Felsefe.Gen.TR

Yanlışlanabilirlik Nedir?

Yanlışlanabilirlik, bilimde önermelerin yanlışlanabilme niteliğine atıf yapan Popper’in bilim ile sözde bilimi birbirinden ayırmak için kullanılmasını önerdiği ölçüttür.

1666 yılında genç bir bilim insanı bahçede otururken yere bir elma düştü. Elmanın hareketinin neden yukarıya ya da yana doğru değil de doğrudan aşağıya doğru olduğunu merak eden bu bilim insanı Isaac Newton’dı.

Bu olay ona kütle çekim teorisi için esin kaynağı oldu. Bu teori elmaların hareketini açıkladığı gibi gezegenlerin de hareketini açıklıyordu.

Peki, daha sonra ne oldu? Sizce Newton, bundan sonra teorisinin doğru olduğunu su götürmez biçimde ispatlayan kanıtları bir araya mı getirdi?

Karl Popper’e göre hayır!

Bilim insanları, hepimiz gibi, kendi hatalarından ders alır. Bilim, gerçekliğe ilişkin belirli bir düşünce biçiminin yanlış olduğunu fark ettiğimiz zaman ortaya çıkar derler.

Bu iki cümle, dünyanın işleyişi hakkında bilgi edinmek için insanlığın en iyi umudunun ne olduğuna dair Karl Popper’in görüşünü özetler.

Popper düşüncelerini geliştirmeden önce birçok insan, bilim insanlarının dünyanın nasıl olduğuna dair düşünmeye bir önseziyle başladığına, sonrasında bu önsezinin doğru olduğunu gösteren kanıtlar topladığına inanıyordu.

Popper’e göre bilim insanları teorilerinin yanlış olduğunu kanıtlamaya çalışır. Bir teorinin sınanabilirliği, onun yanlışlanabilir olup olmadığını görmeyi içerir.

Tipik bir bilim insanı, cüretkâr bir tahmin veya varsayımla işe başlar, ardından da bir dizi deney ya da gözlemle onu çürütmeye çalışır.

Bilim yaratıcı ve heyecan verici bir girişimdir; ama bir şeyin doğru olduğunu kanıtlamaz. Tek yaptığı, yanlış bakış açılarından kurtulmak ve bu süreçte doğruya yaklaşmayı ummaktır.

BÜTÜN KUĞULAR BEYAZ MIDIR?

Popper, bilimsel yöntemini kaleme almaya başlayana kadar birçok bilim insanı ve filozof, bilim yapma yolunun, varsayımları destekleyecek kanıtlar bulmak olduğuna inanıyordu.

Eğer bütün kuğuların beyaz olduğunu kanıtlamak istiyorsanız, beyaz kuğuları bol bol gözlemlemeliydiniz. Eğer baktığınız tüm kuğular beyazsa, “Bütün kuğular beyazdır” hipotezinizin doğru olduğunu varsaymak mantıklı görünüyordu.

Bu tarz bir akıl yürütme, “Şimdiye kadar gördüğüm bütün kuğular beyazdır” öncülünden “Bütün kuğular beyazdır” sonucuna gidiyordu. Fakat gözlemlemediğiniz bir kuğunun siyah olabileceği açıktır.

Örneğin Avustralya’da ve dünyadaki birçok hayvanat bahçesinde siyah kuğular bulunur. Dolayısıyla “Bütün kuğular beyazdır” ifadesi, mantıksal kanıtlamanın sonucu olamaz. Hepsi beyaz olan binlerce kuğu gözlemlemiş olsanız bile, sonuç yine de yanlış olabilir.

Bütün kuğuların kesin olarak beyaz olduğunu kanıtlamanın tek yolu, her bir kuğuya tek tek bakmaktır. Tek bir siyah kuğu bile olması durumunda, “Bütün kuğular beyazdır” sonucu yanlışlanmış olacaktır.

BİLİM ve TÜMEVARIM

Popper’in, bilimin nasıl düzenli bir biçimde geliştiği üzerine yorumu bu problemden kaçınır, çünkü ona göre bilim tümevarıma dayanmaz. Bilim insanı gerçekliğin doğasıyla ilgili bilgiye dayanan bir tahminle, bir hipotezle işe başlar.

Bütün gazlar ısınınca genleşir” buna bir örnek olabilir.

Bu basit bir hipotezdir, ama bu aşamada, gerçek yaşamda bilim, büyük çapta yaratıcılık ve hayal gücü içerir.

Bilim insanları fikirlerini çok çeşitli yerlerden alır. Söz gelimi kimyacı August Kekule rüyasında kendi kuyruğunu ısıran bir yılan görmüştür. Bu fikirle benzen molekülünün yapısının altıgen bir halka olduğu yönündeki hipotezini bilim insanlarının, yanlış olduğunu kanıtlama çabalarına rağmen hâlâ ayakta duran bir hipotez geliştirmiştir.

Bilim insanları sonrasında bu hipotezi sınamanın bir yolunu bulurlar, bu örnekte çok sayıda farklı gaz türü alınıp ısıtılır. Fakat “sınamak” hipotezi destekleyen bir kanıt bulmak anlamına gelmez. Hipotezin, onu yanlışlama girişimine dayanabildiğini kanıtlamaya çabalamak anlamına gelir.

Bilim insanları, ideal olarak, hipoteze uymayan bir gaz ararlar. Kuğu örneğini hatırlayalım, tek bir siyah kuğu, bütün kuğuların beyaz olduğuna dair genellemeyi çürütmek için yeterliydi. Aynı şekilde, ısıtıldığında genişlemeyen tek bir gaz, “Bütün gazlar ısınınca genleşir” hipotezini çürütmeye yeterli olurdu.

Bir bilim insanı bir hipotezi çürütürse yani yanlış olduğunu gösterirse o zaman bu, yeni bir bilgi parçasının ortaya çıkmasıyla sonuçlanır: Hipotezin yanlış olduğu bilgisi.

İnsanlık, bir şeyler öğrendiğimiz için ilerler. Isıtıldığı zaman genişleyen pek çok gazı gözlemlemek, hipotezimiz konusunda belki bize bir parça güven verir ama bilgi vermeyecektir. Ne var ki bir karşı örnek, bize gerçek anlamda bir şeyler öğretir.

YANLIŞLANABİLİRLİK, ZORUNLULUKTUR

Popper için herhangi bir hipotezin temel özelliği, yanlışlanabilir olmak zorunda olmasıdır.

Popper bu fikri, bilim ile sözde bilim dediği şey arasındaki farkı açıklamak için kullanmıştır. Bilimsel bir hipotez, yanlış olduğu kanıtlanabilir olandır: Yanlış olabileceği gösterilebilen tahminler yapar.

Etrafımdaki görünmez, fark edilmez periler bana bu cümleyi yazdırıyor” dersem, o zaman bu ifademin yanlış olduğunu kanıtlayacak bir gözlem yapamazsınız.

Periler görünmezse ve hiçbir iz bırakmıyorlarsa var oldukları iddiasının yanlış olduğunu göstermenin yolu yoktur. Bu yanlışlanabilir olmayan bir ifadedir, dolayısıyla bilimsel bir ifade olmaktan çok uzaktır.

Popper psikanaliz hakkında ortaya koyulan pek çok ifadenin de bu şekilde yanlışlanamaz olduğunu düşündü. Ona göre bunlar sınanamazdı. Örneğin eğer biri çıkıp da herkesin bilinçdışı isteklerle hareket ettiğini söylerse bunu kanıtlamak için herhangi bir sınama yöntemi yoktur. Bilinçdışı isteklerle hareket ettiğini reddeden insanlar da dahil, her kanıt parçası, Popper’e göre psikanalizin geçerli olduğunun başka bir kanıtı olarak alınır.

Psikanalist şunu söyleyecektir:

Bilinçdışını inkar etmeniz, babanıza meydan okumak için güçlü bilinçdışı bir isteğiniz olduğunu kanıtlar.

Ancak bu ifade sınanamaz, çünkü hayal edilebilir hiçbir kanıt bunun yanlış olduğunu gösteremez. Sonuç olarak Popper, psikanalizin bir bilim olmadığını iddia eder. Psikanaliz bize bir bilimin verebildiği şekilde bilgi veremez.

Popper, bütün olası sonuçların, insanlık tarihinin aslında bir sınıf mücadelesi tarihi olduğu görüşüne destek sayılacağı Marksist tarih anlayışına da aynı şekilde karşı çıkar.

Marksizm de yine yanlışlanamaz hipotezlere dayanmaktaydı. Buna karşın, ışık güneşin çekimine kapılır diyen Albert Einstein’ın teorisi yanlışlanabilirdi. Bu da onu bilimsel bir teori yapıyordu. 1919 yılındaki güneş tutulması esnasında yıldızların konumuna ilişkin gözlemler, onu çürütememişti. Ama çürütebilirlerdi de.

Yıldızlardan gelen ışık normalde görünmüyordu ancak bilim insanları tutulmanın nadir koşulları altında, yıldızların konumlarının Einstein’ın teorisinde tahmin ettiği yerde olduğunu görebilmişlerdi. Eğer bu yıldızlar başka bir yerde görünmüş olsalardı, Einstein’ın ışığın çok ağır cisimlere çekilme teorisi baltalanmış olacaktı.

Popper bu gözlemlerin Einstein’ın teorisinin doğruluğunu ispatladığını düşünmüyordu. Ancak teorinin sınanabilirliği ve bilim insanlarının onun yanlış olduğunu gösterememiş olmasını, teorinin lehine sayıyordu. Einstein, yanlış da olabilecek tahminlerde bulunmuş, ama tahminleri yanlış çıkmamıştı.

Popper’in bilimsel yöntem tanımı pek çok bilim insanı ve filozofu derinden etkiledi. Örneğin Nobel Tıp Ödülünü kazanan Peter Medawar, “Bence Karl Popper, dünyaya gelmiş tartışmasız en büyük bilim filozofudur” demiştir.

Derleyen: Sosyolog Ömer Yıldırım

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri...