Felsefe hakkında her şey…

John Hick’in Tanrı Anlayışı

18.05.2020

Hick, birçok konuda olduğu gibi Tanrı konusunda da, Hıristiyanlık dâhil tüm teist dinler için yeni sayılabilecek yaklaşımlar ortaya çıkarmıştır. Hick’in Tanrı anlayışına geçmeden önce onun teizmin Tanrı’yı nasıl tanımladığı ile ilgili fikirlerini görmek önem kazanmaktadır.

Hick’e göre teizmin belirlediği Tanrı anlayışının en belirgin iki özelliği, Onun sonsuz ve sınırsız oluşudur.15 Bu özellikleri de Hick, “kendiliğinden-var olan” (self-existence) kavramıyla ilişkilendirmeye çalışır. O’na göre, “kendiliğinden-var olan” ifadesi özünde iki ögenin bulundurulmasını gerektirdiği anlamına gelir:

  • a. Tanrı, var olması ya da özellikleri için herhangi bir başka varlığa muhtaç değildir. Tanrı kendisinden daha yüce bir varlık tarafından yaratılmış değildir. O’nu ne yaratmaya ve de ortadan kaldırmaya gücü yeten bir varlık da yoktur. Yâni daha soyut bir ifadeyle Onun mutlak ontolojik özgürlüğü vardır.
  • b. Bu da Tanrı’nın başlangıcının ve sonunun olmadığı, yâni Sonsuz (eternal) olduğu anlamına gelir. Eğer Tanrı’nın bir başlangıcı olsaydı, O’ndan önce var eden birinin olması gerekirdi; eğer Onu ortadan kaldırıcı biri olmuş olsaydı, o zaman O’nun üzerinde etki yapan bir varlığın olması gerekirdi. Ne var ki, bu iki iddiadan hiçbirisi O’nun mutlak ontolojik varlığıyla bağdaşmıyor.16 Böylece Tanrı kendi kendisinin nedeni olan ve başka hiçbir güçle sınırlanamayan, değiştirilemeyen mutlak bir varlıktır.

Hick, teizmin Tanrı anlayışını, eski Yunan düşüncesinde var olan, özellikle de Platon’un “mimar Demiurge”sinden17 farklı olarak düşünür. Hick’e göre, teizmin Tanrısı her şeyi yoktan yaratandır (creatio ex nihilo). Yoktan yaratma düşüncesinden hareketle Hick, şu sonuca varır:

  • a. Bu, ilk önce Yaratan ile yaratılan arasında kesin bir farklılığın olmasını gerektirir; şöyle ki, yaratılanın Yaratıcı (Tanrı) olmasını mantıksal olarak imkânsız kılar. Tanrı sonsuza kadar Yaratıcı, yaratılan da sonsuza kadar yaratılmış olarak kalır.
  • b. İkinci bir sonuç olarak da, yaratılanlar, kendi varlıklarının yaratıcısı ve devam ettiricisi olma hasebiyle Tanrı’ya muhtaçtırlar. Dua ve ibâdetin gerekliliği de burada ortaya çıkmış oluyor. 18 Böylece, Hick’e göre insanın kendisini doğa yasalarının sonucu değil de, Tanrı’nın bir lütfu gibi evrenin bir parçası olarak görmesi ve ona Tanrı tarafından bahşedilen her günü de saygı ve teşekkür için fırsat bilmesi bu nedenledir. 19

Hick, teizmin bu şekilde ileri sürdüğü Tanrı anlayışını bâzı yönleri ile de eleştirmektedir. Ona göre, teizmde her zaman Tanrı’nın zâti varlık olduğu yönündeki anlayış varolagelmiştir. 20 “Birçok ilahiyatçı için de Tanrı, Zat (Person) değil, zâti (personal)dir. Birinci kavram insan şahsının büyütülmüş şeklini hatırlatıyor. (Tanrı’yı bu şekilde düşünmeye, “insan biçimli” anlamına gelen antropomorfizm-yunanca anthropos-insan, ve morphe- biçim kelimelerinden oluşuyor- denir). Bu tanım, aynı zamanda insanın Tanrı hakkında konuşmasındaki sembolik veya analojik dil meselesinde de sorun oluşturuyor”.21 Tanrı’nın bilinebilmesi meselesine gelince, Hick’in temel görüşü “kendinde” Tanrı’nın, sonsuz gerçeklik olduğu “ve böyle olması nedeniyle de insan zihninin kavrayış kapasitesini aştığı” yönündedir.22

Hick’e göre, büyük dînî gelenekler arasında, özellikle de onların daha mistik kollarında, an sich (kendinde/ bizâtihi) Gerçek (veya Hakk, Real) ile, insanlar tarafından kavramsallaştırılan ve tecrübe edilen Gerçek arasında bir farklılık olduğu geniş ölçüde kabul edilir. Yaygın kanıya göre Nihâi Gerçeklik (Ultimate Reality) sonsuzdur ve böyle olmakla da insan düşüncesi ve dilinin kavrayışını aşar23, öyle ki tasvir edilebilir ve tecrübe edilebilir ibâdet ve tefekkür objeleri, sınırsız gerçekliğinde Nihâi değil, sonlu algılayışlarla ilişki içindeki Nihâi’dir.24

Tanrı inancı, kültürlere göre değişen kavramsal kategorilerle ifâde edildiğine göre, o, her kültürün içinde kendisine göre biçimlenir. Hick, Tanrı kavramını “God” (Tanrı) ve “Absolute” (Mutlak) olarak ikiye ayırır. Nihâi Gerçekliğe işâret eden “Tanrı” (God) düşüncesi Hıristiyanlık gibi Batılı dinler için geçerlidir. Oysa ki, aynı gerçekliğe delâlet eden Mutlak (Absolute) Hinduizm gibi Doğulu dinlere mahsustur.25

Teizm, Tanrı’nın En Yüksek İyi olduğunu ve evreni ve onun içindekileri eksiksiz sevgisi ve inâyetiyle kuşattığını iddia eder. Hick, sevgi ve iyilik Tanrı’sından bahsederken, eros ve agape sözcüklerinin farklı anlamlarından yola çıkar; şöyle ki, eros sözcüğü bir şeyi iyilik, güzellik, şıklık, faydalılık, yakınlık vb. gibi kendinde olan herhangi bir özelliğinden dolayı sevme anlamına geldiği halde, agape sözcüğü ise hiçbir şarta bağlı olmayan daha genel bir kavramdır. ∗ Hick’e göre, birinin bir başkasını akıllı, güzel ya da yakını olduğu için sevmesi eros’tan kaynaklanan bir sevgidir, oysa, Tanrı’nın sevgisi, sevdiğinde olan herhangi bir özelliğe göre olmayan sevgidir (agape).26 “Kitab-i Mukaddes’te geçen , “Tanrı Sevgidir”, ya da “Tanrı Dünyayı sevdi” ifâdelerinde sevgi agape anlamında ve ona yakın anlamda kullanılmıştır.”27

Kısaca söylersek, Hick’e göre Hıristiyanlığın üzeriden ısrarla durduğu sevgi Tanrı’sının (God of Love) insanları sevmesi de insanlardan kaynaklanan herhangi bir meziyete göre değil, Tanrı’dan kaynaklanan karşılıksız sevgidir.

KAYNAKÇA

15 John Hick, Philosophy of Religion, New Jersey, Prentice Hall, 1990, s. 7.
16 Hick, Philosophy of Religion, s. 8.
17 Konuyla ilgili geniş bilgi için bkz.: Platon, Timaios, Çev. Erol Güney, Lütfi Ay, İstanbul,
Sosyal Yayınları, 1943, s. 24-25; Ömer Özden, İslâm Felsefesi Târihi Ders Notları, Erzurum,
İlahiyat Fakültesi, 1990, s. 27.
18 Hick, Philosophy of Religion, s. 9.
19Hick, Philosophy of Religion, s. 9.
20 Hick, Philosophy of Religion, s. 10.
21Hick, Philosophy of Religion, s. 11.
22John Hick, God and Universe of Faiths, New York, St. Martin’s Press, 1973, s. 139.
23John Hick, İnançların Gökkuşağı: Dinsel Çoğulculuk Üzerine Eleştirel Diyaloglar, Çev.
Mahmut Aydın, Ankara, Ankara Okulu Yayınları, 2002, s. 62.
24 Hick, Philosophy of Religion, s. 117.
25John Hick, An Interpretation of Religion: Human Responses to the Trancendent, London,
Macmillan, 1989, s. 77.
∗ “Agape” ve “eros” kelimelerin etimolojik açıklaması için bkz.: Geddes MacGregor,
Philosophical Issues in Religious Thought, Washington, University Press of America, 1979, s.
280-281.
26 Hick, Philosophy of Religion, s. 11,12.
27 Hick, Philosophy of Religion, s. 11.

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...