Charles Wright Mills ve Sosyolojik İmgelem

felsefe Nedir

İşlevselciliğe getirilen en önemli eleştirilerden bazıları Amerikan sosyolojisi içinde radikal bir yere sahip olan C. Wright Mills’ten gelmiştir.

Mills, kendisi Marksist olmamakla birlikte Amerikan sosyolojisi içinde Marksist geleneği sürdürmeye çalışmıştır. Özellikle Mills’in yaşadığı dönemde Amerikan sosyolojisinde Marksist düşünce geleneğini takip eden sosyologların sayısı oldukça azdır.

Mills, bu yapı içinde hem Marksist geleneği sürdürmeye çalışması hem de Amerikan sosyolojisinde o dönemin en baskın teorisi olan Parsons’ın yapısal işlevselciliğine yönelttiği eleştiriler nedeniyle Amerikan sosyolojisi içinde radikal bir pozisyonda kalmış ve dışlanmıştır (Ritzer, 1996:210).

Poloma (1993: 285) işlevselciliğin yanı sıra etkileşimci yaklaşımlar tarafından da ihmal edilen çatışmayı Mills’in, sosyal psikolojik ilkelerle yapısal kaygıları ihmal etmeden ele alan yaklaşımının dikkate değer olduğunu belirtmektedir. Poloma’ya göre yapısal kaygılar ile toplumsal sorunların çözümlenmesine duyduğu ilgi Mills’i, yapısal işlevselciliğin etkili olduğu ve “günün sorunlarından uzak değerlendirici olmayan (non-evaluative)” bir sosyolojinin revaçta olduğu bir dönemde uygulamalı ya da değerlendirici (applied or evaluative) bir sosyolojik kuram geliştirmeye ve reformist bir sosyolog olmaya yönlendirmiştir (Poloma, 1993: 291, 286).

Mills, Hans Gerth ile birlikte kaleme aldığı “Karakter ve Toplumsal Yapı” (1953) adlı eserinde özel ve kamusal arasında, bireyin tamamen kişisel davranışları ile son derece genel birtakım sosyal-tarihsel olgular arasındaki ilişkiyi ele alır. Ritzer (1996: 210) Mills’in Hans Gerth ile birlikte kaleme aldığı bu çalışmasının, muhtemelen en iyi bilinen radikal çalışmaları ile uyuşmaması nedeniyle çok okunmasa da esasında Mills’in en sofistike çalışmasını oluşturduğunu düşünür.

Mills altı yıl sonra 1959’da yayınladığı “Sosyolojik İmgelem” (veya “Toplumbilimsel Düşün”) adlı eserinde ise bir yandan bireysel sorunlarla kamu meselelerini ayrıştırmış, bir yandan da ikisini ilişkilendirmeye çalışmıştır (Ritzer, 1996:210). Mills için sosyolojik imgelem günümüz insanının tam da gereksinim duyduğu şeydir. Ona göre günümüz insanının “kendisinin dışındaki dünyada ve kendi benliğinde olup bitenleri anlamasını sağlayacak düşünsel bir nitelik” kazanmaya gereksinimi vardır ve bu düşünsel niteliği de Mills sosyolojik imgelem (ya da toplumbilimsel düşün) yeteneği olarak tanımlamaktadır (Mills, 2000: 14-15). Mills’e göre:

“Toplumbilimsel düşün yeteneğine sahip olanlar, tarihsel dönemlere ve bu dönemlerin olgularına, bunların değişik ve çok sayıdaki insanın iç yaşam ve dışsal kariyerleri açısından taşıdığı anlamlar yönünden bakabilme yeteneği kazanmışlardır. Toplumbilimsel düşün yeteneğine sahip olanlar, insanların yaşadıkları gündelik hayatın keşmekeşi içinde kendi toplumsal konumları hakkında nasıl yanlış ve yanıltıcı bir bilinçsizlik içinde bulunduklarını göz önünde tutmak gerektiğini bilirler” (Mills, 2000: 15)

Mills tarihle biyografi arasındaki ilişkileri kavrayabilmemiz için de sosyolojik imgeleme sahip olmamız gerektiğini belirtir. Ona göre Comte, Durkheim, Marx ve Weber gibi klasiklerin hepsi insan ve toplumu birlikte alma tutumuna sahiptirler (Mills, 2000: 17).

Basit bir ifadeyle, sosyolojik imgelem bireylerin kişisel yaşamlarındaki sorunlarla toplumsal düzeydeki sorunlar arasındaki ilişkiyi görebilecek bir bakış açısına veya yeteneğe sahip olmaları olarak tanımlanabilir. Mills için “Toplumbilimsel düşünce yeteneğinin varlığını gösteren en önemli belirtken, karşılaşılan sorunları bireyin dar yaşam ortamının sorunları olarak gören anlayış ile bu sorunları toplumsal yapının kamusal sorunları olarak ele alan anlayış arasındaki farklılıktır” (Mills, 2000: 20). Örneğin, birden çok kişinin işsiz olduğu bir toplumda işsizlik sorununun kişisel değil toplumsal bir sorun olduğunu, bu nedenle çözümü için de kişisel olanak ve beceriler üzerinde durmanın yeterli olmayacağını sosyolojik imgelemle biliriz (Mills, 2000: 21).

Poloma (1993: 286) 1950’lerde sosyolojik imgelem çağrısında bulunan Mills için bu çağrının özünde makroskobik ve moleküler adını verdiği iki “araştırma yolu”nun bir harmanı olduğunu vurgular. Mills makroskobik ve moleküler adını verdiği bu iki araştırma yolunu daha önce 1953 yılında yayımlanan “Günümüz Sosyal Biliminde İki Araştırma Üslubu” (Two Styles of Research in Current Social Study) adlı bir makalesinde tanımlar. Buna göre, “Makroskobik, ‘total toplumsal yapılarla, karşılaştırmalı bir yoldan uğraşır…Küçük ölçekli (small scale) problemler ve doğrulamada (verification) kullanılan istatiksel modeller ise’ moleküler’i karakterize eder.” (Mills, 1953: 267’den aktaran Poloma, 2003: 286). Mills’e göre toplumsal sorunlara yönelik makroskobik çözümler daha az özenli ve kesinliği daha az olan, yani daha az moleküler olan bir bilgiye dayanır (Poloma, 2003: 286). Moleküler olan da mikro bilgiler toplamaya dayanır. Bu nedenle Mills bu iki araştırma yolunun her birinin eksikliğinden kaynaklanan sorunlara çözüm olarak iki düzey arasında mekik dokuma olarak tanımlanabilen ve makroskobik düzeyde çalışan araştırmacıya moleküler düzeyde yeterince kanıtlayıcı veri toplayabilme olanağı sağlayan bir yöntem önerir (Poloma, 2003: 286-287). Böylelikle, Makro ve mikro eğilimler yerine Mills çağdaş toplumların sorunlarıyla ilgilenecek uygulamalı araştırmalara dayalı daha gerçekçi bir kuram önerir. Mills, Sosyolojik İmgelem adlı çalışmasının altıncı bölümünü, 1953 yılında yayımlanan bu önceki çalışmasından yararlanarak yazar (Mills, 2000: 373). Mills çalışmasının bu bölümünde bu yolu izlediklerini vurguladığı klasik sosyal bilimcilerden övgüyle söz eder. Ona göre, “klasik ustalar” dediği klasik sosyal bilimciler “makro bakışlı kavram ve düşünceler ile ayrıntılı gösterimler (expositions) arasında kesiksiz bir mekikleme” şeklinde bir yol izlemişlerdir (Mills, 2000: 208-209, 212).

Sosyolojik İmgelem, Mills’in aynı zamanda eleştirel nitelikteki sosyolojik yaklaşım ve yöntemini en açık şekilde sergilediği çalışmalarından biri olarak bilinir. Nitekim bu çalışmasında Mills, Amerikan sosyolojisini adeta iki zıt kutba bölen, bir tarafta büyük boy kuramlarla, öte tarafta ise ayrıntılarla uğraşan mikrobakışlı ampirist yaklaşımların her ikisine de sert eleştiriler getirir.

Mills çalışmasında öncelikle, toplumsal sorunlardan uzak ve sosyolojik imgelemden yoksun olduğunu düşündüğü ve adına ‘Grand Teori’ dediği büyük boy kuramları, özellikle de bu gelenekte yer alan Parsons’ın Sosyal Sistem çalışmasını katı bir şekilde eleştirir. Ona göre, “Parsons’un genel kuramı, toplumsal düzeni daha açık bir biçimde görmek; insanların ve kurumların kendi somut varlıklarını bulacakları, görecekleri tarihsel gerçeklikler olarak ifade edebilecek sorunları çözüme kavuşturmak çaba ve isteğinin ürünü değildir. Tersine ‘Grand Teori’nin temel aldığı sorun, işleniş biçimi, bulup önerdiği çözümler temelden kuramsal niteliktedir.” (Mills,2000: 85). Poloma, Mills’in büyük boy kuramcıları toplumu açıkça tanımlama ve anlaşılır kılma çabalarından kopmanın “kısmi örgütlü bir girişimi” olarak nitelediğine dikkat çeker (Poloma, 1993: 287).

Mills Parsons’un ‘Grand Teorisi’ni çatışma ve toplumsal değişme ile ilgilenmediği için de eleştirir:

“Toplumdaki çatışmaları, çelişkileri sihirli bir biçimde yok ediveren, toplumda hayranlık yaratacak nitelikte bir uyumluluk durumu yaratıveren ‘sistematik’ ve ‘genel’ teori için, bu nedenle toplumsal değişme ve tarih diye bir sorunla ilgilenmeye gerek kalmamaktadır. ‘Grand Teori’cilerin normatif olarak kurdukları bu toplumsal yapı anlatımında, terörize edilmiş kitlelerin, heyecana kapılmış güruhların, kalabalıkların ve hareketlerin yeri olmayacağı açıktır” (Mills, 2000: 77).

Mills’e göre Parsons’un toplum görüşü ve Sosyal Sistem adlı çalışmasında yazdıkları açıkça belli bir ideolojik anlam taşımakta ve bu ideolojik anlamı meşrulaştırmaya çalışmaktadır:

“Parsons’un eserlerinde savunulan türden bir toplum görüşü ve anlatımının rahatlıkla ideolojik bir kullanım taşıdığı; bu tür görüşlerin geleneksel olarak tutucu düşünceyi yansıttığı açıktır…Sosyal Sistem’in (The Social System) siyasal anlamı öylesine açık ve yüzeydedir ki, yeterince ‘çevirisi’ yapılabildikten sonra, fazlası gereksiz oluyor…’Grand Teori’nin ideolojik anlamı, istikrarlı egemenlik biçimlerini haklılaştırmasından, bunları yasal gösterme eğilimi taşımasından ileri gelmektedir” (Mills, 2000: 86).

“Grand Teori”den sonra da Mills, “Soyutlanmış Ampirizm/Deneyimcilik” (Abstracted Empiricism) adını verdiği ve gündelik yaşamın toplumsal ve tarihsel bağlamlardan soyutlanmış, önemsiz ayrıntılarına gömülü olduğunu düşündüğü aşırı ampirist yaklaşımları eleştirir. Soyutlanmış ampirizm/deneyimcilik genel olarak örnekleme süreciyle seçilmiş bireylerle yapılan mülakatlardan elde edilen dataların işlenmesi ve bulunan sonuçların istatistiksel bildirimler şeklinde ifade edilmesi şeklinde bir yönteme dayanmaktadır (Mills, 2000: 87). Mills bu yaklaşımı, özellikle bilimi ampirizimden ibaret sayarak sosyolojik çözümlemede kantitatif araştırma teknikleriyle yetinmeye çalıştığı için eleştirir. Nitekim Mills, “sosyolojik düşünmede sayısal verilere ve istatistiki analize yer olduğunu kabul etmekle birlikte, bunların sosyolojik analiz açısından yeterli olmadığında ısrarcıdır. Mills bu tür kantitatif verilere sosyolojik anlam kazandıran kuramsal kategoriler ve karşılaştırmalı tarihsel analizler olmadan bir toplumsal yapı anlayışının düşünülemeyeceği konusunda da ısrarcıdır” (Marshall, 1999: 691). Bu nedenle, ampirik çalışmalarda elde edilen datalar somut olduğu halde bu dataları tarihsel ve toplumsal bağlamlarından soyutlayarak ele aldığı için Mills’in bu yaklaşıma paradoksal olarak “Soyutlanmış Ampirizm” adını verdiği bilinmektedir.

Neticede Mills, “Yavaş ve küçük küçük çalışmalarla mikro bakışlı bir yığın inceleme ve araştırmalar yaparak, küçük küçük kum tanecikleri toplayıp tepeler yapan karıncalar gibi…” bilim inşa etmeye çalıştığını düşündüğü soyutlanmış ampirizm ile grand teorinin her ikisini de “sosyal bilimlerde asıl beklenen görevleri yüklenmekten bile bile” kaçınmakla eleştirir (Mills, 2000: 87, 211). Amerikan sosyolojisinde hakim olan bu makro-mikro bakışlı yaklaşımlar yerine Mills, yukarıda da belirtildiği gibi, makroskobik ve moleküler olarak tanımladığı bu iki araştırma yolu arasında, tarihsel ve toplumsal bağlamdan kopmadan mekik dokuyan değerlendirici bir sosyoloji önerir. Nitekim Mills için bu yol, toplumbilimsel imgelemi geliştirmenin ve uygulamanın en iyi yolu olarak görünmektedir. Genel olarak bakıldığında Mills’in bu yaklaşımı, Parsons’ın büyük boy teorisi ile Amerikan sosyolojisinde yaygın olan küçük ölçekli ampirik çalışmalar arasında köprü kurmaya çalışan Merton’un yaklaşımına benzemektedir. Ne var ki, Borawoy’ın belirttiği gibi, Mills Merton gibi bu iki gelenek arasında bir arabulucu (peacemaker) olarak değil, her iki geleneğe de muhalif bir eleştirmen (hostile critic) olarak yer alır (Borawoy, 2007: 1). Reformist bir sosyolog olarak sosyolojiyi değerlendirici bir sosyoloji olarak geliştirmeye çalışan Mills’in, güç ve siyaset üzerine de çok sayıda çalışması olduğu, bunların içinde ise özellikle “Beyaz Yakalılar ve “İktidar Seçkinleri” adlı çalışmalarının en önemli ve en büyük çalışmalarından ikisini oluşturduğu bilinmektedir (Poloma, 1993: 292).

Kaynak: T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 3781, AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 2595

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*