Diyalektik Materyalizm ve Tarihsel Materyalizm Karşılaştırması

felsefe Nedir

Yakın bir geçmişte küresel ölçekteki politik kutuplaşma, liberalizm ve sosyalizm arasındaydı. Liberalizm bireysel özgürlükleri ve bu bağlamda özel mülkiyeti siyasal gerçekliğin dokunulmaz ilkeleri olarak görmekteydi.

Bireysel ve tikel ayrımlar, ortak ve evrensel ilkelere, toplumun genel ilgi ve duyarlılıklarına feda edilemez. Liberalizmin vurgusu ve duyarlılığı, bireysel girişimcilik ve özel mülkiyet üzerine dayalı sınıf ilişkilerine ve bu bağlamda kapitalist toplumun dinamiklerine dokunulmamasıydı.

Buna karşı ağırlıklı olarak Marksist teori üzerinde biçimlenen sosyalist anlayış ise, varolan tüm mülkiyetin ve üretim araçlarının kamulaştırılmasını ve toplum yararına ortak kullanımını öngörmekteydi. Bu anlamda sosyalizm ‘toplumculuk’ olarak da Türkçede karşılanmaktadır. Sınıf eşitsizliği ve gelir dağılımındaki adaletsizliklerin yarattığı sorunları, ancak radikal bir devrimle kurulacak sosyalist bir siyasal düzen çözebilirdi.

Geçen yüzyıl boyunca Marksistler, dünya genelinde birçok sosyalist devrime öncülük ettiler. En başta Lenin’in öncülük ettiği Sovyet Devrimi olmak üzere, tüm bu sosyalist ülkelerin deneyimi, ‘reel sosyalizm’ olarak adlandırılmıştır. İlerideki sayfalarda reel sosyalizm deneyimine kısaca değineceğiz. Fakat şimdi dünya genelinde büyük siyasal deneyimlere öncülük eden Marksist teorinin, siyaset felsefesi bağlamında bazı temel kavramlarını ele alacağız.

Marksizm, genel olarak Karl Marks ve Friedrich Engels’in felsefelerini ve bu felsefe çerçevesinde ortaya konmuş farklı teorik ve pratik anlayışları nitelemek için kullanılır. Bu bağlamda Sovyet Devrimi’nin öncüsü V.I.Lenin ya da Çin Devrimi’nin öncüsü Mao Zedong da Marksist olarak adlandırılabilir. Marksist siyasetin tarihi bağlamında, Troçkizmden, sosyal demokrat hareketten ve Avrokomünizmden de söz edilebilir. Kuşkusuz bu liste uzatılabilir ve reel sosyalizm deneyimine eleştirel bakan Frankfurt Okulu düşünürleri de, Neo-Marksist ya da Batı Marksizmi gibi adlandırmalara tabi tutulurlar. Görüldüğü üzere Marksizm’in siyasal gerçekliğe, hem teorik ve hem pratik etkisi ve tarihsel gelişim seyri oldukça geniş çaplıdır. Özellikle 19.yy. ve 20.yy. bu açıdan dikkate değerdir.

Marksizm tarihi, toplumu ve dolayısıyla insanın siyasal gerçekliğini diyalektik ve materyalist bir bakış açısıyla yorumlamaya çalışır. Bu nedenle Marksizm aynı zamanda diyalektik ve tarihsel materyalizm olarak da adlandırılır. Marks ve Engels Hegel’in idealist varlık öğretisini eleştirirken, diyalektik yöntemini materyalist bir zeminde benimserler.

Hegel’in ideal ve kavramsal bir düzlemde çözümlediği tarihteki diyalektik gelişimler, diyalektik ve tarihi materyalizm için, toplumdaki maddi zenginlik ve üretim araçlarına sahip olanlarla olmayanların karşıtlık ve mücadelesiyle belirlenir. Toplumun yeniden üretimi sürecinde maddi zenginlik ve üretim birincil ve belirleyici bir role sahiptir. İnsanın ve toplumun maddi ve doğal ihtiyaçları birincil ve zorunludur. Toplumunun tarihsel süreç içerisinde gelişen manevi ve tinsel gerçekliği ise, zorunlu altyapıyı oluşturan maddi zenginliğin diyalektik gelişim süreciyle biçimlenirler.

Toplumların tarihsel dönüşümleri, hem materyalist ve hem diyalektik bir zeminde biçimlenen sınıfların savaşıyla belirlenir. Marksizm’in materyalizmi ekonomik bir belirlenimciliğe, üretim güç ve ilişkilerinin dinamik değişim süreçleriyle biçimlenen bir tarih perspektifine işaret eder. Marksist materyalizm ve ekonomik belirlenimcilik, tüm insanlığın manevi ve tinsel gerçekliğini, maddi ve ekonomik gerçekliğe indirgediği için eleştirilmiştir. Bu eleştirilere karşı Engels, Marksist materyalizm ve ekonomik belirlenimciliğin, manevi ve tinsel gerçekliği maddi ve ekonomik gerçekliğe indirgemediğini dile getirir.

Ona göre maddi ve tinsel gerçeklikler arasında diyalektik bir ilişki söz konusudur. Toplumsal üstyapıyı oluşturan tinsel ve dolayısıyla siyasal yapılar, maddi altyapıyı oluşturan üretim güç ve ilişkileriyle bir kez oluştuktan sonra söz konusu altyapıyı biçimlendiren bir etkiye sahip olurlar. Hegelci töz ve ilinek diyalektiğine uygun olarak, yalnızca töz ilineği değil, ilinek de tözü belirler. Maddi altyapı tinsel üstyapıyı mutlak ve tek-yanlı olarak değil, ‘son kertede’ belirler.

Hazırlayan: Sosyolog ömer Yıldırım

1 Comment

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*