Felsefe hakkında her şey…

Doğrulanabilirliğin Sınırları

08.11.2019

Schlick’te Wittgenstein’ın Tractatus’taki görüşlerinin etkisi açıkça görülmektedir. Basit önermeleri oluşturan sözcükler, anlamlarını gönderme yaptıkları nesneler üzerinden kazanmaktadır. Schlick sözcüklerin nesneleri göstermek yerine nesnelerin verilmesinden söz etmektedir.

Tractatus’ta sözcüklerin (adların) temsil ettiği nesneler, açık biçimde belirlenmemiştir. Oysa mantıkçı pozitivistler için önermelerin doğruluk şartları duyusal deneyimde, algıda verili olmalıdır. Dolayısıyla, bu anlam anlayışına göre eğer bir önerme duyusal deneyim itibariyle bir farka yol açmıyorsa, anlamlı olarak kabul edilemez. Bu itibarla mantıksal pozitivizmin amprisizm/deneycilikle yakın bağları bulunmaktadır.

Mantıksal pozitivistlerin anlamsız olana karşı hiçbir hoşgörüsü yoktur. Anlamsı z olan, felsefî söylemin içerisinden tamamen sökülüp atılmalıdır. Anlamlı olarak geriye kalan bilimsel olandan başkası değildir. Bu itibarla sadece Platon’un ideaları, Aristoteles’in entelekyası, Plotinos ve Yeni-Platoncular’ın Tanrısı, Descartes’ın bir töz olarak zihni, Kant’ın saf aklı ya da numeni, Hegel’in tini değil, Wittgenstein’ı n mistik olanı da elenmiş olmaktadır. Duyu deneyiminin olanakları içersinde doğrulanamayan hiçbir önerme anlamlı kabul edilemez. Mantıksal pozitivistlerin tüm bunları reddederkenki stratejileri bu metafiziksel unsurların olmadığını iddia etmek değildir. Bu unsurların olup olmadığı hakkında anlamlı bir konuşma yapabilmek olanaksızdır.

Elbette ki her bir önermenin bizatihi duyu deneyimi ile doğrulanması beklenmemektedir. Söz konusu doğrulama, duyu organlarımızı kullanarak doğrudan yapı lmak durumunda değildir. Duyu organlarımıza bir takım deney teçhizatı da dâhil edilebilir. Ayrıca bazı varsayımların kendileri doğrudan deneyimle karşılaştırılamayabilir. Bu durumda söz konusu varsayımın bazı sonuçlarının test edilmesi yeterli olacaktır. Dolayısıyla bazı önermeler dolaysız olarak doğrulanabilirken bazı önermeler ancak dolaylı olarak doğrulanabilir.

Ayrıca, elimizde bulunan teknolojik imkânlar bir doğrulamanın yapılabilmesi için yeterli olmayabilir. Söz konusu teknolojinin olduğu varsayımı altında, bir önermenin ilkesel olarak doğrulanabiliyor olması, anlamlı olabilmesi için yeterli kabul edilmek durumundadır. Tüm bunlardan çıkan sonuç şudur: Bir önermenin anlamlı olması için doğrudan, dolaylı veya ilkesel olarak doğrulanabilmesi yeterlidir.

Öte yandan bir önermenin mutlak anlamda doğrulanıp doğrulanamaması ayrı bir tartışma konusudur. Mantıksal pozitivistler, güçlü ve zayıf doğrulanabilme arasında bir fark olduğunu düşünmüşlerdir. Güçlü doğrulanmada eldeki veri, söz konusu önermenin doğrulanabilmesi için kesin bir sonuç vermektedir. Zayıf doğrulanmada ise bir olasılıktan söz edilmektedir. Eldeki veri ve deliller önermenin kesin bir biçimde doğrulanması için yeterli değildir. Bu durumda ancak bir olasılıktan söz edilebilmektedir. Bu konu daha sonraki bilim felsefesi tartışmalarının odağında yer almıştır. (Aşağıda bu tartışmaların seyrini kısaca ele alıyoruz.)

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM’ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf “Felsefeye Giriş” ve 2., 3., 4. Sınıf “Felsefe Tarihi” Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...