Yarı Gruplar, Çıkar Grupları ve Çatışma Grupları

felsefe Nedir

Dahrendorf otorite dağılımından kaynaklanan karmaşık çıkar ilişkilerini üç tip çıkar grubu altında ele alarak çözümlemeye çalışır: (i) yarı gruplar (quasi-groups), (ii) çıkar grupları ve (iii) çatışma grupları (Dahrendorf, 1959: 179).

Yarı Gruplar ve Çıkar Grupları

Dahrendorf’a göre her toplulukta, örgütte veya ilişkide otorite konumunda olanlar konumlarını ve bu konumun sağladığı avantajları sürdürmeye çalışma yönünde bir ilgi ve çıkara sahiptirler. Otoriteye tabi olanların ise mevcut yapıyı değiştirme ve otoriteden pay almaya çalışma yönünde bir ilgi ve çıkarları vardır.

Başka bir ifadeyle, her topluluk ve örgütte otorite konumundaki grubun çıkarları ile otoriteye tabi olan grubun çıkarları arasında bir gerilim ve çatışma vardır. Bu çıkar çatışması açık olabileceği gibi çok defa gizlidir. Başka bir ifadeyle, Dahrendorf’a göre grup çıkarları açık çıkarlar (manifest interests) ya da gizil çıkarlar (latent interests) olabilirler.

Gizil çıkarlar üyelerin bilincinde olduğu açık amaçlar şeklinde geliştiklerinde açık çıkarlara dönüşür. Gizil çıkarlar açık amaçlar olarak ortaya çıkmadıkları müddetçe yarı grup (quasi group) ya da potansiyel grup (potential group) çıkarlarıdır. Gizil çıkarların bilinçli amaçlar olarak açığa çıkmaya başlamasıyla birlikte yarı gruplar çıkar gruplarına (interset groups) dönüşür. Gizil çıkar çatışmasında çatışmanın açık hâle gelebilmesi ise ancak otoritenin veya otorite konumundakilerin meşruluklarının sorgulanmaya başlamasıyla mümkündür (Slattery, 2010: 183).

Örneğin, bilinç yükseltme hareketlerinden sonra kadınların erkeklerle fırsat eşitliği talepleri Dahrendorf’a göre daha önce gizil olan çıkarların bilinçli amaçlar olarak ortaya çıkmasını, dolayısıyla da yarı grup olan kadınların çıkar grupları kurarak örgütlenmelerinin bir örneğini temsil eder. Dahrendorf, çıkar gruplarının sosyolojik anlamda grup çatışmasının gerçek aktörleri olduğunu belirtir (Dahrendorf, 1959: 180).

Çatışma Grupları

Dahrendorf çıkar gruplarından da çatışma grupları (conflict groups) dediği grupların doğduğunu düşünür. Dahrendorf’un modelinde sınıf ve sınıfsal çatışma, çatışma grupları anlamında kullanılır. “Bizim model açısından, ‘sınıf ’ terimi, zorunlu olarak eşgüdümlenmiş birliklerde (imperatively coordinated associations) otoritenin farklı dağılımından ortaya çıkan çatışma grupları anlamına gelir… Zorunlu olarak eşgüdümlenmiş birliklerin otorite yapısından yükselen çatışma grupları olan sınıflar çatışma halindedir.” (Dahrendorf, 1959: 204, 206).

Dahrendorf’a göre çatışma grupları adı üzerinde grup çıkarları adına toplumsal düzendeki diğer gruplarla grup çatışmasına giren örgütlü gruplardır. Bu bağlamda emek ve sermaye sınıfları çatışma gruplarına örnek olarak verilebilir. Çatışan gruplar olarak emek ve sermaye sınıfları arasındaki çatışma da sendikalar aracılığıyla yürütülmüştür. Bu bağlamda, Dahrendorf’un modelinde toplumsal sınıflar otorite yapılarındaki konumlarına göre gizil ya da açık çıkarlara sahip olan bireylerden oluşan gruplardır, sınıf çatışması da yine bireylerin otorite konumlarından kaynaklanan grup çatışmalarından ibarettir. Görüldüğü gibi, Dahrendorf’un yapısalcı çatışma kuramında sınıflar zorunlu olarak eşgüdümlenmiş birliklerde otorite dağılımıyla ilgili yapısal koşulların ortaya çıkardığı çıkar grupları olarak analiz edilirler. Sınıflar otoritenin kullanımına katılan ya da dışlanan ikili çıkar grupları olarak tanımlanır.

Dahrendorf’un otorite temelli toplum modeli iki sınıflı bir sisteme dayansa da toplumsal pratikte bireyler aynı anda çok sayıda yarı grup, çıkar grubu ve çatışma grubuna üye olabilirler. Bu nedenle de bu grupların bazılarında otoritenin kullanımına katılan bazılarında ise dışlanan olabilirler. Örneğin, bir kurumda yönetici olan ve dolayısıyla bu konumu ile bundan doğan avantajları korumaya çalışan bir kişi, üyesi olduğu başka bir kuruluşta tabi konumda olabilir ve bu nedenle bu yapıdaki konumunu değiştirmek için mücadele edip otorite konumunda olanlarla çatışabilir. Bu açıdan Dahrendorf çok boyutlu, karmaşık ve çoğulcu bir çatışma kuramı sunduğunu düşünür.

Özetle, Dahrendorf’un kuramında postkapitalist toplumda otorite konumunda olanlarla bundan dışlananlar arasında, “zorunlu olarak eşgüdümlenmiş birlikler” aracılığıyla sürdürülen bir çatışma her zaman vardır ve bu çatışma Marx’ın kuramında sözü geçen sınıf çatışmasının yerini almıştır. Bununla birlikte, Dahrendorf çatışmanın “bireyler kendi çıkarlarını korumanın ve geliştirmenin tek yolunun kolektif eylem olduğunu gördüklerinde sınıf çatışmasına” dönüşebileceğini belirtir. Ancak postkapitalist toplumda bu tür bir sınıf dayanışması ve sınıf çatışmasının gelişme ihtimali, daha önce belirtilen emeğin ayrışması ve işçi sınıfının vasıflı-vasıfsız ve benzeri farklı rakip emek düzeylerine bölünmüş olması nedeniyle, pek mümkün görünmemektedir.

Neticede Dahrendorf kapitalist toplumda meydana gelen önemli değişmeler sonucunda çatışmanın kaynağının mülkiyet olmaktan çıktığını otorite ilişkilerinin (yani egemen olanla tabi olan arasındaki ilişkilerin) ise çatışmanın yeni kaynağı hâline geldiğini savunmuş ve bu dönüşümü postkapitalist bir dönüşüm olarak nitelemiştir. Dahrendorf özellikle emek ve sermayenin ayrışması, orta sınıfın giderek genişlemesi ve toplumsal hareketliliğin artması gibi nedenlerin endüstriyel toplumda çatışmayı, otoritenin dağılımına bağlı olarak egemen olanlarla tabi olanlar arasında, yeni ve çok daha karmaşık bir boyuta taşıdığını düşünür.

Çatışmanın sonuçları konusunda ise Dahrendorf, Coser gibi düşünür ve sürekli olduğunu düşündüğü çatışmanın endüstriyel toplumda kurumlaşma aracılığı ile düzenlendiğini ve bu hâliyle çatışmanın toplumsal değişme ve gelişme açısından işlevsel olduğunu savunur. Ona göre çatışmanın toplumu bir arada tutma, demokrasilerde gücün kötüye kullanımının engellenmesi, bireysel haklar ve hukukun güçlendirilmesi ve de güç kullanma yetkisine sahip olanlar üzerindeki kontrolün sürdürülmesi (Slattery, 2010: 184) gibi çeşitli işlevleri vardır. Bu nedenle ona göre önemli olan çatışmayı bastırmak değil, çağdaş endüstriyel toplumlarda olduğu gibi etkin bir kurumsallaştırma yoluyla düzenlemektir (Poloma, 1993: 122).

Bu açıdan Coser gibi Dahrendorf ’un kuramında da çatışmanın sistem içerisinde meşruluk kazanmış işlevsel bir öge olarak ele alındığı ve bu nedenle yapısal işlevselciliği aşan alternatif bir kuramdan çok, toplumsal yapı ve bütünleşme konusunda, onu tamamlayan bir niteliğe sahip olduğu savunulmaktadır (Poloma, 1993: 126).

Bununla birlikte, son dönemlerde İngiliz İşçi Sınıfı örneğinde görülen ayrışma göz önüne alındığında, Dahrendorf ’un öngörülerinin bazı açılardan doğru olduğunun görülebileceğine dikkat çekilmektedir (Slattery, 2010: 185). Ayrıca üretim araçlarının özel mülkiyetinden kaynaklanan çatışma dışında kalan “yurttaşlık hakları, çevre, iskan ve refahla ilgili meseleler, nükleer güç vb.ye dayalı ‘modern’ çatışmalar konusunda” da Dahrendorf ’un kuramının daha açıklayıcı olduğu belirtilmekte ve nihayetinde günümüzde büyük sermaye kadar bürokrasinin de protestoların hedefi hâline geldiği vurgulanmaktadır (Slattery, 2010: 185).

Ancak diğer tüm kuramlar gibi Dahrendorf ’un kuramı da farklı cephelerden önemli eleştiriler almıştır. Bu eleştirilerin başında ise bu kuramın güç ve otorite yarışı dışında kalan toplumsal çatışmaların temellerine ilişkin ayrıntılı bir analiz geliştirmediği yönündeki eleştiri gelmektedir (Slattery, 2010: 186). Marksist cepheden gelen eleştirilerde ise Marx’ın kuramının çağdaş toplumlar için artık geçerli olmadığı iddiasının kabul edilemez olduğu, önemli bir değişim geçirmiş olmakla birlikte bu toplumların hâlâ iki temel sınıf arasında bölünmüş kapitalist toplumlar olduğu, sınıf çatışmasının da hâlâ temel toplumsal çatışmayı oluşturduğu, ayrıca toplumsal eşitsizliklerin dramatik olarak da azalmadığı vurgulanmaktadır (Haralambos, 1995: 888; Slattery, 2010: 186).

Bunların yanı sıra, literatürde sosyolojik teori içinde ayrı bir sosyolojik gelenek olarak çatışma teorisinden söz edilemeyeceğini savunan önemli bir görüş de bulunmaktadır. Başta Parsons ve Merton olmak üzere bu görüşü savunanlar sosyolojideki bütün teori ve yaklaşımların çatışmanın toplumsal yaşamdaki yerine ilişkin belirli bir görüşe sahip olduklarını, bu nedenle sosyolojik teorinin çatışmayı vurgulayan teoriler ile konsensüse ağırlık veren teoriler şeklinde iki ayrı teoriye bölünemeyeceğini vurgulamaktadırlar (Swingewood, 1998: 289).

Dolayısıyla bu görüşe göre çatışma teorisi toplumsal gerçekliği kısmî olarak açıklamada yararlı, ancak bir bütün olarak analiz etmede eksiktir. Son olarak, Ritzer (1996: 210, 265)’e göre çatışma teorisi 1950’li ve 1960’lı yıllarda yapısal işlevselciliğe bir alternatif olarak ortaya çıkmış olmakla birlikte, gerçek bir eleştirel toplum kuramı olmaktan çok, yapısal işlevselciliğin aynadaki bir görüntüsünden öteye gidememiş ve bu nedenle sonraki dönemde yerini çeşitli neo-Marksist kuramlara bırakmak zorunda kalmıştır. Ritzer, temel sorunu “yapısal işlevselci kökeninden kendini hiçbir zaman yeterince kurtaramamış olmak” olan çatışma teorisinin en önemli katkısının ise Marx’ın çalışmalarına daha sadık teoriler için zemin hazırlaması olduğunu savunur (Ritzer, 1996: 265).

Marshall da (1999: 112) çatışma kuramının “1960’lı yıllarda toplum kuramında önemli bir güç olarak Marksizmin sahneye çıkmasıyla birlikte” gözden düşmeye ve “toplum kuramındaki daha genel Marksist ve Weberci eğilimlerin arasında” erimeye başladığını vurgular.

Kaynak: T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 3781, AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 2595

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*