Gündelik Yaşam Sosyolojisi Nedir?

felsefe Nedir

Gündelik yaşam sosyolojisi, çok sayıda alt alana sahip olan ve bu kitapta ele alınan sembolik etkileşimcilik, fenomenoloji, etnometodoloji dışında varoluşçu sosyoloji, dramaturji, konuşma analizi, duygu sosyolojisi, etiketleme teorisi, postmodern sosyoloji gibi birbirinden ayrı ama ilişkili bir dizi teorik yaklaşımdan oluşan bir alanı ifade etmek için kullanılan bir terimdir.

Bu nedenle Gündelik Yaşam Sosyolojileri olarak da adlandırılan bu alanı oluşturan sosyolojik yaklaşımlar niteliksel yöntemi benimsedikleri için metodolojik olarak ortak bir paydaya sahiptirler, ayrıca hepsi küçük grupların etkileşimlerine odaklanır ve topluma, toplumun üyelerinin gözünden bakmaya ve mümkün olduğunca bu üyelerin bakış açısını olduğu gibi yansıtmaya çalışırlar (Fontana, 2005:773-4).

Gündelik yaşam sosyolojisi/sosyolojileri alanında yer alan teorilerin çoğu kendilerini bu şekilde sınıflandırmamış, bu terim ilk olarak Jack Douglas ve öğrencileri tarafından kullanılmıştır (Fontana, 2005:774).

Douglas, sosyolojinin ya gündelik yaşamı daha iyi anlamamıza ya da gündelik yaşamlarımızı iyileştirmeye yönelik olduğunu ileri sürmüş, bu nedenle sosyolojinin, gündelik yaşamı anlamakla başladığını ve gündelik yaşamı anlamanın bütün sosyolojik teori ve araştırmaların temeli olması gerektiğini savunmuştur (Douglas, 1971:3).

Gündelik yaşam sosyolojisindeki teorik yaklaşımlardan biri Varoluşçu Sosyolojidir. Varoluşçu sosyoloji, antik Yunan kültürüne dek uzanan felsefi bir gelenek içine yerleştirilebilecek bir sosyolojik yaklaşımdır ve gündelik yaşam sosyolojisindeki teorik yaklaşımlar içinde en yenisi olarak kabul edilir. Varoluşçu sosyolojiyi diğer gündelik yaşam teorilerinden ayıran özellikleri, alt alanları birleştirerek aktörün ve toplumsal dünyanın daha karmaşık, çelişkili ve çok boyutlu bir anlayışını geliştirmiş olması, insanların tamamen rasyonel ya da sembolik olmadığını ve duyguları temelinde eylemde bulunduklarını ileri sürmesidir (Adler ve Adler, 1987: 223).

Varoluşçu sosyologlar toplumu farklı grupların; birçok gruba ait olduğu için kendi içlerinde bölünmüş olan insanların oluşturduğu, gücü elde etmeye yönelik çabalarla bölünmüş, karmaşık ve çoğulcu bir yapı olarak görürler. Toplumdaki çeşitli gruplar diğer gruplardan bazı şeyler saklamak istediği için insan etkinliği dışarı sunulan gerçeklik ve içeridekiler için saklanan gerçeklik şeklinde iki gerçekliğe sahiptir ve insanlar diğerlerine gösterecekleri imajı yönetebilirler. Bu nedenle varoluşçu sosyolojiye göre araştırmacılar insanın ve insan toplumunun doğasını ortaya koyabilmek için ön planda görünen imajların içine sızabilmeli, grubun kendisine sakladığı gerçekliği de ortaya koyabilmelidirler (Adler ve Adler, 1987:223).

Gündelik yaşam sosyolojisinde öne çıkan alanlardan biri de duygu sosyolojisidir. Bu alanın gelişmesinde büyük ölçüde katkıları bulunan gündelik yaşam sosyologlarına göre duygular etkileşim sürecinde ve etkileşimle ilişkili olarak meydana gelirler (Adler ve Adler, 1987:224). Duygu sosyolojisi alanındaki çalışmalar genel olarak organistik ve inşacı olmak üzere iki ana yaklaşım hâlinde incelenebilir. Organistik yaklaşım duyguların organik kökleriyle ilgilenir, buna göre duygular bilişsel olarak oluşmazlar, düşünmeksizin, güdüsel olarak ortaya çıkarlar ve toplumsal etkileşim, derinlerdeki birtakım duyguları tetikler. Dolayısıyla bu yaklaşımın insan davranışı anlayışı, bireylerin iç karakterlerini vurgulayan bir anlayıştır ve bu yaklaşım içinde yapılan çalışmalar, insanların duygularının toplumu ve toplumsal yapıyı onaylamak, sürdürmek veya değiştirmek için nasıl harekete geçtiklerine odaklanırlar. Örneğin Kemper, 1978 yılında yaptığı çalışmada toplumsal ilişkilerdeki güç ve statünün vücut kimyasını nasıl etkilediğini incelemiştir (Adler ve Adler, 1987:224).

Duygu sosyolojisi içindeki diğer yaklaşım olan inşacı yaklaşım ise duyguların biyolojik yönleri üzerinde durmak yerine duyguları oluşturan ve harekete geçiren psikolojik süreçlerin nasıl biçimlendiğini, nasıl yapılandığını ve bunlara nasıl anlam atfedildiğini inceler. Bu yaklaşıma göre duygular ancak gündelik yaşam deneyimleri sırasındaki etkileşim sürecinde ve bu etkileşim tarafından etiketlenir, değerlendirilir ve yönetilirler, dolayısıyla duygular gündelik yaşam deneyimlerinden bağımsız olarak var olamazlar; duyguları yaratan, şekillendiren, harekete geçiren şey gündelik yaşamdaki deneyimlerdir (Adler ve Adler, 1987:225).

Bu yaklaşım içinde yer alan çalışmalardan bazı örnekler vermek gerekirse, Hochschild yaptığı çalışmalarda (1979,1983) toplumsal rehberlik aracılığıyla etkileşimlere veya ilişkilere yapısal olarak yön veren duygu kuralları üzerinde durmuş, insanların duygularını bu kurallara uydurmaya çalıştığını, bunun da duyguların metalaşmasına neden olduğunu savunmuş, daha sonra duygu kuralları üzerine yapılacak olan başka çalışmalara kavramsal bir çerçeve sağlamıştır. Bir başka örnek vermek gerekirse Shott, 1979 yılında yaptığı çalışmada diğer insanlara karşı hissettiğimiz empati duygusunun toplumsal düzenin ve toplumsal kontrolün sürdürülmesini garanti altına alan bir mekanizma olduğunu savunmuştur (Adler ve Adler, 1987:225).

Duygu sosyolojisi, duyguların toplumsal etkileşim sürecinde ve bu etkileşimle ilişkili olarak meydana geldiğini savunan ve temel olarak gündelik yaşam deneyimleri ile duygular arasındaki ilişkiyi inceleyen bir alandır. Duygu sosyolojisinde yapılan bunlar gibi çeşitli çalışmalar, toplumun, aktörlerin toplumsal normlara uymasını sağlamak için kullandığı çeşitli yolları görmemizi sağlamaktadır.

Her ne kadar gündelik yaşam sosyolojisi alanını oluşturan çeşitli teoriler arasında farklılıklar olsa da bu alan genel olarak makrososyolojiyi tek nedenli bir nedensellik anlayışına sahip olmakla, gündelik yaşamın karmaşıklığını anlayamamakla ve pasif ve baskı altında bir aktör anlayışına sahip olmakla eleştirir (Adler ve Adler, 1987:218). Özne-nesne ikiliğini büyük ölçüde reddederek özne (bilen) ile nesnenin (bilinen) bilimsel ilkelere göre etkili bir şekilde birbirinden ayrılamayacağını vurgular (Adler ve Adler, 1987:219).

Gündelik yaşam sosyologları, insanların, kendi bağlamları ve gündelik yaşam dünyasının bütünselliği içinde çalışılması gerektiğini ve araştırmacıların bireyler ve grup üyeleriyle zaman geçirerek katılımcı gözlem veya derinlemesine görüşme gibi tekniklerle onların bakış açılarını anlamaya çalışmaları gerektiğini ileri sürerler (Fontana, 2005:774). Gündelik yaşam sosyolojisi genel olarak yapıdan kopuk olmakla; politik faktörleri görmezden gelmekle; odağı ve bulguları açısından önemsiz olmakla, büyük ölçüde çağdaş olana odaklanarak tarihi dışlamakla eleştirilmiştir (Adler ve Adler, 1987: 229-30).

Kaynak: T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 3781, AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 2595

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*