Felsefe hakkında her şey…

Pasifizm

13.03.2024
96
Pasifizm

Pasifizm, insan ilişkilerini şiddet veya savaştan ziyade barışçıl yaklaşımların belirlemesi ve anlaşmazlıkların çözümünde arabuluculuk, uzlaşma veya yer değiştirme yöntemlerinin kullanılması gerektiği teorisidir.

Pasifizm, devletin meşru ya da ahlaki olarak silahlanabileceğini savunan Adil Savaş Teorisi gibi Batı düşüncesinin bir unsurudur. Çoğu insan savaşın gerekliliğini kabul etse de vicdani retçiler silahlanmayı reddederek gösterdikleri ahlaki cesaretten ötürü özel bir takdire layık görülmüşlerdir.

Pasifizmin felsefi olarak değerlendirilmesi, bu geniş kapsamlı fikrin farklı yönlerinin incelenmesinin yanı sıra ortaya çıkaracağı sonuçların da araştırılmasını gerektirir.

Pasifizm savaşla olduğu kadar ülke içindeki adaletsizlikler ve baskıcı politikalarla da ilgilidir. Deontolojik ya da içsel bir değer olarak tutarlılık açısından olduğu kadar, amaçladığı olumlu etkiler bakımından da ele alınabilir. Bu geniş kapsamlı teorinin incelenmesi, adanmış bir pasifistin ya da eleştirmenin göz önünde bulundurması gereken çok çeşitli olası etik anlam ve konulara dikkatimizi çeker. Bu bağlamda ilk olarak mutlak pasifizm doktrini, ardından esnek pasifizm ve son olarak da koşullu pasifizm doktrinlerinden söz edilebilir.

PASİFİZM

Pasifizmin analizine başlamak için en iyi nokta, her türlü şiddet, savaş ve cinayetin kayıtsız şartsız yanlış olduğu yönündeki mutlakiyetçi argümandır. Burada öngörülen ideal, sosyal ilişkilerin tamamen şiddetten uzak ve barışçıl olması ve ortaya çıkabilecek çatışmaların şiddet araçlarına başvurmak yerine uzlaşma ve arabuluculuk yoluyla çözülmesidir. Mutlakiyetçi pasifizm, barışın özünde ya bir görev ya da insan refahı için herhangi bir şiddet veya güç kullanımından daha elverişli olduğu şeklindeki sonuçsalcı gerekçelerle desteklenmesi gereken bir erdem olduğunu ileri sürer.

Bu iki pozisyonun (deontolojik ve sonuçsalcı) etik değerlendirmesi, pasifizmin incelenmesindeki geleneksel çerçeveyi sağlar. Ancak asıl önemli olan, ne tür bir pasifizmin amaçlandığıdır. Birçokları için pasifizm savaş karşıtı bir duruş anlamına gelir; ancak pasifizm aynı zamanda şiddetsizlik, pasif direniş ve ahlaki arınma doktrinlerini de içeren daha geniş bir teori olarak da yorumlanabilir.

Ele alınması gereken ilk konu, pasifizmin barışın oynaması gereken rolü vurgularken, barışçıl ilişkilerin doğasından kaynaklanan üç genel yönü bulunduğudur. Birincisi, mutlak savaş karşıtlığı; ikincisi, mutlak şiddet (ya da güç) karşıtlığı; üçüncüsü ise mutlak öldürme karşıtlığıdır. Bu üç etik inceleme alanı kesinlikle birbiriyle örtüşmektedir ve çoğu pasifist, hem öldürmeyi hem de savaşı reddetmelerinin temelinde yatan bir şiddetsizlik etiğine sahiptir. Diğerleri ise savaşın ahlaki geçerliliğini reddeder ancak hukukun üstünlüğü tarafından belirlenen kriterler çerçevesinde güç veya şiddet kullanımını (ve hatta öldürmeyi) kabul eder; bazıları tamamen şiddetsiz bir yaşam biçimi ararken, diğer pasifistler konvansiyonel savaş uygulamasını kabul eden ancak nükleer savaşı kabul etmeyen nükleer pasifistlerdir.

Pasifist etik iki ana bakış açısıyla tanımlanabilir. Birincisi, ahlaki faillerin başkalarına saldırmaktan veya savaş açmaktan kaçınmak gibi mutlak bir görevi olduğunu söyleyen deontolojik duruştur. İkincisi, saldırgan eylemlerden veya savaştan hiçbir zaman iyi bir şey çıkmayacağını ve dolayısıyla bunların kendi başına bir kötülük olduğu için değil, çoğunluk için her zaman daha kötü bir duruma yol açtığı için reddedilmesi gerektiğini ileri süren sonuçsalcı duruştur.

güvercin, kuş, barış, özgürlük, kanat

Güvercin, küresel anlamda barışın bir sembolü olarak kabul edilir.

Deontolojik Pasifizm

Bir görev olarak kabul edildiğinde, pasifistin asla bir başkasına karşı saldırıda bulunmaması, güç kullanmaması veya savaşı desteklememesi ya da savaşa girmemesi gerekir. Görevler, ilgili tüm koşullarda gerekli olan veya beklenen ahlaki eylemlerdir.

Deontolojik pasifizm için ilk sorun, görevlerin potansiyel çatışmasıdır. Pasifistin ya da bir başka masumun hayatını tehlikeye atan bir saldırganı durdurmak için güç kullanılacaksa ne olacaktır? Pasifistin kendi hayatıyla ilgili olarak, kendini savunma hakkı olmadığı ileri sürülebilir; ancak bu genellikle öteki âlemlerde bir hayat yaşamak adına bu hayatı yaşamaya pek değer vermeyenlerin tutumudur. Bu tür kimseler arasında dinî pasifistler de bulunmaktadır.

Bir başka örnek olarak, başkalarına saygı gösterme görevi kendine saygı gösterme görevinden daha mı ağır basar? Saldırgan, kurbanına karşı sahip olması gereken her türlü saygı yükümlülüğünü açıkça ihlal etmektedir; ancak bu onun hayatını kaybetmesini gerektirir mi? Kendini bir tehdide karşı savunma hakkını kabul eden pasifistler, kısıtlayıcı veya etkisiz hale getirici güç kullanımını ve hatta tehdit ölümcül ise saldırganı öldürme hakkını kabul edebilirler. Deontolojik pasifistler, başkalarının yaşam haklarının, kendini kurtarmak için müdahale etme görevinden daha üst düzey bir görev olduğunu iddia edebilirler. Ancak bu, benliğin diğerlerine kıyasla ahlaki açıdan değerlendirilmesine dayanır ve diğerlerinin neden daha yüksek bir ahlaki değerlendirmeye tabi tutulması gerektiği belirsizdir; çünkü sonuçta benlik de farklı bir öznenin bakış açısına göre diğerleri arasında bir tanesidir.

Pasifist, saldırganlık karşısında kendi hayatını (ahlaki bir ilke, ahlaki bir örnek, bir fedakârlık örneği vs. olarak) ortaya koyması gerektiğini savunuyorsa, sorun, pasifistin yardım edebilecek konumda olduğu ve yaşayan bir özne olarak hayatı ölüme tercih edebilecek bir başkasının hayatı tehdit edildiğinde daha da derinleşir.

Başkalarının hayatını kurtarmak için müdahale etmek gibi bir görevi olmadığını iddia eden pasifist burada tehlikeli bir ahlaki yola sapmaktadır; buna hemen verilecek yanıt, pasifistin ahlaki hayatı neden tehdit altındaki masumun hayatından daha önemli olsun ki? Pasifist, kendi inançları uğruna, başkalarına uygulanan şiddeti tutarlı bir şekilde görmezden gelebilir mi? Evet, iki olası bakış açısından. Birincisi, pasifizm idealinin diğer tüm idealler üzerinde bir üstünlüğe sahip olduğu ve taviz verilmemesi gerektiğidir. İkincisi ise pasifistin hayatının, tehdit altındaki masumun hayatından ahlaki olarak daha üstün olduğudur, bu masum mutlak bir pasifist olsa bile.

Deontologlar belirli türdeki ahlaki eylemlerin kendi içinde iyi olduğunu savunurlar, dolayısıyla deontolojik pasifistler barışın kategorik olarak sürdürülmesi gereken bir görev olduğunu iddia ederler; ancak diğer ahlakçılar pasifizmi herhangi bir içsel iyi kavramı yerine olumlu etkileri temelinde savunurlar, bunlar sonuçsalcı pasifistlerdir.

Sonuçsalcı Pasifizm

Pasifizm, şiddet, güç veya çatışma yoluyla ortaya çıkan kötülüklerin, ortaya çıkabilecek iyiliklerden çok daha ağır bastığını ileri süren ahlaki sonuççular tarafından da savunulabilir. Örneğin, faydacı ahlak kuralları, belirli eylemlerden belirli zararlı sonuçların doğması halinde, bu tür eylemlere yönelik genel bir yasağın ahlaki açıdan gerekli olduğunu iddia eder ki bu da argümanın sonuçları bakımından onları deontolojik bir pozisyon olan mutlak savaş karşıtlığına yaklaştırır.

Faydacı ahlaka göre bir davranış ilkesi ya da kuralı, bu kuralı benimsemenin sonuçları herkes için olumsuz olmaktan çok olumlu ise ahlaken doğrudur. Buna göre, faydacı ahlak anlayışına yakın duran pasifistler, savaştan ( ya da şiddetten veya güç kullanmaktan) kaçınmanın ahlaki bir kural olması gerektiğini, zira bu kuralın kaldırılmasının herkes için daha az yararlı olacağını iddia ederler. Örneğin, eğer şimdiye kadarki tüm savaşların savaş öncesinde kimsenin istemeyeceği sonuçlar doğurduğu düşünülüyorsa, o zaman savaşa karşı bir kural benimsenmelidir. Bu kural özelde ve genelde savaşı yasaklamaktadır, özel bir savaş daha iyi sonuçlar doğurabilecek olsa bile ahlaki bir kuralı ihlal ettiği gerekçesiyle kabul edilmemelidir ve bu ahlaki kural, savaşın kesinlikle yasaklanması halinde tüm dünya için daha olumlu sonuçlar doğuracağını iddia etmektedir.

Bununla birlikte, mutlak sonuçsalcı ilkelerin sürdürülmesi son derece zordur, çünkü öncelikle tarihin okunmasına dayanırlar; bu okuma, nihayetinde ortaya çıkmış olabilecek herhangi bir iyiliğe kıyasla yıkıcı sonuçları vurgulayabilir. Bunlar geçmişe ilişkin ampirik yargılardır ve bu nedenle yalnızca tarihsel eleştiriye değil, aynı zamanda dün doğru olanın yarın doğru olmayabileceği (ya da en azından öyle olduğu kanıtlanamayacağı) mantıksal argümanına da açıktır. Yani, geçmişteki savaşlar bir bütün olarak insan ırkına tamamen zarar verirken, yeni teknoloji ya da strateji, hatta yeni bir ahlak anlayışı nedeniyle yarınki savaşlar zarar vermeyebilir. Buna göre, ahlaki kural ilke olarak değişebilir ve bu nedenle mutlak olarak kabul edilemez.

Örneğin, İkinci Dünya Savaşı’nın (ve getirdiği tüm istenmeyen kayıpların ve yıkımın) nihayetinde barışçıl bir Avrupa’nın iyiliğine hizmet ettiğini ve uluslararası iş birliğini geliştirdiğini düşünmek mümkündür. Savaştan hiçbir zaman iyi bir şey çıkmadığını ampirik olarak savunmak zordur, çünkü eleştirmenler her zaman değeri bir argüman sağlamak için uygun şekilde genişletilebilecek iyi bir şeye işaret edebilirler; bu durumda argüman, iyi şeylerin ve bunların ilgili ahlaki ağırlıklarının karşılaştırılması haline gelir (20 milyon ölüme karşı yüz milyonlarca insan için elli yıldan fazla süren Avrupa barışı).

Yazan: Sosyolog Ömer Yıldırım

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...