Valladolid Konseyi (Valladolid Tartışması) Nedir?

İspanya, Kral II. Felipe (1527-1598) zamanında Yeni Dünya’yı kurduğu kolonilerle sömürgeleştirirken, gözünü para hırsı bürümüş birtakım askerlerle katı rahipler arasında şiddetli bir geçimsizlik baş göstermiştir. Bu çekişmenin konusu, Kuzey Amerika ile Güney Amerika’da onlar gelmeden önce yaşayan yerli halkların statüsüdür.

Bu insanlar, rahiplerin savunduğu gibi, kurtarılacak ruhları olan ve kilisenin cemaatine katılıp yaşamlarını sürdürecek insanlar mıdır; yoksa onlar, askerlerin düşünmeyi tercih ettiği üzere, tıpkı ağır işlerde kullanılan öküzler ve develer gibi, altın ve gümüş madenlerinde emeklerinden faydalanabilecekleri memelilerden, Afrikalı insansıların bir türü müdür? Onlar gerçekten insan mıdır; yoksa yalnızca gelişmiş bir maymun türü müdür?

Amerika’nın yerli halklarının sömürülmesine karşı çıkan din adamları kendi tutumlarında ısrar edince, II. Felipe konuyu zamanın mevcut en iyi uzmanlarından bazılarına, İspanya’nın seçme teologları ile bilim insanlarına yönlendirmiştir. Bu insanlar 1550-1551 tarihinde, Valladolid Üniversitesinde skolastik bir tartışmada konuyu çözmek üzere bir araya gelmiştir. Tartışmanın odaklandığı şey aslında şu önermedir: “Yeni Dünya’nın yerlileri, kralın ve kilisenin himayesini hak eden, rasyonel ve ruhları olan varlıklardır.”

Salamanca’da eğitim almış Dominikli Rahip Bartolome de las Casas -sonradan kendisine “Yerlilerin Havarisi” adı verilecektir- rahiplerin tezini o kadar güçlü ve inandırıcı bir biçimde savunmuştur ki toplanan kurul onların insan olduklarından yana tavırlarını koymakta tereddüt etmemiştir.

Burada felsefenin ilgi alanının ötesine geçen mesele, olayı çözüme kavuşturma yöntemi sorunudur. Görünüşte akıllı eylem kapasitesine sahip bir yaratığın doğası bakımından türümüzden, rasyonel bir varlık olup olmadığına nasıl karar veririz? Bu konu, Shakespeare’in “Venedik Taciri” oyunundaki Shylock’un feryadında dile getirdiği gibi benzetmeler yoluyla mı ele alınacaktır:

Yahudi’nin gözü yok mu? Yahudi’nin elleri yok mu; organları, boyu posu, duyuları, duyguları, heyecanı yok mu? Aynı yiyecekle beslenmiyor mu, aynı silahla yaralanmıyor mu, aynı hastalığa yakalanmıyor mu, aynı yolla iyileşmiyor mu, kışın üşüyüp yazın ısınmıyor mu? Farkı ne Hıristiyan insandan? Etimizi kesince bizim de kanımız akmaz mı? Gıdıklanınca gülmez miyiz? Zehirlenirsek ölmez miyiz? Peki ya bize haksızlık ederseniz öcümüzü almaz mıyız? Her şeyde size benzediğimize göre, bunda da benzeyeceğiz tabii.

Bu noktada çok sayıda derin konu açılır. İnsan varlığı bunun gibi benzetmeler düzeyinde yakından tetkikle mi tayin edilir? Yoksa belirleyici unsur, makul şüpheye mahal olduğu oranda, sadece şüphenin insan lehine kullanılması mıdır? Hareket tarzı benzetmesini bu kadar ayrıntıya kadar götürmek zorunlu mudur? Konuyu çözüme bağlamak için, Hıristiyan hayırseverlik ilkesini uygulayarak, çok az şey yeterli gelmez mi? Valladolid Olayı, yaratıkları gerçekten insan diye nitelemek için neyin gerektiğine ilişkin düşünmeye davet ederek, bu doğrultudaki zihinsel faaliyetler için bolca malzeme sağlamaktadır.

Valladolid Konseyi (1550-1551), Yeni Dünya’daki kölelere muameleyle ilgili İspanya kralı V. Carlos tarafından Valladolid’de toplanmıştır. Amerika kıtasındaki fetihlerle ilgili iki farklı görüş burada tartışılmıştır.

Tartışmadan sonra hem Las Casas hem de Sepúlveda tartışmayı kendisinin kazandığını iddia etse de kimin kazandığına dair yazılı bir kaynak bulunmamaktadır. İki tarafın da istediği olmayacaktır; ne Las Casas’ın arzu ettiği gibi fetih savaşları son bulacak ne de Sepúlveda’nın istediği gibi Encomienda sistemi değişmeden kalacaktır. Tartışma sonunda Encomienda sistemi değiştirilse de sonuçta Amerika’daki kölelere muamelede hiçbir değişiklik olmayacaktır. Unutulmaması gereken esas nokta iki tarafın da Amerika’daki İspanyol egemenliğini sorgulamamasıdır. İspanyol hanedanının amacı iktidarın önemli bir bileşeni olan kilisedeki hümanist bir akımı karşısına almaksızın kurulu sömürge düzenini sürdürmektir. Ayrıca yerlilere insani davranma fikirlerinin ardında yatan niyet, Amerika’da kurulan ekonomik sistemin sürdürülebilirliğini ve işgücünün devamlılığını sağlama arzusuna dayanır.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*