Muhafazakârlık ve Devrimcilik

felsefe Nedir

Muhafazakârlık, geçmişten bu yana gelen maddi ve manevi toplumsal değerleri koruma ve sürdürme çabası olarak anlaşılabilir. Kuşkusuz bu toplumsal değer ve kazanımları koruma ve sürdürme çabası, bütünsel ya da tikel bir tarzda ileri sürülebilir.

Toplumsal değişime karşı bütünsel bir direnç, tepkisel ve totaliter bir tutuma dönüşebilir. Tikel ve seçici bir muhafazakârlık her politik anlayışta görülebilir ve makul karşılanabilir. Toplumların tarihinde yüzyılların birikimiyle oluşmuş iyi ve korunması gereken değerler olduğu gibi, olumsuzlanması ya da iyileştirilmesi gereken değerler de olabilir.

Politik bir anlayış ve yönelim olarak muhafazakârlığın, reel politik durumdan hoşnut iktidar sahiplerine özgü bir yanı olduğu söylenebilir. Politik iktidarın ve onun getirdiği kazanımların korunması anlaşılabilir bir dürtü ve irade olarak karşımıza çıkar. Muhafazakârlık muhalefetin ve iktidardan düşmüş sınıf ve grupların da bir özelliği olabilir. Bu bağlamda Fransız Devrimi sırasındaki Jakoben Devrimci Terör karşısında eski aristokrat sınıfın, muhafazakâr özlemlere sahip olduğu rahatlıkla söylenebilir.

Muhafazakârlıktan farklı olarak devrimcilik, Fransız Devrimi’yle belirginleşip ortaya çıkmış olan politik bir anlayıştır. Kuşkusuz toplumsal yaşam ve ilişkilerde radikal, yani köktenci ve sistemli değişimlerin gerekliliğini savunan devrimci anlayış ve yönelişler, tarihin her döneminde farklı biçim ve içeriklerle ortaya çıkmışlardır. Fakat ilkin Fransız Devrimi ve onun zeminini oluşturan modern ve aydınlanmacı düşünceyle birlikte, tarihsel geçmişe yönelik köktenci eleştiriler ve olumsuzlamalar felsefi ve politik bir söylemin olgunluğuna kavuşmuştur.

Siyasal alanda bütünsel devrimci söylem, modern ve aydınlanmacı düşüncenin eleştirisiyle birlikte gözden düşmeye ve mevzi kaybetmeye başlamıştır. Reel sosyalizm deneyimin başarısızlığı, Batı dünyasını derinden sarsan iki büyük dünya savaşının etkisiyle oluşan post-modern politik kültür ortamı, modern ve aydınlanmacı bir perspektif üzerinde biçimlenen devrimci politik söyleme uygun görünmemektedir. Siyasal iktidarı tümüyle devirip alt etmeyi hedeflemeden, kapitalist liberal sistem içinde bazı iyileştirmeler ve dönüşümler öngören reformist ve evrimci politik anlayışlar, günümüz toplumsal gerçekliğinde daha meşru ve makul görünmektedir.

Küresel kapitalist sistem tarafından mağdur edilen ve dışlanan halkların radikal öfkesiyle örgütlenen politik grupların bir kısmının, daha dinsel ve teokratik bir anlayışa sahip oldukları görülmektedir. Bu liberal kapitalizmin modernizm projesine ve onun yol açtığı devasa sorunlara, iktidardan dışlananların modern-öncesi totaliter bir muhafazakârlıkla karşı durma çabası gibi görünmektedir.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer Yıldırım

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*