Max Scheler’in Değer ve Etik Görüşü

Felsefe Genel
Felsefe Genel

Scheler özünde Kant etiğini sürdürmek ister, ama bunun için Kant’ın “rasyonalist formalizmi”nin aşılması gerekmektedir.

Kant’ın etikle ulaşmak istediği hedefe ki Scheler bu hedefe bağlılığını sürdürmektedir. Ulaşmak için, ona yöneltilen formalizm eleştirisine karşılık verilmesi gerekmektedir. Yoksa o, empirist etik görüşleri söz konusu olduğunda, etikte sintetik a priori bilgiler, ilkeler arayan Kant’ın yanındadır.

Bu nokta Scheler’in etiğinin hareket noktasını oluşturmaktadır. Ama bu bağlılığına karşın, Scheler onun etiğinde iki önemli hata yaptığını düşünmektedir: İlk olarak Kant a prirori ile formal olanı karıştırmıştır, ikinci olarak da a priori olanı rasyonel (ussal) olanla karıştırmıştır.

Scheler etiği bir içerikli değerler etiği ve bir duyusal a priorizm geliştirerek, işte bu iki yanılgıyı düzeltmeye girişmektedir (Frondizi 1971, s. 95). “Kant’ın etik öğretisinin eleştirisi”, Scheler’in Etikte Formalizm ve içerikli Değerler Etiği kitabında iki ana amacından birisidir. Bu eleştiriden hareketle gitmek istediği yer ise ki bu onun esas amacı, felsefi etiğin temellendirilmesidir. Scheler’in Kant’ın ahlak yasasının temel özelliği olarak gördüğü “biçimselliğe” yönelik eleştirilerinden sonra, etik tarihinde Kant etiğıne “biçimselci etik”, M. Scheler tarafından kurulan ve N. Hartmann tarafından geliştirilen etiğe de “içerikli değerler etiği” demek neredeyse bir gelenek haline gelmiştir.

Scheler’in Kant’a eleştirisinin temelinde Kant’ın ahlaklılığı temellendirirken, insanı yalnızca akıl sahibi varlık olarak görmesi ya da (akıl sahibi varlık olarak insana yönelen tutumu) yer almaktadır. Böylece ona göre Kant, ahlaklılığı duygularından, isteklerinden, arzularından, sevgi ve nefretinden arındırılmış bir akıl varlığına, onun kendi deyişiyle bir “Xe” dayandırmaktadır. Bu durum ise yaşamımızı belirleyen İlkeler olarak değerler karşısında aklın kör kalmasına yol açmaktadır. Renklerin görüye dolaysız verilişi gibi, değerlerin duyguya dolaysız verilişini bu bakış gözden kaçırmaktadır. “Hissetmenin dolaysız nesneleri olan değerler”, insanın duygulara sahip bir varlık olması temelinde duyusal a priori yoluyla dolaysız bilinmektedirler (Ketenci 1997, s. 24).

Scheler bilgisel a priori yanında, duyguyla ortaya çıkan apaçık, kesin bilme anlamına gelen bir “duyusal a priori”den söz eder. Değerlerin insandaki taşıyıcıları duygulardır. Değerler “değer duygusu” aracılığıyla bilinir. Ahlak alanında söz konusu olan duygu “değer duygusu”dur. Değer duygusu Scheler tarafından tekil anlamda değeri görmek, tanımak anlamında kullanılır. Örneğin değer duygusunun bir eylemin değerini duyması, eylemin haklı veya haksız olduğunun, değer bilinciyle a priori olarak ortaya çıkarılması demektir. Değerlerin değer duygusu tarafından bilinmesi tüm ahlaksal ilişkilerin temelinde yatmaktadır. İnsanın tüm eylem ve istemeleri yönelimsel aktlarda verilen değere ve değerlere yöneliktir.

Ama değerlerin değer duygusu yoluyla bilinmesi onların değer bilinci tarafından yaratıldığı anlamına gelmez. Değerler insan bilincinden ve bilinmesinden bağımsızdırlar. “Değerlerin nitelikleri, renk, ton nitelikleri gibi ideal objelerdir.”(Scheler 1966, s. 16’dan aktaran Ketenci 1997, s. 27). Onlar bilinmez, ulaşılamaz, karanlık objeler değil, açık biçimde duyulabilen fenomenlerdir. Onların duyusal a priori bilgilerine ulaşılabilir kılan bu nitelikleridir.

Değerler taşıyıcıları bakımından üç gruba ayrılabilirler: (1) Kişi değerleri, (2) vital değer(ler) ve (3) şeylerin taşıdığı değer(ler).

Birinci grupta iyi-kötü, sevgi-nefret gibi kişinin taşıyıcısı olduğu değerlerdir. İkinci gruptaki değerler ise sağlıklı olmaktasta olma, bitkin-dinç olma, gürbüz-cılız olma gibi temelini canlı varlık dünyasında bulan değer(ler)dir. Üçüncü grubu oluşturan ise hoş, yararlı gibi değerlerle, kültür değerleri, ekonomik ve estetik değer(ler)dir. Bu değer hep bir şeyin değeridir, Scheler bu şeylere değer taşıyan şeyler demektedir.

Bunlardan ilki kişi değerleri (ahlak değerleri) kutsal değerlerle birlikte mutlak değerler iken, son iki gruba giren değerler (vital ve şey değerleri) göreli değerlerdir (Ketenci 1997, s. 2528) Bu açıdan değerler arasında değişmez bir sıradüzeni vardır. Değerler bulundukları basamağa göre “daha aşağı” ya da “daha yüksek” değerlerdir “Kişi değerleri” ve “kutsal değerler” yüksek değerlerdir. Bir değerin yükseklik derecesini gösteren özelliklerini Scheler şöyle belirler: Bir değer, a) zaman üstü olması anlamında “devamlılığı”, b) başka değerlere ayrışmaması anlamında “bölünebilir olmaması”, c) başka değerlere dayanmaması, d) gerçeldeştirilmesinin gerçekleştirene derin bir sevinç vermesi, e) “mutlak” bir değer olmasına göre yüksek bir değer olmaktadır (Scheler 1966, s. 107117’den aktaran Ketenci 1997, s. 28).

Scheler’de “en yüksek değer” “mutlak anlamda iyidir. “En yüksek değer”den kastedilen, bu aktı gerçekleştiren varlığın bilgi derecesine göre en yüksek olan değerdir. Bu değer ise en yüksek değeri gerçekleştiren aktta bulunan, bu aktın yapısı gereği ortaya çıkan değerdir. Bu nedenle bütün nihai değer fenomenleri gibi “iyi” ve “kötü” tanımlanamazlar, doğrudan doğruya yaşanırlar. “İyi” olan, yüksek ve pozitif değeri gerçekleştiren aktlardır (dolayısıyla eylemlerdir). “İyi” değerinin taşıması bu eylemlerdir. Ama bu aktlar (edimler) tüm diğer aktlar gibi nesne haline getirilemezler. (Kuçuradi 1998, s. 8688). Kişi ancak bu akdarı gerçekleştirerek değerleri yaşama geçirir ve kendi yaşantılarından hareketle onların bilgisini edinebilir.

Hazırlayan: Ömer Yıldırım
Kaynak: T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 2356, AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 1353, Prof. Dr. Sevgi İYİ, Prof.Dr. Harun TEPE

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*