Sosyal Öğrenme Kuramı Nedir?

felsefe Nedir

Öğrenmenin oluşum süreci ile ilgili olarak farklı psikolojik yaklaşımlar vardır. Bu yaklaşımların farklılığının kaynağı, kuramcıların öğrenen kişinin öğrenme sürecindeki rolü ve gücü ile ilgili bakış açılarıdır. Bu bölümde tartışılacak olan sosyal öğrenme yaklaşımı birden fazla kuramın ortak noktalarını birleştirmiş gibidir.

İnsanlar her gün birbirlerinden dolaylı olarak bir şeyler öğrenir. Toplumda bireyler diğer insanları seyrederek ve gözlem yaparak, onların yaptığı davranışın pekiştirildiğini veya cezalandırıldığını gözlemleyerek öğrenirler.

Sosyal öğrenme başkalarını gözlemleyerek çevreden öğrenme olarak tanımlanabilir. Bisiklet sürme, yüzme gibi pek çok beceri deneme yanılma ile öğrenilirken, bazı beceriler ise başkalarını gözlemleyerek öğreniriz. Başkalarının başarı ve başarısızlıklarını gözlemleyerek öğrenirken zaman ve emek tasarrufu sağlamış oluruz. O hâlde insanlar; sadece kendi deneyimlerinden öğrenmezler, başkalarının yaptıklarını gözlemleyerek de öğrenirler. Bu şekilde öğrenmeye “model alma”, “gözlem yoluyla” ya da “taklit ile öğrenme” denilmektedir.

Sosyal öğrenme kavramı ilk kez 1947 yılında Rotter tarafından kullanılmıştır. Rotter, insanı hayata etki edebilen yaşam deneyimlerini etkileme gücüne sahip bilinçli bir varlık olarak nitelendirmiştir. İnsanların diğer insanları gözleyerek öğrenebileceğine ilişkin ilk açıklamalar Platon ve Aristoteles’e kadar uzanmaktadır. Bu konuyu deneysel olarak açıklamaya çalışan ilk psikolog Thorndike’tır. Thorndike dışında Miller, Dollard ve Watson da çeşitli araştırmalar yapmışlardır. Ancak Bandura “Düşünme ve Etkinliğin Sosyal Temelleri” adlı yapıtıyla gözlem yollu öğrenmeyi sistematik bir bütünlüğe ulaştıran ilk psikolog olarak bilinmektedir (Aydın, 2008).

Sosyal öğrenme kuramı, Bandura’nın yaptığı çalışmalar sonucu ortaya koyduğu bir öğrenme kuramıdır. Bu kuram, hem davranışçı hem de bilişsel öğrenme kuramından farklı bir yapıya sahip olmakla birlikte her iki kuramın özelliğini de taşımaktadır. Bandura’ya göre gözleyerek öğrenme, sadece bir kişinin diğer kişilerin etkinliklerini basit olarak taklit etmesi değil; çevredeki olayları bilişsel olarak işlemesiyle kazanılan bilgi olarak belirtmiştir. Bandura gözlem yoluyla öğrenme ile taklit yoluyla öğrenmenin birbirinin yerine kullanılabilecek iki kavram olmadığını açıklamaktadır. Gözlem yoluyla öğrenme ile taklidi içerebilir de içermeyebilir de. Örneğin; sınavda yanındaki arkadaşının kopya çekerken yakalandığını gören bir öğrenci, kendisinin böyle bir duruma düşmememsi için soruları, kopya çekmeden kendi bilgileriyle cevaplamaya çalışır. Bu durumdaki öğrenci, gözlemleri sonucunda öğrenmiş; ancak modeli taklit etmemiştir (Senemoğlu, 1997).

Model almada birey gözlediği kişinin başarıya ulaştığı ve hoşa giden sonuca ulaşılan davranışlarını alırken, taklit de ise iyi ya da kötü ayrımı yapılmaksızın gözlenilen kişinin tüm davranışlarının aynen alınması söz konusudur. Model alma söz konusu olduğunda bir sınıf ortamında yanındaki arkadaşıyla konuşup öğretmeni tarafından azarlanan arkadaşını gören öğrenci, bu davranışı yapmama eğiliminde olacaktır. Azarlanan öğrenci başka bir derste öğretmenin sorduğu soruları cevaplayarak öğretmeninden övgü almış ise bu davranışlar ise davranışları gözleyen öğrenci tarafından yapılacaktır.

Bandura, davranışçı yaklaşımın öğrenmeyi açıklamada bazı sınırlılıklarının bulunduğunu belirtmiştir. Bu sınırlılıklar aşağıdaki gibi sınırlanabilir:

  • Davranışçı yaklaşım doğal ortamda olanları temsil etmemektedir. Hiç kimseye istendik davranışlarının sıklığını artırmak için her gün ödül verilemez. Genellikle kişiler kendi davranışlarını kendileri yönetmekte ve kontrol etmektedirler.
  • Davranışçı yaklaşım genellikle ilk tepkilerin nasıl kazanıldığını açıklamaz. Birey birçok davranışı hiç pekiştirilmeden gösterir. Eğer davranışın ortaya çıkması için pekiştirme gerekli ise, davranışın ilk olarak nasıl ortaya çıktığının açıklanması gerekir.
  • Davranışçı yaklaşım sadece doğrudan öğrenme ile, bir diğer ifade ile sonuçların hemen gözlendiği durumlarla ilgilenir. Dolaylı öğrenmeyle ilgilenmez (Senemoğlu, 1997).

Bandura’ya göre davranış ve çevre, karşılıklı etkileşim hâlindedir. Bu durum sosyal çevre faktörünün davranış edinmede öznel bir öneme sahip olduğunu göstermektedir. Buna göre sosyal çevrede gözlenen davranış örüntüleri, insanların karşılıklı etkileşimleri sürecinde birbirleriyle belli ölçülerde uzlaşan veya çatışan beklentilerinin doğrudan ve dolaylı yansımasıdır. Dolayısıyla birey bu karmaşık davranış örüntülerinden herhangi birini seçerken, ön yaşantıları yoluyla edindiği bilgileri referans alır. Bu süreçte bireyin içinde bulunduğu psikolojik duygu durumu ve sosyal çevre ile olan etkileşimi davranışına yön verir (Aydın, 2008).

Konu Başlıkları

Ayrıca lütfen bakınız:

Sosyal Öğrenme Kuramının Temel Kavramları

Sosyal Öğrenme Kuramının Dayandığı İlkeler

Gözlem Yoluyla Öğrenme Süreçleri

Kaynak: ATA-AÖF, SOSYAL ÖĞRENME KURAMI, Yrd. Doç. Dr. Muhammed ÇİFTÇİ

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*