşaması için çalışır, yaşlı insanların rahatı ve sağlığı için kendinden fedakârlıklar yapar. Tüm bu yapılan şeyler ötekine yönelik fedakârlıklardır. Tüm bunları yapan kişi, kendi kişisel faydası için değil, aile bağları denilen bağlarla bağlanmış olduğu başkalarının faydaları için yapar. Ama bu başkaları dediğimiz kişiler belli bir biçimde sınırlandırımıştır. Başkası için yapılan bu fedakârlıklar, tüm herkes için değil belirli kişiler için yapılmıştır. Tüm çocukların ve tüm yaşlıların faydaları için değil; insan yalnız kendi çocukları ve ailesi için fedakârlıkta bulunur.

Ahlaki hayatın ikinci aşaması ise sivil toplumdur. Sivil toplum evrensel egoizmin hâkim olduğu alandır. Bu alanda ben diğer herkese, kendi amaçları açısından yaklaşır ve buna göre davranır. Bunun en açık ve belirgin olduğu yer ise ekonomik yaşamdır. Ekonomik yaşam içinde ben, başkalarının istek ve ihtiyaçlarını gidermek için değil; kendi amaçlarına ulaşmak için alım-satım yapar. Diğer insanların istek ve ihtiyaçlarını, kendi amaçlarına ulaşmak için kullanır. Böylelikle ben’in amaçları diğer insanların ihtiyaçlarıyla dolaylanır. Ekonomik yaşam içerisinde, diğer insanların ihtiyaçları ben’in üreteceği, alıp satacağı şeylere bağlıdır. Ve bu ilişki sayesinde benin durumu daha iyi hâle gelir. Ben daha çok zenginleşir, amaçlarına ulaşır. Özetle sivil toplum alanında insanlar kendi kişisel çıkarlarına göre davranırlar.

“Soyut hukuk çerçevesinde, gereksinimler sistemi olarak burjuva toplumu sadece kendini sürdürmeye yönelik doğal istem ve gereksinimlerin doyurulması doğal alanı üzerinde temellenmiş görünüyor.”

Hegel’in Devlet Anlayışı

Ahlaki hayatın son aşaması ise devlettir. Hegel’e göre, geleneksel liberal teorilerin aksine, devlet, bireyin yaşamını ve güvenliğini korumak için anlaşma ile kurulmuş bir şey değildir. Hegel, devletin bu kadardan ibaret olmadığını, bundan daha yüksek bir şey olduğunu düşünür. Devlet, Hegel için aile ve sivil toplumun aksine; evrensel fedakârlığın hâkim olduğu alandır. Devlet alanında bireyler kendi öz çıkarları için değil, diğer bireylerle bir arada yaşamak için dayanışma içinde davranırlar. Bu açıdan bakıldığında devlet ve aile arasında bir yakınlık görülebilir. Ancak devlette insanların davranışları ailedeki gibi biyolojik bağlarla belirlenmez. Devlete mensup insanlar eylemlerini özgür bir bilinçle yaparlar.

Hegel’e göre devlet içinde yurttaşların davranışları kendi öz çıkarlarına bağlı değildir. Yurttaşlar kendi can güvenlikleri ve mallarının güvenliği için savaşmazlar ya da kendine hizmet sağlanması için vergi ödemezler. Yurttaşlar, devletin diğer üyeleri için fedakârlıkta bulunurlar. Yurttaşlar dayanışma ve toplum ruhu içerisinde davranırlar.

Kaynak: İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Felsefe Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, “Hegel’de Devlet ve Akıl İlişkisi”, Can Karaböcek, Sayfa: 58-62

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*