Felsefe.Gen.TR

Büyük bilinç teorisi üzerine çalışmış, pek tanınmayan 3 kadın filozof

Büyük bilinç teorisi üzerine çalışmış, pek tanınmayan 3 kadın filozof

Bir kişiden bize herhangi bir filozof ismi söylemesini istersek, duyacağımız isim muhtemelen bir erkek ismi olacaktır. Madem öyle, şimdi bütün ışıkları bu üç kadına çevirelim: Mary Calkins, May Sinclair ve Hilda Oakeley.

Bu isimlerin her birisi birer “idealizm” savunucusudur. Bu filozoflar; bilincin, içinde yaşadığımız evreni oluşturduğunu veya bir şekilde kapladığını düşünüyorlar.

Büyük bilinç teorileri şu sıralar çok moda. Suzanne Simard gibi ekolojistler ağaçların “konuşabileceğini” ve Philip Goff gibi filozoflar basit moleküllerin temel bilinç biçimleri sergilediğini iddia ediyorlar. Şimdi size tanıtacağımız bu kadınlar, bu çiçek açan geleneğin bir parçası olarak hatırlanmalılardır.

Mary Calkins (1863-1930)

Mary Calkins, Harvard’da psikoloji ve felsefe okudu. Doktora gereksinimlerini tamamlamasına rağmen, Harvard onu cinsiyeti nedeniyle bundan mahrum bıraktı.

Calkins buna rağmen, başta 1907 tarihli “Persistent Problems of Philosophy” kitabında idealizmi savunmak olmak üzere felsefeye büyük katkılarda bulundu.

Mary Whiton Calkins

Mary Whiton Calkins

Aynı dönemde, Francis Herbert Bradley ve Josiah Royce gibi filozoflar mutlak idealizmi; yani evrenin deneyim ya da bilinçten mürekkep bir tür “dev akıl” olduğu fikrini öne sürüyorlardı. Her şeyi içerdiği için bu bilinç türüne “mutlak” diyorlardı. Calkins, mutlak idealizmi reddetmedi; fakat bunun için dört aşamalı yeni bir açıklama geliştirdi.

İlk olarak, zihinsel, fiziksel olmayan şeyler olduğu fikrini ortaya attı. Birçok filozof bu fikri kabul eder. Örneğin, Descartes gibi düalistler, zihinlerimizin fiziksel olmayan esaslar veya özelliklerle örülü olduğuna inanırlar. Calkins ise doğrudan zihinsel şeyleri deneyimlediğimizi düşünüyor: algılar, düşünceler ve duygular. Yumuşacık gri beyinlerimizin duygularımız olamayacağını, bu yüzden fiziksel olmaması gerektiğini düşünüyor.

İkincisi, Calkins, zihinsel bileşenlerin her zaman bir öz içerdiğini savunuyor. Nerede zihinsel aktivite varsa –hissetmek, hayal etmek– o aktiviteyi deneyimleyen bir öz vardır. Bunu, insan bilincinin deneyimlerini kullanarak destekler. Ne zaman içgözlem yapsam ortalıkta uçuşan “mutluluklar” ya da “üzüntüler” görmüyorum. Bunun yerine, şu duyguları yaşıyorum: Ben, kendim olarak, kendimi mutlu veya üzgün hissediyorum.

Üçüncüsü, ona göre evren “tamamen ve baştan sona zihinsel”dir. Bu nasıl mümkün olabilir? Calkins, kayaların ve çiçeklerin bizim gibi bilinçli olmadığını, “özensiz, tepkisiz, hareketsiz” olduğunu iddia ediyor. Argümanı, zihnin algıdaki rolünü vurgulayan George Berkeley’in idealizmine dayanıyor.

Gördüğün tüm kuzgunlar siyah olsaydı, tüm kuzgunların siyah olduğuna inanırdın. Benzer şekilde Calkins, bilinçli varlıklar olarak yalnızca zihinsel şeyleri deneyimlediğimizi savunuyor: algılar, düşünceler, duygular. Bilinçli bir varlık olarak dünyayı zihinsel şeyler olmadan deneyimlemek imkânsızdır: tamamen bilinçsiz bir kişi, hiçbir şey deneyimleyemez. İnsanlar yalnızca zihinsel şeyler deneyimlediğinden, bu bize yalnızca zihinsel şeyler olduğuna inanmamız için sebep verir. Calkins, eğer böyleyse evrenin zihinsel bir şey olması gerektiği sonucuna varır: o da bilinçtir.

Son olarak, kendi daha önceki akıl yürütmesine dayanarak, evrenin zihinsel bir şey olduğu gibi bir öz olduğunu da savunuyor. Calkins için Mutlak, mini benliklerimizin yanında var olan evrensel, sonsuz bir özdür.

May Sinclair (1863–1946)

Okumaya değer modernist” May Sinclair, en iyi romancı ve süfrajet olarak bilinir. Bununla birlikte, felsefe de çalışmış ve 1922’deki yeni idealizm tartışmalarında, çağın doğasını seyrederek mutlak idealizmi savunmuştur.

May Sinclair

May Sinclair

Sinclair için zaman, film makarası ya da fotoğraf dizileri gibi bölünemez anlardan oluşur. Her bir karede durağan bir deniz görünse de film ya da fotoğraf dizisi hareket ettirildiğinde dalgaların kıyıya çarpışı görülebilir. Birçok 20. yüzyıl filozofu, zamanı bu şekilde tanımlamıştır.

Zamanın bir film makarası olduğunu varsayarak Sinclair bize bir bulmaca sunuyor. Zamanın makaradaki ayrı ayrı kareleri oluşturan anları birbiriyle nasıl bağlantılıdır? Zaman neden bir andan diğerine geçiyor gibi görünür? Ona göre zaman içindeki bu anları birleştirebilecek hiçbir şey yoktur. Bu güce sahip olan tek şey, bilinçtir.

Kendi içsel deneyimimizden, zihinlerin geçmişi hatırlayabildiğini ve geleceği tahmin edebildiğini biliyoruz. Bu şekilde Sinclair, zihinlerin “andan ana”, geçmişten bugüne ve geleceğe yol aldığını iddia eder. Sonsuz zamanı bir araya getirmek sonsuz bir bilinç gerektirir ki o da “Mutlak”tır.

Hilda Oakeley (1867–1950)

Hilda Oakeley, Oxford’da lisansını tamamlamasına rağmen bir kadın olduğu için lisans diplomasından mahrum bırakıldı. Yine de bu tavır onun altı felsefe kitabı yayınlamasına ve McGill, Manchester ve King’s College London’da dersler vermesine engel olamadı.

Oakeley, idealizmin farklı bir türünün savunuculuğunu yaptı.

Hilda Oakeley

Hilda Oakeley

Calkins ve Sinclair gibi “ontolojik (gerçekliğe dayalı) idealistler”, gerçekliğin zihinsel olduğunu ifade ettiler. Buna karşılık, “epistemik (bilgiye dayalı) idealistler”, bilincin gerçeklik hakkında bildiğimiz her şeye nüfuz ettiğini öne sürerler. Örneğin Immanuel Kant, şeyleri uzayda ve zamanda algıladığımız, ancak şeylerin kendi başlarına uzamsal veya zamansal olmayabileceği görüşündeydi.

Oakeley, Kant’ın epistemik idealizmine hayrandı, ancak bu akımın ayrıntıları konusunda onunla aynı fikirde değildi.

Kant’a karşı Oakeley, zamanın dünyanın gerçek bir özelliği olduğunu savunmuştur. 1928’de Kişilik Felsefesi üzerine yaptığı çalışma, bu görüşü insanın zaman deneyimine dayandırır. Algılarımız sürekli olarak “bilinmeyenden doğar, olağandışı bir biçimde ortaya çıkar”. Bu, zihinlerimizin algılarımıza zaman yüklemediğini gösteriyor. Daha doğrusu, dış dünya bize zaman yüklüyor.

Oakeley ayrıca anılarımızın “yaratıcı” olduğunu ve deneyimlerimizi şekillendirdiğini savunuyor.

Bir atölyeye giren bir çocuk hayal edin. Pürüzlü metaller, ahşap tabakalar ve parlayan saclar görüyor. Şimdi aynı atölyeye giren bir marangoz hayal edin. Çekiçler ve testereler, planyalar ve yüzer tahtalar, ahşap sürgü vidaları görüyor. Çocuğun aksine marangoz nesneleri ayırt eder.

Oakeley, hafızanın algıları değiştirdiğini iddia ediyordu. Çocuk farklı parçalar görür; ama marangoz çekiç ve vida görür. Muhtemelen, bazı antropologlar da benzer bir teoriyi savunuyorlar: kültürünüz gerçekliğinizi şekillendirir.

Soldan sağa: Mary Calkins, Hilda Oakeley, May Sinclair.

Soldan sağa: Mary Calkins, Hilda Oakeley, May Sinclair.

Bu Önemli Filozoflar Neden İhmal Ediliyorlar?

Bu kadınlar, takdir edilmelidir.

Calkins’in “Persistent Problems” isimli yapıtı beş baskı yaptı ve Calkins, Amerikan Felsefe Derneği’nin ilk kadın başkanı oldu. Bertrand Russell, Sinclair’in yeni idealizm anlayışına övgüler yağdırdı. Oakeley, Aristotelian Derneği’nin üçüncü kadın başkanı oldu.,

Buna rağmen bu filozofların felsefeleri çok az bilinmektedir. Stanford Felsefe Ansiklopedisi’nde bu filozofların kaydı bulunmuyor ve birçok felsefe tarihi metninde de bu isimlere rastlanmıyor.

Bu ihmalin olası bir nedeni, idealizmin modasının geçmiş olmasıdır. Bir diğeri de kadın düşmanlığıdır. Ve bir başka neden daha sunuyorum: Bu filozoflar argümanlarında, muhtemelen bir tür “sezgi” olan iç gözlemi veya içsel deneyimi kullanıyorlar. 1912’de Russell, sezginin “anti-entelektüel” kullanımı nedeniyle Henri Bergson’a karşı çıkmıştır.

Belki de Russell’ın karşı çıkışı bu kadınları istemeden karanlığa itti ve bu filozofların idealist argümanlarını “felsefi olmayan” bir hâle getirdi.

Filozoflar hâlâ sezginin değerini tartışıyorlar. Ancak, son birkaç on yılda, bilinç çalışmaları, büyük bilinç teorilerinin yanı sıra iç gözlemin kullanımını yeniden gün yüzüne çıkardı. Bu durum Calkins, Sinclair ve Oakeley’in çalışmalarını yeniden açığa çıkarabilir.

 


 

Çeviri ve Derleme: Sosyolog Ömer Yıldırım
Kaynak: Three female philosophers you’ve probably never heard of in the field of big consciousness 7 Haziran 2021 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi; Doçent Emily Thomas, Durham Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri...