Pisagorculuk Nedir? Pisagor Okulu, Pisagor Akademisi, Pythagoreanism

Pisagorculuk Nedir?
Pisagorculuk Nedir?

Pythagorasçı Okul, İlk Çağ Yunan felsefesinin teolojik, bilimsel ve felsefi görüşleriyle seçkinleşmiş olan bir okuludur. Bu okulun felsefi yaklaşımına Pisagorculuk denilmektedir. Pisagorculuk, M.Ö. 6. yüzyılın ikinci yarısında Güney İtalya’da, Kroton’da Pythagoras tarafından kurulmuş, İlk Çağ Yunan felsefesinde, İyonya’da kurulmuş olan Doğu geleneği karşısında, Batı geleneğini temsil etmiştir.

Pythagorasçı Okul’un İyonya Okulu’ndan diğer bir farkı da Pythagorasçı gelenek içinde yer alan filozofların sadece bir felsefe okulu değil fakat daha ziyade dini bir tarikat ve hatta politik bir örgüt ya da cemaat meydana getirmiş olmalarıdır.

Pythagorasçılık adını kurucusu olan Pythagoras’tan alan bir Antik Yunan düşüncesidir. Düşünceleri zamanla bir okul disiplini içinde yayılmış ve korunmuştur. Bu okulun öğretilerinin önemli bir kısmı gizli olduğu için öğretinin derinlerine nüfuz edebilmek zordur. Pythagorasçılık İyonya geleneğini Atina’ya taşımıştır. Perslerin İyonya’yı fethetmelerinin ardından Milet felsefesi sona ermişti. Pythagoras’ın 580’li yıllarda doğmuş olabileceği sanılıyor.

Pythagorasçı Okul’un bir başka önemli özelliği, burada felsefeyi doğuran, felsefi düşünceyi yaratan motifin değişmesidir. Buna göre İyonya’da filozoflar, felsefeyle felsefenin bizatihi kendisi için uğraşır, salt anlamak ve bilmek amacıyla felsefe yaparken; başka bir deyişle, Doğu’da felsefenin temelinde salt teorik kaygı ya da ilgiler bulunurken, Pythagorasçılar felsefeyle salt pratik amaçlarla uğraşmışlardır.

Burada amaç, anlamak ya da öğrenmekten ziyade arınmak; bilgi yoluyla saflaşarak evren ruhuyla birleşmek olmuştur. Yani Pythagorasçılarda felsefe, varlığın nasıl ve neden meydana geldiği hakkında bir açıklama olmanın ötesine geçerek, bir yaşam tarzı olmuştur. Pythagorasçılar için amaç, insanlara evren hakkında bilgi vermekten çok, insanları kurtarmak, yani onları doğuş ve ölüm çarkının dışına çıkarmak, bu amaca ulaşabilmek için de arındırmaktır.

PİSAGORCULUK OKULUNUN FELSEFESİ

Pythagorasçılarda, madde yerine form, nitelik yerine nicelik, fizik yerine de matematik ön plana çıkmıştır. Buna göre, İyonyalıların maddeyi, bir şeyin kendisinden doğmuş olduğu maddi nedeni temele aldıkları yerde, Pythagorasçılar matematiksel ilkeleri öne çıkarmış ve bir şeyin yapısı, onun yerine getirmek durumunda olduğu işlev, yöneldiği amaç ortaya konulduğu zaman ancak açıklanmış olacağını kabul etmişlerdir. Bu yüzdendir ki İyonya Okulu filozoflarının physici diye tanımlandıkları yerde, Pythagorasçılar mathematici olarak nitelendirilirler.

Buradan da anlaşılacağı üzere, Pythagorasçılar, gerçekliğin çok farklı yön ve görünümlerini anlamanın anahtarının sayı, oran ve dolayısıyla, matematik olduğu kavrayışlarıyla Batı felsefesi içinde Platon’la güçlenip Kartezyanizmde doruk noktasına erişecek olan matematiksel düşünme geleneğinin başlatıcısı olan filozoflardır. Onlar bununla da yani varlığa ya da dünyaya ilişkin açıklamanın sayılar aracılığıyla gerçekleşecek bir açıklama olduğu düşüncesiyle de kalmayıp, dünyanın bir anlamda sayı olduğunu öne sürerek, bir sayı metafiziği geliştirmişlerdir.

Philo-sophia (bilgelik sevgisi) ifadesinin ilk kez Pythagoras tarafından kullanıldığı söylenir. Sophos kelimesi Homeros’ta da karşımıza çıkmaktadır fakat bu sözcüğü ileride felsefe disiplininin ismi hâline gelecek olan philo-sophos anlamında kullanan ilk kişi Pythagoras olmuştur. Homeros’a göre sophos, bir konudaki beceri-kabiliyet-bir şeyi sırf o bilgiden haz duymak için yapmak, ayrıca bilgelik anlamına gelmekteydi. Pythagoras da varlığın, oluşun ne olduğunu sormuş, felsefenin bir yaşam biçimi olduğunu düşünmüş, bu yaşam biçimini ifade etmek için theorikos bios (teorik yaşam) terimini kullanmıştır. Ptyhagoras’a göre 3 çeşit insan vardır: Şan, şöhret peşinde koşanlar; maddiyat peşinde koşanlar; bilgi peşinde koşanlar. Pythagoras kendisinin bilgi seven, yani philosophos olduğunu söylemiştir. Ona göre felsefe teorik bir yaşam (theorikos bios) biçimidir.

Pythagoras’a göre her şey niceliklerden oluşmuştur. Her şeyin sayılardan oluşması, evreni matematiksel ifadelerle anlayabileceğimiz anlamındadır. Modern bilimin temeli budur. Miletos okulunun felsefesinde spekülatif ve saf akıl kullanımı ağırlıklıdır. Bunlarda gözlem ve spekülasyon vardır. Dünya hakkında, kâinat hakkında deneylemeden belli bir görüş oluşturuyorlar. Temel kabullerini mitolojiden almışlardır ancak doğal olayların açıklanmasında doğal bir yol izlemişlerdir. Akılla denetlemeden ortaya temel bilgi koyamayacaklarını düşünüyorlar.

Pythagorasçılara göre evrenin merkezinde sonsuz bir ateş yanar. Bütün göksel cisimler bu ateşin çevresinde dönerler. Ateşin yörüngesinde dönen gök cisimlerinden birisi, karşı dünyadır. Bu cisimler küre olmakla beraber kendi çevrelerinde dönmezler. Dünya küre biçimindedir. Dünya bir merkezin çevresinde dönüyor ama kendi çevresinde dönmüyor. Onun için insanlar dünyanın merkezindeki ateşi göremiyorlar. Evrenin merkezindeki ateş, karşıdaki yörüngesinde karşı dünya, ondan sonra ay ve gezegenler vardır.

Pisagorcuların amacı; insanın kendisini, beden ve ruh göçüne köle olmaktan kurtarmaktır. İnsan ne denli kötü ve günahkâr bir yaşam sürerse, öldükten sonra ruhunun aşağılayıcı bir hayvan bedenine girme olasılığı o denli yüksek olur.

Pisagorcu cemaat yalnız dini nitelik taşımakla kalmamış aynı zamanda siyasî bir nitelik sergilemiş ve siyasî amaçlar belirlemiştir. Bu anlamda Pisagorculuk, Kroton ve öteki bazı güney İtalya kentlerinde uzun zaman iktidarı elinde tutmuştur. Pisagor siyasette cemaati ile uzlaşabilmiş değildir. Belki de o Kroton’dan bu nedenle uzaklaştı ve gittiği yerde de öldü.

PİSAGORCULAR ve MİLET OKULU

Yunanistan’da Milet Okulu olarak tanınan ve batı felsefesi geleneğinin başlangıcını ve köklerini oluşturan bir grup filozof, doğal fenomen için akılcı açıklamalar aramaya henüz bir nesil önce başlamıştı. Pisagor’un çocukluğu da Milet’ten fazla uzakta geçmedi. Dolayısıyla o, bu filozofları biliyordu. Milet Okulu’nun kurucularından olan Thales gibi Pisagor’un da geometrinin ilkelerini Mısır’a yaptığı bir seyahatte öğrendiği söylenir. Bu alt yapıyla felsefi düşünceye bilimsel ve matematiksel bir yöntemle yaklaşması hiç de garip değildir.

Ancak Pisagor aynı zamanda dindar ve batıl inançları olan biriydi. Reenkarnasyona ve ruhların geçişine inanırdı. İtalya’nın güneyindeki Croton’da kendisini neredeyse Mesih ilan ettiği dini bir birlik bile kurmuştu. Bu dinsel ve politik bir birlikti. Birliğin amacı, takipçilerinin politik erdemlerinin geliştirilmesi ve iyi yönetim anlayışlarının ortaya konabilmesiydi. Öğrencileri onun dini ve felsefi teorileri üzerinde çalışırken davranışsal ve diyetsel bakımdan sıkı kuralları olan bir komünde toplu hâlde yaşarlardı. Pisagorcular olarak tanınan bu öğrenciler, onun fikirlerini mistik vahiyler olarak görürlerdi. Bu bağlamda büyüklerine, öğretmenlerine ve devlete karşı saygılı birer birey olarak yetiştirilmişlerdi. Çünkü Pisagor Okulu, temelde bir iyi vatandaşlık okuluydu. Fikirleri, aralarında karısının ve kızlarının da bulunduğu öğrencileri tarafından yazıya döküldü.

Pisagor’un mistik ve bilimsel çalışmaları uzlaşmaz iki zıtlık olarak görünse de kendisi bunları birbirine zıt ve karşıt olarak görmüyordu. Ona göre yaşamın amacı, reenkarnasyon döngüsünden kurtulabilmekti. Bu da ancak bir dizi sıkı davranış kuralına bağlanmakla ve objektif bilimsel düşünceyle olabilirdi.

Geometride ve matematikte kendisine göre tanrı vergisi gibi gayet bariz olan hakikatler ve tanrısal esinlerin etkisini taşıyan matematik kanıtları bulmuştu.

Bu matematiksel keşifler saf akıl yürütmenin ürünü olduklarından Pisagor bunların sadece gözleme dayalı olanlardan daha değerli olduklarına inanır. Örneğin Mısırlılar kenarları 3:4:5 oranlarına sahip bir üçgenin her zaman bir dik açıya sahip olacağını keşfetmişlerdir ve bu bilgi pratikte, mesela mimari gibi alanlarda çok yararlıdır. Ancak Pisagor tüm dik açılı üçgenlerin arkasındaki ilkeyi (hipotenüsün karesinin diğer iki kenarın karelerinin toplamına eşit olduğunu) ve bunun evrensel bir gerçek olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bu o kadar sıra dışı bir buluştur ki Pisagorcular tarafından tanrısal bir esin olarak görülmüştür. Pisagor tüm kozmosun matematiksel kurallar tarafından kontrol edildiği sonucuna varmıştır.

Ona göre sayılar (sayısal oranlar ve matematiksel aksiyomlar) kozmosun yapısını açıklamakta kullanılabilirler. Evrenin tek bir temel maddeden yapılmış olduğuna dair Miletos Okulu görüşünü tamamen reddetmemekle birlikte sorgulamasını maddeden biçime kaydırmıştır. Bu, dünyaya bakış açısında o kadar büyük bir değişim meydana getirmiştir ki Pisagor ve yandaşlarının kendilerinden geçmelerini ve sayılara mistik bir önem atfetmelerini muhtemelen hoş görebiliriz. Sayılar ve geometri arasındaki ilişkiyi araştırırlarken bugün kullandığımız kare ve küp köklerini bulmuşlar ve aynı şekilde onlara da belli özellikler yüklemişlerdir. Örneğin çift sayılar “iyi”, tek sayılar “kötü”dür, hatta “adalet” kavramını dört sayısıyla belirtmeye kadar varmışlardır.

Pisagorcu ritüelde tetrasitis (nokta sıralarının oluşturduğu üçgen şekil) biçimindeki on sayısının özel bir önemi vardır. Daha az tartışmalı bir şekilde bir sayısını, kendisinden başka şeylerin türeyebileceği bir bütünlük olan tek bir nokta şeklinde görmüşlerdir. Bu düşünce tarzına göre iki sayısı bir çizgi; üç, bir yüzey ya da düzlem; dört, kübiktir ve günümüz boyut kavramıyla taşıdığı benzerlikler açıktır. Evrenin yaradılışı hakkındaki Pisagorcu açıklama matematiksel bir modeli izler: tanrı Sınırsız’a (evrenden önce var olan sonsuzluk) bir Sınır getirmiş, böylece var olan her şey gerçek boyutlarını almıştır. Bu yolla Tanrı diğer her şeyin ondan türeyebileceği ölçülebilir bir bütünlük yaratmıştır.

PİSAGORCULUK HAKKINDA KONU BAŞLIKLARI

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer Yıldırım’ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf “Felsefeye Giriş” ve 2., 3., 4. Sınıf “Felsefe Tarihi” Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*