Yazar ve Düşünürleriyle Hümanizm

felsefe Nedir

Hümanizm, 14. yüzyılın sonu ve 15. yüzyılın başında Orta Çağ’ın skolastik eğitimine tepki olarak Floransa ve Napoli’de ortaya çıkan, bireyin eğitimini ön planda tutan, özellikle kendisini güzel ifade etme becerilerini geliştiren studia humanitas olarak özetlenen gramer, retorik, tarih, felsefe, ahlak felsefesi konularında eğitim ve öğretimle bilinçli birey ve vatandaş yetiştirmenin hedeflendiği bir düşüncedir.

Hümanizmi bir eğitim reformu olarak değerlendirmek gerekir. Avrupa’da kadınların da toplum yaşantısına katılması ve okuryazarlığın artırılmasına yönelik çabalar bu dönemde gerçekleştirilmiştir. Bu sayede toplumsal örgütlenmelerde kadınlar da yer alacaktır.

Italyan hümanizminde yazar Dante Alighieri (1265-1321) bir başlangıçtır. Bu nedenle Orta Çağ’dan çok Rönesans düşüncesine yakındır. İnsanın tutkularını, çelişkilerini, toplumdaki sıkıntılarını eserlerinde işlemiş ve skolastik eğitime ve ruhban sınıfının liderlerine eleştirel bakış açısıyla bazı çevrelerden tepki almıştır. Toskana dilinde yazan Dante’nin İtalyan diline katkısı büyüktür.

İLAHİ KOMEDYA: Dante’nin İlahi Komedya (Divina Commedia) adlı eseri dünya edebiyatının başyapıtlarındandır. Eser bir komedi değil, bireyin evrendeki konumu üzerine Dante’nin bakış açısıdır. Cehennem (İt. Inferno), Cennet (İt. Paradiso), Araf (İt.Purgatorio) bölümlerinden oluşan epik tarzda yazılmış eserde, Dante’nin Aristoteles’den etkilenerek evren kurgusunu ortak merkezli küreler dizgesi şeklinde anlatması ve dış merkezli kürelerin olmadığını vurgulaması önemlidir.Yerkürenin merkezinde yer alan cehennemi dehliz şeklinde tasvir etmiş, merkezde de şeytanın yer aldığını ifade etmiştir. Varoluşun insana ait olduğunun anlatıldığı metinde, Cennet gökyüzüdür, Araf dağı dünyanın ortasından, cehennemin içinden çıkar. Araf Dağının zirvesinde yer alan Cennet, Adem ve Havva’nın kovulduğu yer olarak anlatılmıştır.

Hümanizmin bir başka önemli etkin ismi Francesco Petrarca (1304-1374) ve öğrencileridir. Aslen şair ve dilbilimci olan Petrarca’ın da İtalyan dili ve gramerine katkısı büyüktür. Şairin, Homeros’dan etkilendiği gözlemlenmektedir. Eserlerinde iyi bir yaşamın ve insanın bu yaşamda kendisinin farkındalığında olması düşüncesi egemendir.

Bir diğer önemli hümanist isim, İtalyan şair, yazar Giovanni Boccaccio (1313- 1375), Decameron adlı eserinde 1348’de kara veba ile yıpranan Floransa’da asil ve zengin ailelerinin hayatlarını kaleme almıştır.

Petrarca ve Boccaccio’nun eserlerinin bugüne ulaşmasını sağlayan Venedikli Pietro Bembo (1470-1547)’dur. Petrarca ve Boccaccio, Homeros, Aristoteles ve Euripides’in eserlerine ve İtalyan antik kültüre ve arkeolojik eserlere olan ilgileriyle de bilinir.

Seçkin ailelerden Lorenzo Medicis, bu çağda Floransa sanatının destekleyicisidir ve antik felsefe ve edebiyata olan tutkusundan dolayı, Galileo’nun da ders verdiği Pisa Üniversitesinin (1343) yapılanmasına destek vermiştir. Floransa’da oluşan bu Yunan eserlerine dönüş ve eğitimde yenilik, Avrupalı gençlerin gelip eğitim almasını da sağlamıştır. Floransa etkilerinin kuzeye yayılmasını sağlayan bu girişimler İngiltere’de Thomas Linacre’ın (1460-1524) tıp eğitimi alması ve Krallığa Bağlı Tıp Okulu’nu kurması, William Grocyn’nin (1446-1519) Oxford’da eski Yunancayı öğretmesi, John Colet (1467-1519) Londra’da, İncil’i inceleyen teoloji ağırlıklı St. Paul Okulu’nu kurmasıyla sonuçlanır.

15. yüzyılda eleştirel düşüncenin gelişmesinde hukukçu ve eğitimci Lorenzo Valla (1407-1457) kentlerde verdiği konferanslarla halkı bilinçlendirmeye çalışır. Zevk Üzerine (De Voluptate) adlı eserinde, Epikür felsefesinden yola çıkıp bireyin kendisini mutlu eden şeyleri öz iradesiyle yapabileceğini öne sürmüştür. Lorenzo Valla (1407-1457) özellikle teolojik eserlerin orijinallerinin okunması görüşünü savunur.

Soylu bir aileden gelen Pico della Mirandola (1463-1494) hümanizm idealini özetleyen İnsanın Onuru Üzerine (De hominis dignitate) adlı kitabında din, felsefe, doğa felsefesi üzerine görüşlerini özetler. Kitapta öne sürdüğü savlar Platon, Neoplatonizm, Aristoteles ve Hermetik görüşlerle bireyin özgür iradesi, kendini ve doğayı keşfi, bireyi birey yapan özellikler ve mutlak realite kavramlarını içerir.

Platon’un din felsefesi konusundaki yeni çözümlemeleri, yani Neoplatonizm düşüncesi bu çağda özellikle Floransa’da Medici ailesi tarafından ön plana çıkarılmış ve üniversitelerde eğitimin bir parçası haline gelmiştir. Marsilio Ficino (1433- 1499, Platon’nun eserlerini Latince’ye çevirmiş, Floransa Akademisi’nde Platon okulu açmaya çalışmıştır. Ficino, Avrupa’da felsefe eğitiminin gelişimine de katkıda bulunmuştur. Ruhun ölümsüzlüğü üzerine yazdığı Platon Teolojisi Ruhun Ölümsüzlüğü (Theologia Platonica de immortalitate animae) adlı eseri Katolik kilisesi tarafından hoş karşılanmamışsa da, Katolik kilisesi daha sonra Protestanlar tarafından kabul gören ruhun ölümsüzlüğünü düşüncesini kabul etmiştir. Yaşam Üzerine Üç Kitap adlı eserinde birey sağlığının önemi, yaşamın insan bedeninde varlığı ve ruhun bedenle ilişkisini incelerken neoplatonist düşüncelerini yansıtır. Aynı zamanda insan davranış ve sonuçları üzerinde durur.

Protestan Reformunun yaygınlaşmasını sağlayan, bireyin kendi dilinde okuyabileceği kitapların basımları (incunabula) İtalyan hümanizminin kısa bir süre içinde kuzeyde Fransa, Almanya, Hollanda ve İngiltere’de yayılmasını sağlar. Protestan Reformunu tetikleyen önemli etkenlerden biri de klasik çağ eserlerinin her dilde yazılı kopyasının basılmasıdır. Siyaset felsefesi, toplum yönetimi konusunda ilkleri ortaya atan Floransa’da, aynı zamanda yönetici, diplomat, oyun yazarı olan Machiavelli (1469-1527) siyasetbilim alanında önemli bir isimdir. Medicis ailesinin Floransa’da yönetimde olmadığı 1498-1512’de görevde bulunan Machiavelli, siyasi ve politik gücün temellerini irdelediği kitabı Prens (Il Principe)’i yazar.

PRENS: İtalyan Nicola Machiavelli (1469-157) bu ünlü, kitabında iyi bir prensin yönetimde etkin olması için neleri yapması gerektiğini tartışır; kamu yönetimi ve siyasetbilim konusunda sunduğu önerilerle Platon ve Aristoteles’in hayali toplum ve idare kavramlarından çok, çağın yaşanan gerçekliğinden örneklerleriyle dikkat çeker. İtalya’da siyasal birliğin sağlanamadığı yıllarda (bir tarafta Papalık, diğer tarafta Venedik, Ceneviz, Floransa gibi güçlü kent devletleri ve Napoli Krallığı) yazılan bu kitap, İtalya birliğini sağlayabilme düşüncesiyle kaleme alınmıştır. Kitap, yönetim biçimi olarak mutlak monarşiyi savunarak, Prens’i onun temsilcisi kılar ve Devletin gücünü her şeyin üstünde bir güç olarak tanımlar. Siyasi edebiyata yerleşmiş olan Makyavelizm terimi, amaca ulaşmak için her tür araç ve gücü meşru sayan ve bireyi araç olarak gören ideolojik bir rejim anlayışını dile getirmektedir.

Kaynak: T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 2299, AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 1296

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*