Ezop’un Eşeği: Herkesi Memnun Etmek Mümkün müdür?

Yunan meselci Ezop’un (y. MÖ 640-560) anlatıları, evrensel bazda felsefe içerikli kitaplar içinde sayılmaz; fakat Ezop’un anlatıları son derece öğretici düşünsel fikirler ve derslerle dolu mesellerdir. Bu sebeple birçok felsefi tartışmanın zemininde Ezop’un anlatılarından yapılan alıntılar sıkça kullanılmaktadır. Biz burada, onun “Adam, Oğlu ve Eşeği” meselini ele alıp değerlendirmeye çalışacağız.

Zamanlardan bir zaman, yaşlı bir adam ile onun genç oğlu, yanlarına eşeklerini de alarak pazara gitmektedirler. Adam ile oğlu eşeğin yanı sıra yürüyüp giderlerken, yanlarından geçen bir köylü onlara dönüp “Siz aptal mısınız? Eşek binmek için değilse ne içindir?” der. Bunun üzerine adam oğlunu eşeğin sırtına bindirir ve yollarına böylece devam ederler. Ne var ki kısa bir süre sonra, karşıdan gelen bir grup insanla karşılaşırlar ve gruptakilerin içinden biri “Şu bencil çocuğa bakın! Babası yürürken kendisi ise eşeğe biniyor!” der. Bunun üzerine adam oğluna eşekten inmesini söyler ve sonrasında kendisi eşeğe biner. Yine kısa bir süre sonra ikili, bir grup kadının yanından geçerken, kadınlardan biri babaya dönüp şöyle der: “Zavallı çocuk şu küçücük bedeniyle yürürken, sen koca adam olarak eşeğe binmeye utanmıyor musun be adam?!” Bunun üzerine adam ne yapacağını bilemez bir halde öylece kalır. Sonucunda ise adam çocuğunu da eşeğe bindirir ve birlikte eşeğin sırtında yol almaya devam ederler. Bu sırada kasabaya da varmışlardır; gelip geçenler onların haline gülmeye ve parmaklarıyla onları göstermeye başlarlar. Adam durup kalabalıktan birine neden kendileriyle böyle alay ettiklerini sorunca, “Koskoca çocukla sen koskoca adam, birlikte zavallı bir eşeğe binmeye utanmıyor musun?” cevabını alır. Bu kez adam eşekten iner, oğlunu da indirir ve ne yapacağım düşünmeye başlar. Bir süre düşündükten sonra, adam oğluyla beraber bir sırık keser, eşeğin ayaklarını sırığa bağlar ve bu sırığı kaldırmak suretiyle eşeği omuzlarında taşımaya başlarlar. Baba ve oğlu omuzladıkları eşekle birlikte, rastladıkları herkesin alaycı bakışları altında pazar yerindeki köprüden geçerken, arka ayaklarının ipi gevşeyen eşek bir çifte savurur ve çocuk omzundaki sırığın ucunu elinden kaçırır. Eşek köprüden suya düşer ve ön ayakları bağlı olduğu için canını kurtaramaz. “Bu size ders olsun” der, onları takip eden yaşlı bir adam. “Herkesi memnun etmek isterseniz, işte sonuçta böyle kimseyi memnun edemezsin.”

Bu meselden alınacak ilk ve en bariz ders nedir peki? Herkesi memnun etmenin bir yolu yoktur, diyebilir miyiz? Herhangi bir durumda nasıl davranmak gerektiğine ilişkin, farklı insanların farklı fikirleri vardır ve böylesi alternatifler içinden seçilecek bir karar, bu insanlardan her birini tatmin etmeye asla yetmeyecektir. Öyleyse ne yapmak gerekir?

Belki memnuniyetsizliği asgariye indirmeyi başarabiliriz. Burada Adam/Çocuk durumu simetrik olacağından, yani yükü eşek çektiğinden eşeğin karar vermesi uygun olacaktır ve bu da bize şöyle bir gerçeği göstermektedir: Önemli olan oy kullanmak değil, kimin oy kullanacağıdır.

Bu durum, hiç kuşkusuz ancak doğru girdilerle doğru sonuçlar verecek olan rasyonel karar teorisinin sınırlarını gösterme bakımından da öğreticidir. Sonuçta, burada geçerli anahtar ilkeler şunlardır ya da şunlar olmalıdır:

  • İnsanların çıkarları hayvanların çıkarlarına baskındır.
  • Düşkün yaşlılar sağlıklı gençlerden çok daha az dayanıklıdır.

O hâlde denebilir ki yaşlı adam haklı olarak eşeğe binmeli ve çocuk da yanı sıra yürümelidir. Salt tercih yerine tercih edilebilirliğe odaklanmak, filozofun yaklaşımını karar teorisyeninin yaklaşımından farklı kılan şeydir.

Bu hikâyenin gerisinde bir başka ders daha vardır. Eşek meseli bir bakıma tam anlamıyla sembolik bir felsefe durumudur. Mesel, karşılıklı olarak birbirini dışlayan belli sayıda alternatifin olduğu gerçeği etrafında örülüdür: Eşeğin üzerindeki binicilerin sayısı 0, 1 ya da 2 olabilir, daha fazla değil. Ama hangi alternatif seçilmiş olursa olsun, buna dönük olarak sorunlar ve olası itirazlar olacaktır; bu bakımdan hiçbir alternatif sıfır maliyetli değildir.

Burada mesele doğru bir maliyet-fayda analizi yapmaktır; yani, sorunsuz ve maliyetsiz bir seçenek bulmak değil, aktifleri pasiflerinden, artıları eksilerinden ve avantajları dezavantajlarından fazla olan alternatifleri tespit etmektir.

Felsefe de böyle bir şeydir. Felsefenin konuları her zaman alternatif çözümlere açıktır ve hiçbir çözüm sorunsuz ve kolay değildir. Mesele kusursuz çözümler bulma değil, risklerine karşın tercih edilebilir olan çözümü bulma meselesidir; çünkü aktifleri pasiflerinden -doğruları tuhaflıklarından fazla olan çözüm, bulunabilecek en iyi çözümdür.

Felsefecinin işi, demek oluyor ki asıl olarak bir değerlendirme ve takdir etme işidir. Genellikle -ve özellikle de yaşam tarzları söz konusu olduğunda felsefeciden alternatiflerin neler olduğunu tespit etmesi beklenmez; bu iş için başkaları daha uygundur.

Felsefecinin işi kriterleri belirlemekle ilgilidir; felsefeci, bir alternatifi ötekinden daha iyi saymanın nedenlerini belirleyen standartları tespit etmek ve açıklamakla ilgilenir. Görev, bir kişinin mantıklı olarak sorunun hangi yönünün çözüm için en uygun olduğuna karar vermesini sağlayacak malzemeyi hazırlamaktır.

Derleme: Ömer YILDIRIM

Kaynak: 101 Anekdotta Felsefe Tarihinde Yolculuk, Nicholas Rescher

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*