Felsefe hakkında her şey…

Cemil Meriç

Cemil Meriç

Cemil Meriç, 1912 yılında Balkan Savaşı esnasında Yunanistan Dimetoka’dan Hatay’a göç eden bir ailenin çocuğu olarak 1916’da dünyaya geldi. 1936’ya kadar Hatay Fransa’nın mandası altında olan Suriye sınırlarının içerisindeydi. Ortaöğretimini tamamladığı Reyhanlı Rüştiyesi ve Antakya Sultani’sinde eğitim Fransız kültürü ağırlıklıydı.

İstanbul’da Yabancı Diller okulunda 2 yıl eğitim alan Cemil Meriç ikinci yılın sonunda İkinci Dünya Savaşı sebebiyle Fransa’da yapması gereken staj iptal edilerek Elazığ Lisesi Fransızca öğretmenliğine atandı. Gerek eğitim süreci, gerekse meslek hayatı sırasında devrin önemli dergilerinde yazı ve tercümeleri yayınlandı.

1946 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde Fransızca okutmanı olan Meriç 1954 yılında uzun zamandır şikâyetçi olduğu gözlerindeki rahatsızlıktan dolayı birkaç başarısız ameliyat geçirdi. 1955 yılında Paris’te bir hastanede gerçekleşen ameliyattan sonra gözlerinin iyileşemeyeceği anlaşıldı ve görme yeteneğini tamamen kaybetti. O yıldan itibaren çok zengin olan kütüphanesine çekilerek başta kızı ve oğlu olmak üzere devrin önemli yazar ve entelektüelleri ile müdavimlerinden oluşan bir halka, ona kitap okuyarak, notlar tutarak ve onun konuşmalarını kaydederek fikir hayatını sürdürmesini sağladılar.

Meriç şair, mütercim, eleştirmen ve her şeyden önce büyük bir düşünürdür. O bir akademisyen değildi. Gerek teknik, gerekse yöntem bakımından eserlerini, makale ve yazılarını bilimsel kalıp ve sınırlar içerisinde değerlendirmek zordur. O kendi ifadesiyle bir mütefekkirdir. Kendine has üslubu ve tarzı, imzası, “alamet-i farikası” gibi hemen diğerlerinden ayırt edilebilir. Kitaplarının bir yerinde çağdaş düşüncenin mimarı olarak ilan ettiği Machiavelli gibi “üslup kaygısı taşımayan”, metinlerinde bile kalıplara sığmayan bir şahsiyettir.

Cemil Meriç’te sosyolojinin teknik, yöntem ve içeriği ve akademik çerçevedeki yazılardan ziyade eleştirel metin ve ifadelere rastlanır. Bu metinlerde Batı ve Doğu toplumlarının özellikleri, sosyolojinin Batı Avrupa’da doğuşu, gelişmesi, önemli sosyolog ve düşünürler, ideolojiler, toplumsal tabaka ve sınıflar gibi konular üzerinde değerlendirmelerde bulunulur. Bu değerlendirmeler çoğu zaman kitapları arasındaki küçük paragraflar, cümle ve satırlardan ibarettir.

Cemil Meriç sosyoloji alanında bir akademisyen olmamakla birlikte 1965- 1969 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü öğrencilerine ders vermiştir. Bu derslerin notları vefatından sonra toparlanarak “Sosyoloji Notları ve Konferanslar” adlı kitapta bir araya getirilmiştir (Meriç, 1993: 11).

Cemil Meriç”in gözleri görmediği için Türkçe ve Fransızca 11.000 seçme eserden oluşan kütüphanesindeki kitapları başta kızı Ümit Meriç ve oğlu Mahmut Ali Meriç olmak üzere dönemin önemli fikir adamı ve sanatçıları ile Cemil Meriç”in müdavimlerinden oluşan seçkin bir grup ona düzenli bir şekilde kitap ve dergi okumaktadırlar. Aynı şekilde makalelerini ve yazılarını hazırlarken ve notlar alırken de aynı kişiler ona yardımcı olurlar (Meriç, 1993: 11- 12).

Cemil Meriç’in Fransızcaya hâkimiyeti ve meslek olarak Fransızca hocalığını çeşitli kademelerde sürdürmesinin yanında uzun yıllar yaptığı çeviriler onun lisan konusundaki hassasiyetini artırmıştır. Yahya Kemal, Necip Fazıl ve Nazım Hikmet’ten daha büyük bir şair olamayacağını anladığından şiir yazmayı bıraktığını dile getirse de onun nesirleri adeta birer şiirdir: “Bu Ülke” ve “Jurnal Cilt 1- 1955-65” adlı eserlerinden alınan şu kısa metin buna güzel bir örnek teşkil eder:

“İzm’ler idrakimize giydirilmiş deli gömlekleri. İtibarları menşelerinden geliyor. Hepsi de Avrupalı” (Meriç, 2010: 92). “Bu ülke 89’dan Beri Su Alan Bir Gemi. 89’da tasfiye edilen yalnız Batı aristokrasileri, yalnız derebeylik nizam-ı içtimaisi değil, 89 burjuvasının zaferi, ihtiyar şarkın da ölüm çanı” (Meriç, 1992: 109).

Cemil Meriç, tenkitçi (eleştirel) sosyologlar çizgisine mensuptur. Batı sosyolojisi Türkiye’ye girdikten sonra, Türk aydınları ve akademisyenleri sosyolojiye karşı ya taklit veya eleştiri tutumunu benimsemişlerdir. Ezici çoğunluğu temsil eden ve taklit tutumunu benimseyenler, Batı sosyolojisini kendi içinde veya Türk toplumuna uygulanabilirliği açısından hiçbir sorgulamaya girişmemişler, olduğu gibi almaya ve uygulamaya çalışmışlardır. Çok küçük bir azınlıktan oluşan eleştiri tutumunu benimseyenler ise Batı sosyolojisini hem kendi içinde hem de Türk toplumuna uygulanabilirliği açısından sorgulamışlardır.

Sosyolog Recep Şentürk bu çizgiye mensup olan sosyologları Sait Halim Paşa, İzmirli İsmail Hakkı, bir dönem ve kısmen Ziya Gökalp, Cemil Meriç, Kemal Tahir, Nureddin Topçu, Baykan Sezer ve Korkut Tuna şeklinde sıralamaktadır (Şentürk, 2008: 1035).

Cemil Meriç daha ziyade tarih, toplum, ideoloji, toplumsal değişme ve fikir adamlarına ilişkin bilinenlerin ötesinde değerlendirmelerde bulunur. O Batı sosyolojisini eleştirel bir bakış açısıyla “ideoloji” veya yeni “teoloji” olarak da adlandırmasına rağmen, tümüyle bunlardan ibaret olarak ele almaz.

Cemil Meriç tabu ve kalıpları yıkar, her türlü düşünce, kurum ve kişileri insafsızca eleştirir. Çok fazla eleştirilen ve insafsızca saldırılan kişi ve kurumların olumlu yanlarını vurgulayarak, hakkını teslim etmeye çalışır. Bir yerde adeta yerin dibine soktuğu bir fikir akımı yahut kişiyi bir başka yerde gökleri çıkarır. Bu durum bir çelişki olmaktan ziyade o fikir akımı veya kişinin her iki boyutuna da bir şekilde var olduğunu düşünmesidir.

Köksal Alver, “Cemil Meriç’in Sosyoloji Tasavvuru” adlı makalesinde Cemil Meriç’in eleştirel sosyolojisini eleştirerek şöyle bir yargıda bulunmaktadır: Eleştirel sosyolojinin radikal bir yorumunun sosyolojiyi zayıflatma hatta yıkma eylemine dönüşme tehlikesini barındırdığını da görmek gerekir. Özellikle Meriç’in yaklaşımında eleştirel sosyoloji, bir tür sosyoloji düşmanlığına, sosyoloji yıkıcılığına dönüşme tehlikesini barındırmaktadır. Sosyoloji hakkında çok keskin hükümleri, yargıları değerlendirmeleri olan Cemil Meriç’in bakış açısının da eleştirel okunması gerektiği ortadadır (Alver, 2009: 348).

Cemil Meriç kendisi ile yapılan bir mülakatta fikir hayatını, geçirdiği değişim ve dönüşümleri belirli tarihi dönemlere ayırmıştır (Göze, 1975: 78). Ancak eserleri tarih sırasıyla okunduğunda onun her zaman eleştiren ve sorgulayan tavra sahip olduğu ve herhangi bir inanç ve düşünce sisteminin kalıplarına hapsolmadığı dikkati çeker.

Cemil Meriç 13 Haziran 1987 tarihinde hayata gözlerini yumdu (Meriç, 2010: 63- 72).

İLGİLİ KONULAR:

Kaynak: TÜRK SOSYOLOGLARI, s.  141-149, T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 2915 AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 1872

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...