Felsefe hakkında her şey…

Karl Raimund Popper’in Bilim Felsefesi Nedir?

08.11.2019

Onun bilimsel yöntem görüşü, “bütün sistemleri zorlu bir sınamadan geçirerek, sonunda nispeten elverişli” sistemi seçmek amacıyla, her kuramı yanlışlamaya tabi tutmaya dayanır; çünkü Popper’e göre, tümevarım ilkesinin geçersizliği nedeniyle, kuramlar hiçbir zaman deneysel olarak doğrulanamaz; ama yanlışlanabilir.

Yanlışlanabilirlik İlkesi”, Popper’in bilim kuramının temelidir.

O halde, bir teorinin bilimsel olabilmesi için yanlışlanabilir olması gereklidir. Popper, Einstein’ın görecelik kuramı, Marx’ın tarih anlayışı, Freud’un psikanaliz kuramı ve Alfred Adler’in bireysel psikoloji kuramlarına ilgi duydu. Özellikle Einstein’ın kuramının ileri sürdüğü bir yaklaşım (güneşin yakınından geçen ışık ışınları, güneşin yerçekimi alanının etkisine girerek eğilmeye uğrarlar) 1919’da güneş tutulmasının olması sırasında doğrulanması Popper’i etkiledi. Popper’i etkileyen kuramın öndeyişinin doğru çıkması değildi. Ön-deyinin doğru çıkmaması halinde, yanlışlanmış olacak olan kuram derhal reddedilecekti.

Önemli olan kuramın yanlışlanmaya açık biçimde formüle edilmesiydi. Popper, diğer kuramların (Marx, Freud, Adler) sahiplerinin hangi koşullarda kuramlarından vazgeçeceklerini belirtmediklerine dikkat çekti. Doğrulayıcıları çok olan fakat yanlışlayıcıları belirsiz olan bu kuramlar ona göre bilimsel olmayan kuramlardı. Popper, hangi kuram olursa olsun belli koşullarda deneysel destek bulmanın kolay olduğunu; bilimselliğin ampirik destek sağlamada değil, kuramın hangi koşullar altında yanlış olduğunu belirlemeyi esas aldı. Eğer bir kuram yanlışlanabilir ise, bilimseldir. En iyi kuram “zamana bağlı olarak yanlışlanabilir, çürütülebilir olan kuramdır” demiştir Karl Popper.

Bilimsel Bilginin Gelişimi

Popper’e göre: “Epistemolojinin her zaman olagelen ve hala da olmaya devam eden merkezi problemi, bilginin gelişimi problemidir. Ve bilginin gelişimi en iyi bilimsel bilginin gelişimi araştırılarak çalışılabilir.” (Popper, 1965:15)

Popper’de bilginin gelişimini açıklayan bir örnek Magee’nin Karl Popper’in Bilim Felsefesi ve Siyaset Kuramı” adlı eserinden bulunabilir.

“Diyelim ki, çocuğumuza okulda öğretildiği gibi, suyun 100 santigrad derecesinde kaynadığının bilimsel bir yasa olduğuna inanmakla işe başlıyoruz. Doğrulayıcı durumlar ne denli çok olursa olsun, bunu kanıtlamaya yetmez; ama geçerli olmadığı durumları arayarak, bunu sınayabiliriz. (…) Hayal gücümüzü yeterince işletirsek, çok geçmeden, suyun kapalı kaplarda 100 santigrad derecesinde kaynamadığını keşfederiz. Böylelikle bilimsel bir yasa sandığımız şeyin öyle olmadığı anlaşılır. Şimdi, bu noktada yanlış yola sapabilir, baştaki önermemizi, deneyci içeriğini şöylece daraltarak kurtarmaya çalışabiliriz. Bundan sonra, üçüncü önermemizi yalanlama yolunda sistemli bir girişime başlayabiliriz. Ve bu böylece sürüp gider.” (Magee, 1993:22)

Elbette örneğimiz bu biçimde devam etmemeli; çünkü önceki bölümde görüldüğü gibi bilim daha fazla içerik peşindedir, daha az değil. O zaman yanlışlama durumunda ilkinin handikabını açıklayabilen başka bir kuram geliştirmeliyiz. Örneğin; kendimize sorulmalıdır. Bu böyle devam eder: “Bilgimizi artırır ve daha iyi bir kuram arayışımızı yeniden başlatır.” (Magee, 1993:23)

Buna bir örnek de Popper’den verirsek, şu söylenebilir: “Kepler ve Galileo’nin kuramları Newton’un mantıksal olarak daha güçlü ve daha iyi sınanabilir kuramı tarafından birleştirildi ve geçildi, ve benzer bir şekilde, Fresnel’inki ve Faraday’ınki de Maxwell’inki tarafından geçildi. Newton’unki ve Maxwell’inki de (…) Enstein’ınki tarafından geçildi. Herbir durumda ilerleme daha bilgiverici ve dolayısıyla az olası kuramlara doğru oldu. (Popper, 1963b:220).

Burada önemli olan bir nokta, kuramı değişikliğe uğratırken ad hoc [1] değişikliğe başvurmamaktır. Yani bu değişiklikler de ayrıca sınanabilir olmalıdırlar.

“Bazı gerçekten sınanabilir kuramlar, sınanıp yanlış oldukları anlaşıldıktan sonra da hayranları tarafından -örneğin bir ad hoc yardımcı sayıltı devreye sokularak, ya da bütün kuram çürütmeden kaçırılacak biçimde gene ad hoc olarak yeniden yorumlanmak suretiyle savunulmağa devam edebilir. (…) Böyle bir kurtarma işlemini daha sonra ‘uzlaşmacı çarpıtma’ ya da ‘uzlaşmacı hile’ adı altında betimledim.” (Popper, 1996a:170)

Dipnotlar

[1] Bir örnek bunu açıklayabilir: “Bu gerçekten de on yedinci yüzyılın başlarında Galileo ile Aristotelesçi bir hasmı arasında vuku bulan bir karşılaşmaya dayanan bir örnektir. Yeni icad edilen teleskobu vasıtasıyla ayı dikkatle gözlemlediğinden Galileo, ayın pürüzsüz bir küre değil, dağlar ve kraterlerle dolu bir küre olduğunu söyleyebilmişti. (…) Fakat gözlemler, Aristotelesçilerin temel bir nosyonunu tehdit ediyordu. Galileo’nin rakibi, teorisini, apaçık yanlışlama karşısında savundu ki bu bariz ad hoc’du. O, ayın yüzeyinde, ay küresi tam pürüzsüz küre olacak şekilde kraterleri dolduran ve dağları kaplayan görülemez bir madde olduğunu ileri sürdü” (Chalmers, 1990: 102)

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...