Felsefe hakkında her şey…

Nietzsche: Tragedyanın Doğuşu

20.10.2022
982

Friedrich Nietzsche’nin eserlerinin hemen hemen tümünde yer yer sanat ve estetik konusunda açıklama ve değerlendirmelere rastlamak mümkündür. Schopenhauer’ın etkisinde kalarak yazdığı ilk eseri Tragedyanın Doğuşu ise doğrudan sanat ve estetik konusuna ayrılmış bir çalışmadır. Nietzsche bu eserinde insanın asıl metafizik uğraşısının sanat olduğunu ve “dünyanın varoluşunun yalnızca estetik fenomen olarak” temellendirilebileceğini savunarak, sanata yaşamın gözüyle bakmaya çalışır (Nietzsche, 2005:13).

Nietzsche, Tragedyanın Doğuşu’nda eski Yunan tanrılarından Apollon ve Dionysos’un özelliklerinden hareketle, sanatın gelişiminin birbirini tamamlayan iki temel dürtüye dayandığını savunur. Yunan mitolojisine göre bu iki tanrının her biri kendi içinde birçok tanrısal özellik barındırır. Apollon, her gün gökyüzünü bir uçtan diğer uca geçen, tanrıların en güzeli olan güneş tanrısıdır. O, insanların hastalığa yakalanmasını sağlayan ve iyileştiren okları olan hekimliğin tanrısı; kehanet yapabilen bilici bir tanrıdır. Aynı zamanda sanat tanrısı olarak bilinen Apollon müziği ve şiiri kendi zevki için yaratmıştır. Yeraltının tanrısı olan Dionysos ise şarap ve sarhoşluk tanrısı olarak bilinir. O, aynı zamanda bitki örtüsü tanrısıdır ve çam, asma ve sarmaşık onun simgesidir. Asma ağacı gibi ölüp yeniden doğar. Sürekli haz ve acı arasında iki uçta gidip gelen bir durumda olduğu için psikolojideki mani depresif hastalığının da simgesidir. Dionysos, bağ bozumu tanrısı olarak da bilinir ve adına düzenlenen bağ bozumu şenliklerinde tiyatro sanatının temeli atılmıştır. Yunan kültüründe bu şenlikler, neşeyle dans edip şarkı söyleyen, şarap içerek kendinden geçmiş bir alayın yürüyüşü ile temsil edilirdi. Bu şenliklerde inananların kendilerinden geçerek tanrıyla bütünleştiğine inanılırdı.

Nietzsche, Apolloncu ve Dionysosçu dürtüleri sanatsal güçler olarak tanımlar ve onlara bakarak gerçek sanatın doğasının anlaşılabileceğini söyler (Nietzsche, 2005: 30). Bu iki temel dürtü hayal gücünün (Apolloncu) ve kendinden geçmenin veya sarhoşluğun (Dionysosçu) birbirinden ayrılmış sanat dünyalarıdır (Nietzsche, 2005: 26). Ona göre, hayal gücü veya düş genel olarak tüm güzel sanatların, özellikle de şiirin ön koşuludur. Hayal gücü Apolloncu dürtünün dünyası olarak bireyin birey olarak, tekil olarak var olduğu dünyadır. Düş dünyasında kişi kendi durumunu, bireyselliğini, benzetme türünden bir düş imgesinde açıklar. İnsan, Apolloncu dürtünün dünyasındayken sadece taklitçi veya benzetmeci bir sanatçıdır.

Antik Yunan heykel sanatı Apolloncu dürtünün ürettiği sanatı temsil eder. Nietzsche’ye göre, Rönesans ressamlarından Rafael de Apolloncu kültürün ilk sürecini gösterir. Apolloncu sanat bireyselleşmenin merkezi önem taşıdığı bir sanattır. Tek bir yasası ve ölçütü vardır; o da bireyin sınırlarının korunmasıdır (Nietzsche, 2005:40). Apolloncu güzellik ölçüye ve sınırlılığa dayanır.

Dionysosçu dürtünün yaşandığı kendinden geçme veya sarhoşluk dünyası ise bireysellik ilkesinin ortadan kalktığı, bireyin kendini unutup ezeli Bir’e katılıp kendini kaybettiği dünyadır. Sarhoşluk dünyasında “birey kendini mistik bir birlik duygusuyla ortadan kaldırmaya” çalışır (Nietzsche, 2005:31). Dionysosçu dürtünün etkisinde insan:

“tanrı olarak duyumsar kendini, şimdi kendisi de düşünde tanrıların değiştiğini gördüğü gibi, kendinden geçmiş ve yücelmiş bir biçimde değişmektedir. Artık bir sanatçı değildir insan, bir sanat yapıtı olmuştur; tüm doğanın sanat gücü, ilk [ezeli] Bir’in en üstün hazsal doyumu için, burada sarhoşluğun ürperişleri arasında açınlamaktadır kendini” (Nietzsche, 2005:30).

Dionysosçu sanat, sarhoşluğun dünyasında, ezeli-Bir ile bütünleşme çabası içinde herhangi bir yasa, ölçü ve sınır tanımaz. Nietzsche’ye göre, Dionysosçu aşama öznelliğin terk edilip salt nesnelliğe geçildiği bir süreçtir. Bu süreç veya aşama önemlidir çünkü sanat ancak nesnel olduğu zaman “kurtarıcı” ve “şifacı” olabilir. İnsan, varoluşun korkunçluğu veya saçmalığı düşüncesi yüzünden sürekli bir acı ve tiksinti durumu yaşar. Yalnızca nesnel sanat insanı bu acı ve tiksinti durumundan kurtarabilir. Nietzsche, sanatta öznel olandan nesnel olana geçme gereğini şöyle açıklar:

“öznel sanatçıyı yalnızca kötü sanatçı olarak tanıyoruz ve sanatın her türünde ve yüksekliğinde özellikle ve ilk önce öznel olanın yenilmesini, “Ben”den kurtulmasını ve her türlü bireysel isteğin ve arzunun susturulmasını talep ediyoruz; evet, nesnellik olmadan, saf, çıkarsız bakış olmadan asla bir nebze bile sahici sanatsal üretime inanamayız” (Nietzsche, 2005:43).

Nietzsche, varoluşun ve dünyanın kendisinin ancak estetik fenomen olarak ebedi bir şekilde temellendirilebileceğini savunur (Nietzsche, 2005:48). Onun estetiğinde güzel, kuramsal dünyayla sürekli savaş ve karşıtlık halinde olan “trajik dünyaya” ait ve “trajik insanla” ilgilidir. Estetik bilimine yapılacak asıl katkı Apolloncu ve Dionysosçu dürtülerin salt mantıksal kavranışıyla gerçekleşemez. Aksine, onların duyuşsal kavranışı sanatın ve insan varoluşunun gerçek anlamını kavramayı sağlar.

Nietzsche, Sokratesçi estetiğin Dionysoscçu sanatın ve tragedyanın sonunu getirdiğini söyler. Sokratesçi estetiğin en temel ilkesine göre bir şeyin güzel olması için, akla uygun veya bilinçli olması gerekir (Nietzsche, 2005, 89). Bu ilke tam da Dionysosçu estetiğin ait olduğu sarhoşluk dünyasındaki güzel anlayışının tersidir. Çünkü Dionysosçu dünya tamamen insanın bilincini kaybettiği, kendinden geçtiği ve aklından kurtulduğu bir dünyadır. Sokratesçi estetikte güzel kuramsal dünyaya ait kuramcı insanla ilişkiliyken Dionysoscçu sanat veya estetik duyuşsal olanın kavranışını yansıtır.

Kaynak: ESTETİK VE SANAT FELSEFESİ, s. 117-120, T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 2574, AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 1544; Kitabın Yazarları: Prof. Dr. Demet TAŞDELEN, Prof. Dr. Aslı YAZICI

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...