Konvensiyonalizm (Konvansiyonalizm, Uylaşımcılık) Nedir?

felsefe Nedir

Konvensiyonalizm terimi, kişiler veya partiler arası uzlaşma, uyuşma; hukuken uygulanabilir uzlaşma, anlaşma üzerinde uzlaşılan ilke, yaygın şekilde kabul gören kural, gelenek, teamül, inanç; bilimde temel kavramlar ve İlkeler (örneğin geometrik aksiyomlar) üzerinde a priori yargılara ve fiziksel deneylere dayanmaksızın sağlanan gönüllü uzlaşma veya anlaşma anlamlarına gelen konvansiyon (convention) kelimesinden türemiştir.

Konvansiyonal te­rimi geleneğe, teamüle, yaygın şekilde kabul gören ilke, kural veya inanca dayalı şey demektir. Konvansiyonalizm ise bu durumda konvansiyonlar (gelenekler, teamüller, kurallar veya inançlar) gözlemle­me eğilimi ve konvansiyonlar bulmaya çalışma tavrı ya da teamülü; conventiona dayalı, ondan yola çıkan uygulama veya faaliyet; bilimde mantığın, matematiğin ilkelerini convention’lar olarak dikkate alan teori anlamına gelir.

Bilimsel yasaların ve teorilerin, doğal dünyayı tanımlamanın alternatif tarzlarından aşağı-yukarı bağımsız seçime (tercihe) tabi conventionlar olduklarını öne süren ve savunan teoriyi dile getiren konvansiyonalizm, seçilen alternatiflerin diğer alternatiflerden daha fazla doğruluğa sahip bulunmadıklarını; yalnızca diğerlerinden daha elverişli veya kullanışlı olduklarını öne sürer. Böylece doğrular yoktur, konvansiyonlar vardır; bilimsel bilgiler konvansiyonlardır; yani bilimsel bilgi konvansiyoneldir. Konvansiyonalizm, kendileriyle doğal dünyayı tanımladığımız yöntemin dilsel konvansiyonlara bağlı olduğunu; saf matematik ve mantık önermelerinin bu konvansiyonlara binaen” doğru” sayılabileceklerini iddia eder; böylece kendi içinde tutarlı olan herhangi bir matematik ve mantık sistemini doğaya uygulamak mümkündür.

Konvansiyolanizm’in kaynağında Kant vardır; ancak Kant konvansiyonalist değildir. Kant doğa tanımlamalarımızı, bireysel seçim veya tercihten çok, temelde insan zihninin evrensel Özelliklerine göre seçtiğimizi söyler. Kant açıkça konvansiyonalizme götürecek bir yorumu önlemek amacıyla, dünyada bulduğumuz düzenin kendisinin zihinlerimizin karakterine bağlı bir düzen olmadığını söyleyerek düzeltmiştir.

Konvansiyonalizm, genellikle, Kant’a çok şey borçlu olduğunu belirten Poincare’ye bağlanır. Aynı şekilde Ernst Mach ve Pierre Duhem de konvansiyonalisttirler. Hem Mach, hem de Duhem bilimsel teorilerdeki “resimsel” (pictoral) veya “açıklayıcı” unsurla, bağıntıya dayalı unsuru birbirinden ayırırlar; ilk unsur Önemsizdir; esas olan ikincisidir. Mach’a göre, teoriler, mümkün mertebe basit ve güçlü tahminde bulunulacak şekilde inşa edilen tahmin araçlarıdır yalnızca. Gizli olayların tanımlayıcıları gibi görünen bu teori parçaları, gerçekte göründükleri gibi de­ğildirler. Bize tahminde bulunma imkanı veren, teorilerin ihtiva ettikleri matematiksel bağıntılardır. Teorilerin bağmtısal parçalan doğrudan doğruya doğrulananı az; açıklayıcı parçalar ise hiçbir şekilde doğrulanamazlar. Hangisini kabul etmiş olursak olalım, kabul ettiğimiz “resim” konvansiyoneldir. Esas olan matematiksel bağıntıların doğru tahmine imkân vermesidir.

Duhem de benzer bir görüşü savunur ve matematiği bilimlerde kullanırken hipotezler içinde, keyfi biçimde bir hipotezi diğerine bağladığımız matematiksel sembollerle tamamen konvansiyonel tarzda ölçülebilir özellikler ortaya koyarız der. Söz konusu hipotezler, saf matematiğin yöntemlerine göre birbirlerine bağlanırlar ve sonuçlar tahminler olsunlar diye fizik terimlerine tercüme edilirler.

Poincare, bilimsel teori ve yasaların yapısıyla ilgili görüşlerine, hem saf durumda, hem de bilimsel teorilerde kulanıldıkları sırada matematik ve özellikle farklı geometri sistemlerini dikkate alarak ulaş­mıştır. Eskiden Euclid’in paralel postula­tının -bir noktadan verili bir doğru çizgiye yalnızca ve yalnızca bir tek paralel çizilebilir- kendi aksiyomlarından mantıki olarak çıkartabildiği kabul ediliyordu. XIX. yüzyılın ilk yıllarından itibaren bu tümdenge­limin Lobachevski ve Farkas Boylai tarafından imkânsız olduğu ispatlandı. Eğer Euclid postulatı aksiyomlarından mantıki olarak çıkarılabiliyor ise, bu çelişkilerin,aksiyomların kabulünden ve postulatın reddinden çıkabilecekleri anlamına geliyor demektir. Lobechevski ve Boylai’nin çalışmaları matematikçileri, Euclid aksiyomlarından ve paralel postulatının reddinden yola çıkan tutarlı çeşitli geometri sistemleri geliştirmeye şevketti. O aynı şekilde, fiziksel dünyada tek bir doğru ge­ometri bulunmadığı ve postulatlar olmaksızın herhangi bir geometrinin İnşa edilebilme imkanının şüpheli olduğu sonucuna da yol açıyordu. Zamanla Euclidci olmayan geometriler geliştirildi. Poincare çeşitli geometri sistemleri arasındaki farkları ortaya koymak amacıyla Lobachevski ve Boylai geometrilerinin popüler bir yo­rumunu yaptı. Bu yoruma göre, çeşitli sistemlerde kullanılan terimlerin, bir sistem­de yer alan teoremlerin bir başka sistem­deki teoremlere tercüme edilmesine imkan verecek şekilde bir “sözlük” ünü yapmak mümkündü. Bu yüzden ne Euclidçi geometri, ne de diğer geometriler çelişkiye götürmüyorlardı. Bu, Poincare’yi, Euclidçi geometrinin zorunlu tek geometri olamayacağı ve Euclidçi olmayan geometriler imkansız olacağı için, geometri aksiyomlarının sentetik a priori olmadıklarını söylemeye götürüyordu; böylece onlar, geometri sürekli tashihe (düzeltmeye) açık olacağı için deneysel doğrular diye nitelendirilemezlerdi. Geriye kalan biricik ihtimal onların konvansiyonlar (uzlaşımsal şeyler) olduklarıydı. Biz belirli konvansiyonları kabul ederiz, çünkü deney bize onların kullanışlı olduğunu gösterir.

Eğer biz Euclidçi olmayan bir geometriye göre organize edilmiş kavramlarla düşünmeyi öğrenmişsek, ilgili geometriye fiziksel evrenin doğru bir tasviri olarak bakma eğiliminde oluruz. Geometrik düzen zihinlerimize dünya tarafından yüklenmez; aksine, zihinlerimiz dünyaya geometrik bir düzen yüklerler. Bizim uzay kavramlarımız, duyumlarımızın kendileri vasıtasıyla başka yasalar keşfettiği yasalar üzerinde dururlar. Bu yasalar tanımlarımızı keyfi tanımlar olmaktan çıkarırlar. Fakat bunlar farklı geometriler ile de uyuşabilirler.

Lewison’un bilime, tanım, tasnif ve bir bilimsel realitenin kriterinin zımnen kabul edilmesiyle girdiğini öne sürmüştür. “Zihin deneye düzen, tasnif, kategori ve tanım unsurlarını ilave eder”. Ona göre yorumun bulunmadığı yerde bilgi de yoktur; fakat eğer yorum daha sonraki bir deneyin kontrolüne bağlıysa, bu durumda biz sonsuz bir geri çekilişle yüz yüze geliriz ve bilgi imkansızlaşır. Yorum, daha sonraki deneyin belirli bir düzen yüklenmesini sağlayan a priori’ye bağlıdır. Gerçek, a priori tarafından buyurulan düzen içinde görülen veridir.

Diğer ünlü konvansiyonalistler arasında Eddington, Arthur Pap gîbi isimler vardır. Konvansiyonalizm Moritz Schlick, Popper ve Ernst Nagel gibi düşünürlerin eleştirisine maruz kalmıştır. Ancak, konvansiyonalistler irrasyonel çizgi üzerinde yer alırlarken, yukarda adları sayılan eleştirmenler pozitivist ve rasyonalist çizgide yer alırlar. Bu durumun, söz-konusu düşünürlerin eleştirisinin gücünü zayıflattığı söylenebilir. Son yıllarda, konvansiyonalist bilgi ve bilim yorumu, kendileri konvansiyonalist etiketiyle isimlendirilemeseler bile, Wittgenstein ve Kuhn’un çalışmalarıyla yeni bir güç kazanmıştır. Konvansiyonalizm, nihai noktada, bilimi, irrasyonel olanla açıklama teşebbüsüdür, bu yüzden de en açık ve doğrudan çağrışımları irrasyonel olan yönündedir. Bu anlayışın günümüzde, “Bilginin her durumda konvansiyonel” olduğunu öne süreri sosyolojik anlayışlarla desteklenmekte ve bilimcilik (scientism)’in dünyadaki üstünlüğüne gölge düşürmektedir.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*