Pisagorculuk Nedir? Pisagor Okulu, Pisagor Akademisi, Pythagoreanism

Pisagor ve takipçileri tarafından benimsenen ezoterik ve metafizik inançlar için kullanılan bir terimdir Pisagorculuk (Pythagoreanism). İlk Pisagorcuların benzeri görüşlerini benimseyen daha sonraki oluşumlar yeni-pisagorculuk (neo-pythagoreanism) terimini altında ele alınır. Okulun kurucusu Pisagor’dur.

Pisagorcuların amacı; insanın kendisini, beden ve ruh göçüne köle olmaktan kurtarmaktır. İnsan ne denli kötü ve günahkâr bir yaşam sürerse, öldükten sonra ruhunun aşağılayıcı bir hayvan bedenine girme olasılığı o denli yüksek olur.

Pisagorcu cemaat yalnız dini nitelik taşımakla kalmamış aynı zamanda siyasî bir nitelik sergilemiş ve siyasî amaçlar belirlemiştir. Bu anlamda Pisagorculuk, Kroton ve öteki bazı güney İtalya kentlerinde uzun zaman iktidarı elinde tutmuştur. Pisagor siyasette cemaati ile uzlaşabilmiş değildir. Belki de o Kroton’dan bu nedenle uzaklaştı ve gittiği yerde de öldü.

Yunanistan’da Milet Okulu olarak tanınan ve batı felsefesi geleneğinin başlangıcını ve köklerini oluşturan bir grup filozof, doğal fenomen için akılcı açıklamalar aramaya henüz bir nesil önce başlamıştı. Pisagor’un çocukluğu da Milet’ten fazla uzakta geçmedi. Dolayısıyla o, bu filozofları biliyordu. Milet Okulu’nun kurucularından olan Thales gibi Pisagor’un da geometrinin ilkelerini Mısır’a yaptığı bir seyahatte öğrendiği söylenir. Bu alt yapıyla felsefi düşünceye bilimsel ve matematiksel bir yöntemle yaklaşması hiç de garip değildir.

Ancak Pisagor aynı zamanda dindar ve batıl inançları olan biriydi. Reenkarnasyona ve ruhların geçişine inanırdı. İtalya’nın güneyindeki Croton’da kendisini neredeyse Mesih ilan ettiği dini bir birlik bile kurmuştu. Bu dinsel ve politik bir birlikti. Birliğin amacı, takipçilerinin politik erdemlerinin geliştirilmesi ve iyi yönetim anlayışlarının ortaya konabilmesiydi. Öğrencileri onun dini ve felsefi teorileri üzerinde çalışırken davranışsal ve diyetsel bakımdan sıkı kuralları olan bir komünde toplu hâlde yaşarlardı. Pisagorcular olarak tanınan bu öğrenciler, onun fikirlerini mistik vahiyler olarak görürlerdi. Bu bağlamda büyüklerine, öğretmenlerine ve devlete karşı saygılı birer birey olarak yetiştirilmişlerdi. Çünkü Pisagor Okulu, temelde bir iyi vatandaşlık okuluydu. Fikirleri, aralarında karısının ve kızlarının da bulunduğu öğrencileri tarafından yazıya döküldü.

Pisagor’un mistik ve bilimsel çalışmaları uzlaşmaz iki zıtlık olarak görünse de kendisi bunları birbirine zıt ve karşıt olarak görmüyordu. Ona göre yaşamın amacı, reenkarnasyon döngüsünden kurtulabilmekti. Bu da ancak bir dizi sıkı davranış kuralına bağlanmakla ve objektif bilimsel düşünceyle olabilirdi.

Geometride ve matematikte kendisine göre tanrı vergisi gibi gayet bariz olan hakikatler ve tanrısal esinlerin etkisini taşıyan matematik kanıtları bulmuştu.

Bu matematiksel keşifler saf akıl yürütmenin ürünü olduklarından Pisagor bunların sadece gözleme dayalı olanlardan daha değerli olduklarına inanır. Örneğin Mısırlılar kenarları 3:4:5 oranlarına sahip bir üçgenin her zaman bir dik açıya sahip olacağını keşfetmişlerdir ve bu bilgi pratikte, mesela mimari gibi alanlarda çok yararlıdır. Ancak Pisagor tüm dik açılı üçgenlerin arkasındaki ilkeyi (hipotenüsün karesinin diğer iki kenarın karelerinin toplamına eşit olduğunu) ve bunun evrensel bir gerçek olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bu o kadar sıra dışı bir buluştur ki Pisagorcular tarafından tanrısal bir esin olarak görülmüştür. Pisagor tüm kozmosun matematiksel kurallar tarafından kontrol edildiği sonucuna varmıştır.

Ona göre sayılar (sayısal oranlar ve matematiksel aksiyomlar) kozmosun yapısını açıklamakta kullanılabilirler. Evrenin tek bir temel maddeden yapılmış olduğuna dair Miletos Okulu görüşünü tamamen reddetmemekle birlikte sorgulamasını maddeden biçime kaydırmıştır. Bu, dünyaya bakış açısında o kadar büyük bir değişim meydana getirmiştir ki Pisagor ve yandaşlarının kendilerinden geçmelerini ve sayılara mistik bir önem atfetmelerini muhtemelen hoş görebiliriz. Sayılar ve geometri arasındaki ilişkiyi araştırırlarken bugün kullandığımız kare ve küp köklerini bulmuşlar ve aynı şekilde onlara da belli özellikler yüklemişlerdir. Örneğin çift sayılar “iyi”, tek sayılar “kötü”dür, hatta “adalet” kavramını dört sayısıyla belirtmeye kadar varmışlardır.

Pisagorcu ritüelde tetrasitis (nokta sıralarının oluşturduğu üçgen şekil) biçimindeki on sayısının özel bir önemi vardır. Daha az tartışmalı bir şekilde bir sayısını, kendisinden başka şeylerin türeyebileceği bir bütünlük olan tek bir nokta şeklinde görmüşlerdir. Bu düşünce tarzına göre iki sayısı bir çizgi; üç, bir yüzey ya da düzlem; dört, kübiktir ve günümüz boyut kavramıyla taşıdığı benzerlikler açıktır. Evrenin yaradılışı hakkındaki Pisagorcu açıklama matematiksel bir modeli izler: tanrı Sınırsız’a (evrenden önce var olan sonsuzluk) bir Sınır getirmiş, böylece var olan her şey gerçek boyutlarını almıştır. Bu yolla Tanrı diğer her şeyin ondan türeyebileceği ölçülebilir bir bütünlük yaratmıştır.

Pythagorasçı Okul, İlk Çağ Yunan felsefesinin teolojik, bilimsel ve felsefi görüşleriyle seçkinleşmiş olan bir okuludur.

MÖ 6. yüzyılın ikinci yarısında Güney İtalya’da, Kroton’da Pythagoras tarafından kurulmuş olan Okul, İlk Çağ Yunan felsefesinde, İyonya’da kurulmuş olan Doğu geleneği karşısında, Batı geleneğini temsil eder. Pythagorasçı Okul’un İyonya Okulu’ndan diğer bir farkı da Pythagorasçı gelenek içinde yer alan filozofların sadece bir felsefe okulu değil fakat daha ziyade dini bir tarikat ve hatta politik bir örgüt ya da cemaat meydana getirmiş olmalarıdır.

Pythagorasçı Okul’un ikinci önemli özelliği, burada felsefeyi doğuran, felsefi düşünceyi yaratan motifin değişmesidir. Buna göre İyonya’da filozoflar, felsefeyle felsefenin bizatihi kendisi için uğraşır, salt anlamak ve bilmek amacıyla felsefe yaparken; başka bir deyişle, Doğu’da felsefenin temelinde salt teorik kaygı ya da ilgiler bulunurken, Pythagorasçılar felsefeyle salt pratik amaçlarla uğraşmışlardır. Burada amaç, anlamak ya da öğrenmekten ziyade arınmak; bilgi yoluyla saflaşarak evren ruhuyla birleşmek olmuştur. Yani Pythagorasçılarda felsefe, varlığın nasıl ve neden meydana geldiği hakkında bir açıklama olmanın ötesine geçerek, bir yaşam tarzı olmuştur. Pythagorasçılar için amaç, insanlara evren hakkında bilgi vermekten çok, insanları kurtarmak, yani onları doğuş ve ölüm çarkının dışına çıkarmak, bu amaca ulaşabilmek için de arındırmaktır.

Pythagorasçılarda, üçüncü olarak, madde yerine form, nitelik yerine nicelik, fizik yerine de matematik ön plana çıkmıştır. Buna göre, İyonyalıların maddeyi, bir şeyin kendisinden doğmuş olduğu maddi nedeni temele aldıkları yerde, Pythagorasçılar matematiksel ilkeleri öne çıkarmış ve bir şeyin yapısı, onun yerine getirmek durumunda olduğu işlev, yöneldiği amaç ortaya konulduğu zaman ancak açıklanmış olacağını kabul etmişlerdir. Bu yüzdendir ki İyonya Okulu filozoflarının physici diye tanımlandıkları yerde, Pythagorasçılar mathematici olarak nitelendirilirler.

Buradan da anlaşılacağı üzere, Pythagorasçılar, gerçekliğin çok farklı yön ve görünümlerini anlamanın anahtarının sayı, oran ve dolayısıyla, matematik olduğu kavrayışlarıyla Batı felsefesi içinde Platon’la güçlenip Kartezyanizmde doruk noktasına erişecek olan matematiksel düşünme geleneğinin başlatıcısı olan filozoflardır. Onlar bununla da yani varlığa ya da dünyaya ilişkin açıklamanın sayılar aracılığıyla gerçekleşecek bir açıklama olduğu düşüncesiyle de kalmayıp, dünyanın bir anlamda sayı olduğunu öne sürerek, bir sayı metafiziği geliştirmişlerdir.

Pythagorasçılık adını kurucusu olan Pythagoras’tan alan bir Antik Yunan düşüncesidir. Düşünceleri zamanla bir okul disiplini içinde yayılmış ve korunmuştur. Bu okulun öğretilerinin önemli bir kısmı gizli olduğu için öğretinin derinlerine nüfuz edebilmek zordur. Pythagorasçılık ‹yonya geleneğini Atina’ya taşımıştır. Perslerin İyonya’yı fethetmelerinin ardından Milet felsefesi sona ermişti. Pythagoras’ın 580’li yıllarda doğmuş olabileceği sanılıyor.

Philo-sophia (bilgelik sevgisi) ifadesinin ilk kez Pythagoras tarafından kullanıldığı söylenir. Sophos kelimesi Homeros’ta da karşımıza çıkmaktadır fakat bu sözcüğü ileride felsefe disiplininin ismi hâline gelecek olan philo-sophos anlamında kullanan ilk kişi Pythagoras olmuştur. Homeros’a göre sophos, bir konudaki beceri-kabiliyet-bir şeyi sırf o bilgiden haz duymak için yapmak, ayrıca bilgelik anlamına gelmekteydi. Pythagoras da varlığın, oluşun ne olduğunu sormuş, felsefenin bir yaşam biçimi olduğunu düşünmüş, bu yaşam biçimini ifade etmek için theorikos bios (teorik yaşam) terimini kullanmıştır. Ptyhagoras’a göre 3 çeşit insan vardır: fian, şöhret peşinde koşanlar; maddiyat peşinde koşanlar; bilgi peşinde koşanlar. Pythagoras kendisinin bilgi seven, yani philosophos olduğunu söylemiştir. Ona göre felsefe teorik bir yaşam (theorikos bios) biçimidir.

Pythagoras’ın 580’li yıllarda doğmuş olabileceği sanılıyor. Philo-sophia (bilgelik sevgisi) ilk kez Pythagoras tarafından kullanılmıştır. Kelimeyi onun yarattığı söylenir. Sophos kelimesini Homeros da kullanmıştır. Homeros’a göre sophos: Bir konudaki beceri-kabiliyet-bir şeyi sırf o bilgiden haz duymak için yapmak. Ayrıca bilgelik anlamı na da gelmekteydi. Pythagoras’a göre sophos kullanılmıştır. O varlığın, oluşun ne olduğunu soruyor. Felsefe bir yaşam biçimidir. Theorikos bios (teorik yaşam) kullandığı terimdir. Pythagoras’a göre her şey niceliklerden oluşmuştur. Her şeyin sayılardan oluşması, evreni matematiksel ifadelerle anlayabileceğimiz anlamındadır. Modern bilimin temeli budur. Miletos okulunun felsefesinde spekülatif ve saf akıl kullanımı ağırlıklıdır. Bunlarda gözlem ve spekülasyon vardır. Dünya hakkında, kâinat hakkında deneylemeden belli bir görüş oluşturuyorlar. Temel kabullerini mitolojiden almışlardır ancak doğal olayların açıklanmasında doğal bir yol izlemişlerdir. Akılla denetlemeden ortaya temel bilgi koyamayacaklarını düşünüyorlar. Pythagorasçılara göre evrenin merkezinde sonsuz bir ateş yanar. Bütün göksel cisimler bu ateşin çevresinde dönerler. Ateşin yörüngesinde dönen gök cisimlerinden birisi, karşı dünyadır. Bu cisimler küre olmakla beraber kendi çevrelerinde dönmezler. Dünya küre biçimindedir. Dünya bir merkezin çevresinde dönüyor ama kendi çevresinde dönmüyor. Onun için insanlar dünyanın merkezindeki ateşi göremiyorlar. Evrenin merkezindeki ateş, karşıdaki yörüngesinde karşı dünya, ondan sonra ay ve gezegenler vardır.

Pisagorcuların siyaset ile ilgilenmeleri kendilerinin felaketi olmuştur. Çıkan bir isyanda cemaatin merkezi yıkılıp yağmalanmış ve cemaat dağılmıştır. Buna rağmen bu okulun bilim ve sanat alanındaki etkileri daha uzun bir zaman kendini hissettirmiştir. Pisagorcular özellikle bilim ve sanattan yararlanmışlar, bir başka deyişle belli bilim ve sanat çeşitleriyle, yani matematik ve müzik ile çok yakından ilgilenmişlerdir.

Pisagor’un bunlarla ne ölçüde ilgilenmiş olduğunu, ona ait olduğu söylenen fikirlerin gerçekten onun olup olmadığını belirlemek güçtür. Bütün bunlara rağmen Pisagor tarikatının bir felsefe, bir bilim ve bir sanat ocağı olduğundan kuşkulananlayız.

Pisagor konusundaki bilgilerimiz yetersizdir. Onun ile ilgili bilgilerden; onun filozoftan çok bir din adamı, bir din iyileştiricisi olduğunu biliyoruz. Aristo bile hiçbir zaman bir Pisagor felsefesinden söz etmez, sürekli Pisagorcuların felsefesinden söz eder. Tüm bunlara karşın Pisagor’un zamanında etkili olduğunu vurgulamalıyız.

Onun din yenilikçiliğinin temelinde, ruhun ölüm sonrasındaki durumu problemi vardır. Ona göre ruh bedene zincirlenmiştir, beden ruh için bir hapishanedir. Ölüm sonrası ruh başka bir bedene göç eder. Bu göç, ruhun dünyadaki yaşamına bağlı olarak sonuçlanır.

İyi ve temiz bir ruh yüksek bir bedene göç eder. Fakat ruhun gerçek çabası; özgür yaşamak, yani bedene bağımlı olmaksızın mutlak ruh durumuna ulaşabilmek olmalıdır. Bu amaca ulaşabilmek için, Pisagor öğrencilerine bazı yollar gösterir: Et yememek, yalnızca bitkisel gıdalarla beslenmek, kanlı kurbanlardan kaçınmak. Ruhun arınması ve bedenden ayrı bir yaşama ulaşabilmesi için bilim ve sanattan yararlanılır.

Pisagorcuların öncelikle uğraştıkları sanat “musikî”, bilim ise “matematik”. Bir geometri probleminin, “Pisagor problemi”nin, haklı ya da haksız Pisagor’a dayandırıldığı herkesçe bilinir. Pisagorcular müzik ile matematik arasında sıkı bir bağ kurmuş ve bu iki bilimde önemli buluşlar yapmışlardır.

Özellikle telli sazlarla uğraşan Pisagorcular, telin uzunluğu ile sesin yüksekliği arasında belli bir oran bulunduğunu ortaya koymuşlardır. Teli uzatıp kısaltarak sesin çeşitli perdelerini yakalamışlardır. Uyumlu ses telin uzunluğu ile, yani bir takım sayısal oranlarla ilgilidir.

Felsefe tarihinin başlangıcındaki filozofların genelde ortak noktaları vardır: Bunlar başlangıçta tek tek birtakım gözlemlerden yararlanırlar ve sonra da bunları genelleştirirler. Sözgelişi Thales, suyun gerek bedensel ve gerek beden dışı doğa için taşıdığı değerin büyüklüğünü görmüş ve böylece herşeyin sudan oluştuğu sonucuna varmıştır. Anaksimenes havanın değeri ve önemini, gözlemlerden hareketle belirlemiş, herşeyin temelinin hava olduğu sonucuna varmıştır.

Pisagorcular uyumlu seslerle sayısal oranlar arasındaki bağlantıdan hareket ederek, herşeyin temelinin sayı olduğu, evrendeki tüm oranların sayısal olduğu sonucuna ulaşmıştır. Böylece Pisagorcular dahil, daha önceki filozoflarda, arche (maddenin aslı) kavramına tanık oluyoruz. Pisagorcular arche olarak sayıyı benimsemekle ileri bir adım atmış oldular. Çünkü onlar maddenin aslının, su ve hava gibi somut birşey değil de, tam tersine, soyut birşey olduğunu ileri sürmüştür.

Pisagorcular başka bakımdan da öteki filozoflardan ayrılırlar. Pisagorculara gelene kadar maddenin kaynağı olarak tek bir ilke benimseniyordu. Pisagorcular ise maddeye biçim veren, maddeyi sayılabilir yapan ilke yanında bir de bu ilkenin, üzerinde etkili olacağı biçimi olmayan bir şeye gereksinim duyarlar.

Böylece Pisagorcular, Milet okulu filozofları gibi monist (taklit) olmayıp dualisttirler (ikililik). Yani herşeyin başlangıcına bir ikilik koyarlar. Sözkonusu olan bu iki ilkeden birisi biçim verendir, ikincisi ise sınırsız ve biçimsiz olandır.

Pisagorcular evrenin her yerinde; bir yanda sınırsız bir ilke ile öte yanda belirleyici bir ilkenin arasındaki zıtlığı bulmuşlardır. Bu zıtlık sayılarda da vardır: Tek-çift sayılar gibi. Ayrıca bu ikilik öteki birçok oranlarda da vardır. Sözgelişi sağ-sol, kadın-erkek, kare-dikdörtgen gibi. Pisagorcular, yaptıkları analojilerle (benzetmeler) bu görüşlerini sonunda bir oyun şekline getirmişlerdir. Nitekim “adalet” ile “kare sayılar”ın ilişkili görülmesi oyundan başka ne olabilir? Bu, düşünce tarihinin garip oluşumlarından yalnızca biridir.

Sayılar ile uğraşanlar, bu uğraşılarının çok sınırlı olmasına rağmen, bunlardan gizemli (mistik) bir sonuç çıkarırlar. Gerçi insanlarda, madde’nin arkasında gizemli bir oranın gizli olduğuna inanma eğilimi çok güçlüdür. Sözgelişi bugün bile içinde yaşanılan savaşın ne kadar süreceğini matematiksel olarak hesaplamak isteyenler vardır.

Batının düşünce tarihinde sayı gizemciliğini (mistisizmini) en ileri götürenler Pisagorcular olduğu halde, sayılarla ilgili bilime kesinlik kazandıranlar da onlardır. Yunan biliminde matematik biliminin gerçek kurucuları Pisagorculardır. Onların matematiği kurmuş olmaları çok ilgi çekicidir. Çünkü bu buluşta, Yunan düşüncesinin karakteristik bir yanı da açığa çıkmıştır.

Bugün sayı denilince aklımıza sayılar dizisi gelir. Oysa Pisagorcular sayı dizisiyle hiç ilgilenmemişlerdir. Zaten onlar “sıfır”ı bilmiyorlardı. Sayı dizisini “bir” ile başlatıyorlardı. Sıfırı sonradan Hintliler buldu ve onlardan Araplara geçti. Matematikte sıfırın bulunması önemli bir ileri adımdır. Bununla sayıları basit bir biçimde göstermek olanağı sağlanmıştır.

Pisagorcular sayıları birtakım geometrik kümelere ayırarak inceliyorlardı. Bugün böyle kullanılan sayıların “kare” ve “küp”ü deyimleri Pisagorculara aittir. Onlar sayıları hep geometrik şekillere göre kıyaslıyorlardı. Sözgelişi:
Kare sayılar dedikleri 4’ü (::) ile, 9’u (:::) ile gösteriyorlardı.

Daha da ileri götürerek dikdörtgen sayılar diye bir küme kabul ediliyordu. Çünkü, sözgelişi 6 sayısı ancak şu şekilde gösterilebiliyordu:(:::). Ayrıca piramit sayılar vb. söz konusuydu. İşte Pisagorcular kare, dikdörtgen, piramit vb. sayılar dedikleri sayı dizilerinin özelliklerini bu sayılara karşılık geometrik şekillerin özelliklerinden çıkarmaya çalışıyorlardı. Böylelikle sayıların özelliklerini geometrik bir biçimde canlandırmak ya da matematik bilimini doğrudan doğruya geometriye dayandırmak istemişlerdi.

Pisagorcuların bu girişimi bize Yunan düşüncesinin çok belirgin bir niteliğini açıklar: Yunanlılar her-şeyden önce gözlemci insanlardır. Onlar her şeyi canlı şekiller halinde görür, bu konuda çok yetenekli bir ulustur. Sözgelişi Anaksimandros’un evren düşüncesi, evrene en yüksek derecede somut bir biçim kazandırmış bir tasarımdır.

Buna karşın, her türlü şekil ve somutluktan yoksun olan soyut bir düşünce biçimi Yunan karakterine hiç uymaz. İşte bu yüzden tam anlamı ile soyut olan ve somutlaştırılamayan sıfır sayısını Yunanlılar bulamamışlardır. Yine bu nedenle, Yunan düşüncesi sayıları geometrik şekiller biçiminde anlamak yolunda ilerlemiştir.

Oysa XVI. – XVII. yüzyıldan bu yana modern matematik bunun tam aksi yönde gelişmiştir. Modern matematiğin başında yer alan analitik matematik, özellikle de, geometriyi aritmetik şekline dönüştürmek ister. Sözgelişi daireyi analitik geometriye, düz doğrulara ve birtakım matematiksel eşitliklere dönüştürmeye çalışır.

Kısacası modern matematik, geometrik şekillerin özelliklerini belirlemeye çaba gösterir. Yani, Yunanlıların aksine, geometriyi matematiğe dayandırır. Yine modern matematiğin temelini sayılar sistemi ve bunun genişletilmesi oluşturur. Oysa Yunanlılar, ta… başlangıcından bu yana, sürekli somut bir geometrici kafasına sahiptirler.

Pisagorcular sayıların özelliklerini geometrik ve somut bir yolla incelerken, özellikle de bir noktada büyük güçlükle karşılaşmışlardır. Bu güçlük, onların keşfedip de sonuna kadar götüremedikleri irrasyonel foran dışı) sayılardan kaynaklanıyordu. Bu keşif Pisagorcuların tüm düşüncelerini altüst etmiştir. Çünkü onlara göre maddenin özü olan sayılar, tam sayılardır.

Oysa, özellikle geometri alanında bu düşünüş her zaman doğru çıkmıyordu. Karenin kenarlarının köşegenlerine olan oranını araştırırken, Pisagorcular bu oranın, bir tam sayıyla belirtilebileceğini var sayıyorlardı. Karenin kenarı “l” olsun, köşegenleri “V2″olur. Pisagorcular bu “V2” ifadesini henüz bilmiyorlardı.

Bugünkü matematik dilinde bu “V2”, irrasyonel bir sayıdır. Yani, hiçbir tam sayı ya da kesir ile, bu kesir ne kadar büyükte olsa, ifade edilemeyen ve fakat sonsuz bir ondalık kesir sistemi ile yaklaşık olarak ifade edilebilen bir niceliktir. Bu gerçek, Pisagorcuların düşüncelerini çıkmaza sokmuştur. Zira bu yüzden karenin kenarlarının köşegenlerine olan oranın, bir tam sayı ile ifade etmenin olanaksızlığı ortaya çıkmıştır. Bu güçlüğü aşabilmek için Pisagorcular matematiğe “sonsuz küçük” kavramını sokmuştur. Onlar: Karenin köşegenini ve kenarını sonsuza bölerek, bu işlemin sonunda, bir yerde uyumlu sona ulaşacaklarına inanıyorlardı.

Oysa böylece yeni birtakım güçlüklere yol açan bir kavram işin içine karışmış oluyordu. Sonsuz küçük ve sonsuz büyük kavramlarında gözlenen çatışkılarla (antinomiler), sonradan özellikle Zenon uğraşmıştır.

Siyaset alanından çekilerek cemaatleri dağılan Pisagorcular çeşitli yerlere dağılarak okullarını, bilimsel etkinliklerini sürdürdüler. Bu sonraki Pisagorcular daha çok astronomi ile uğraşmıştır. Dünyanın evrenin merkezinde olmadığını, bir yıldız çevresinde döndüğünü var saymakla Kopernik’in görüşüne yaklaşan ileri bir hamle yaptılar.

Bu son Pisagorcuların en önemlilerinden birisi, Eflâtun zamanında yaşayan ünlü matematikçi “Archytos” ile hekim olan “Alkmaion” dur. Alkmaion’un önemli tıbbî bir keşif yaptığı var sayılır. Söylentilere göre: Beyin ve sinirlerin önemini ve algının oluşması için dıştan gelen bir uyarıcının sinirler aracılığı ile beyne aktarılması gerektiğini keşfetmiştir.

Pythagoras’ın ve genel hatlarıyla Pythagorasçılığın felsefi görüşlerini şu başlıklar altında inceleyebiliriz:

– Pythagorasçıların bilgelik ve felsefe anlayışı
– Pythagorasçı ruh öğretisi nedir?
– Pythagoras kimdir?
– Pythagorasçı sayı öğretisi nedir?
– Pythagoras’ın evren tablosu nedir?
– Bir Pisagorcu olarak Ksenophanes
– Pythagorasçıların teolojik görüşleri
Pisagorcu mistisizm nedir?

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer Yıldırım’ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf “Felsefeye Giriş” ve 2., 3., 4. Sınıf “Felsefe Tarihi” Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı

Ömer YILDIRIM hakkında
Sosyolog Ömer YILDIRIM 1985'te Erzurum'da doğdu. İlk, orta ve yüksek öğrenimini Erzurum'da tamamladı. Sırasıyla; Abdurrahim Şerif Beygu İlkokulu, Ahmet Yesevi İlköğretim Okulu, Erzurum Cumhuriyet Lisesi ve Atatürk Üniversitesinde okudu. 2009 yılında Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü'nden mezun oldu... devamını oku »

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*