Makyavel’in Etik ve Siyaset

felsefe Nedir

Niccolo Machiavelli (1469-1527) Floransalı bir düşünürdür. 1498-1512 yılları arasında Floransa Cumhuriyeti’nin hizmetinde çalışmıştır. 1512’de Medecislerin iktidara gelmesiyle işine son verilince, Machiavelli kendini siyasi yazarlığa vermiştir. Amacı sadece düşünsel eserler vermek değil ayrıca yeni iktidarın beğenisini kazanmaktır. Bu amaçla, Prens ve Titus Livius’un İlk On Bölümü Üzerine Söylevler adlı ünlü eserlerini yazmıştır.

Machiavelli’nin yaşadığı dönemde Fransa, İngiltere ve İspanya’da merkezi krallıklar kurulmuştur. Roma İmparatorluğu’nun çökmesiyle irili ufaklı birçok devletin ortaya çıktığı İtalya ise hâlâ siyasi birlikten yoksundur. İtalyan birliği (Risorgimento, yani yeniden doğuş, diriliş) ancak XIX. yüzyılda gerçekleşebilmiştir.

O tarihe kadar İtalya sadece coğrafi bir bölgeyi ifade etmekteydi, siyasi bir birlik anlamına gelmiyordu. Machiavelli’nin yaşadığı XV. ve XVI. yüzyıllarda – ve sonrasında – İtalya’da Papa’nın yönetimindeki toprakların dışında ayrıca kuzeyde Yunan site-devletlerini andıran devletçikler bulunmaktaydı. Venedik, Milano ve Floransa bunlardan en önemlileridir.

Machiavelli’ye göre İtalya’nın coğrafi bir terim olmaktan çıkıp siyasi bir birlik anlamı taşımasının zamanı gelmiştir. Bu birliği ancak bir hükümdar (prens) sağlayabilir. Bu öyle bir prens olmalı ki amaca varmak için her türlü aracı meşru saysın, onu hiçbir ahlaki kural durdurmasın. Machiavelli çizdiği prens figürüyle, hem İlk Çağ hem de Hıristiyan Orta Çağ düşüncesiyle hesaplaşmaya girmiştir. Eflatun, Aristo, Stoacılar ve Hıristiyan düşünürler için devletin amacı etiktir, ahlakidir. Söz konusu İlk Çağ düşünürlerine göre devlet insanı iyiye, erdemli bir yaşama yöneltmelidir; Hıristiyan filozoflara göre ise sonsuz kurtuluşun eşiğine ulaştırmalıdır.

Machiavelli ise devletle ilgili bu tür anlayışlara karşı çıkmıştır. Sofistlerden sonra ilk kez o, siyaset (veya iktidarın kullanımı) ile ahlakın birbirinden ayrı şeyler olduğunu söylemiştir. Bu ikisinin (siyaset-ahlak) birbirine karıştırılmasının bir fayda sağlamayacağını ileri sürmüştür. Tarih boyunca yöneticilerin sözleriyle uygulamalarının örtüşmemesi aslında fiili olarak sıkça rastlanan bir durumdur. Machiavelli işte bu gerçeği yalın bir şekilde gözler önüne sermeyi amaçlamıştır. İtalyan düşünür, siyasi konuları, ahlaki, metafizik ve dini ilkelerden soyutlayarak, bunlardan bağımsız bir şekilde ele alması nedeniyle siyasi düşünce tarihine önemli bir yenilik getirmiştir.

Prens adlı eserinde Machiavelli her toplumda iki farklı mizaç olduğunu ileri sürer: Biri halkınki, diğeri ise büyük olanların mizacı. Ne var ki halk büyüklerin emri ve baskısı altında olmak istemezken, büyükler ise halka komut vermek ve onu baskı altında tutmak ister. Savunduğu bu düşünceyle Machiavelli, toplumsal bölünmüşlüğün gerçekte toplumların vazgeçilmez ve önlenemez bir niteliği olduğunu belirtmek istemiştir. İşte bu tespit, Machiavelli’yi modern anlamda siyaseti kavrayan ve anlayabilen bir düşünür olarak karşımıza çıkarıyor. Siyasetin oluşmasına yol açan işte bu bölünmüşlük, bu ikilik, diğer bir ifadeyle – ileriki derslerimizde göreceğimiz Marx’ın ifadesiyle – sınıf mücadelesidir. Bu ikilik olmazsa toplum olmayacak, dolayısıyla siyaset de olmayacaktır.

Machiavelli’ye göre siyasal iktidarın görevi, bu ikiliği gidermek veya çözmek değildir. Siyasetin tek fonksiyonu, kendisiyle tümüyle barışık (çatışma olmayan) bir toplumun tesisi değildir. Çünkü böyle – çatışmasız – bir toplum, siyasetin var olma nedenini ortadan kaldırmakla kalmaz aynı zamanda kendini de yok etmiş olur. O hâlde siyasetin amacı, toplumda önlenemez ve vazgeçilmesi mümkün olmayan bölünmüşlüğü ve çatışmayı yönetmektir.

Machiavelli bir Rönesans düşünürüdür. Dolayısıyla Machiavelli’yi anlamaya çalışırken, İtalya’nın içinde bulunduğu siyasi durum (parçalanmışlık) kadar, yaşadığı dönemde Avrupa’da ortaya çıkan köklü düşünsel değişim de hesaba katılmalıdır. Bu dönemde Orta Çağ Hıristiyan düşüncesi eski önemini yitirmeye başlamış, eleştirel düşünce boy atmış, birey fikri gelişmeye başlamıştır.

Machiavelli Prens adlı eserinde, İtalyan birliğini kuracağını hayal/ümit ettiği prense, devlet yönetimi konusunda öğütler verir. İktidarı miras yoluyla değil kendi gücüyle ele geçiren bir prens, hükümdar adayı nasıl davranmalıdır? Machiavelli bu varsayımdan hareket ederek hükümdara kuvvetli, yırtıcı, kurnaz ve hatta ikiyüzlü olması tavsiyesinde bulunuyor. Machiavelli’nin “siyasi ikiyüzlülük” dediği tavır, günümüz modern siyaset jargonunda “siyasi propaganda” olarak anlaşılabilir. Machiavelli propagandayı siyasi iktidarın temel unsurlarından biri olarak değerlendirmektedir. Ona göre kuvvet kullanmadan iktidar yolunun açılması mümkün olmadığından prens, savaş sanatını da çok iyi bilmek durumundadır.

Machiavelli insan tabiatı konusunda karamsardır. İnsan, tabiatı gereği kötü, bencil, korkak ve ikiyüzlüdür. İşte bu nedenle devlet yönetiminde gerekirse baskıcı, acımasız hatta kan dökücü de olunabilir. Fakat acımasızlık ile şefkat arasında iyi bir denge sağlanmalıdır. Sürekli acımasız ve kan dökücü olmak prensin sonunu hazırlayabilir. Machiavelli’ye göre insan korktuğuna, sevdiğinden daha fazla hizmet eder. Prens hem sevilir hem korkulur olmalıdır; ama korkulur olması, sevilir olmasından daha iyidir.

Prens, savaşta olduğu kadar barışta da becerikli olmalıdır. Devletlerarası antlaşmaları hazırlar ve uygularken tilki gibi kurnaz olmak gerekir. Antlaşmalar bazen çiğnenmek üzere yapılır. Prens, ahlaki kurallarla kendini bağlamadığı gibi milletlerarası hukukla da kendini sınırlandırmamalıdır. Böylece Machiavelli, milletlerarası hukukun en önemli ilkelerinden olan “Pacta sunt servanda” (ahde vefa) ilkesini hiçe saymayı önermektedir.

Machiavelli tüm bu fikirleri, İtalyan birliğinin sağlanabilmesi için ileri sürmüştür. Onun en temel amacı, İtalya’nın sadece coğrafi bir bölgeyi ifade eden bir adlandırma olmaktan çıkıp siyasi bir birlik hâline gelmesi, diğer bir ifadeyle gecikmiş İtalyan birliğinin sağlanmasıdır. Ne var ki Makyavelizm, siyasi düşünce tarihine ve siyaset literatürüne “amaca ulaşmak için her yol ve araç mübahtır, meşrudur” yaklaşımını dile getiren genel bir kavram olarak geçmiştir.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*