Felsefe hakkında her şey…

Fichte’nin tarih tasarımı

03.11.2022

Fichte, Kant felsefesini devam ettirmek istemiştir. Bu bağlamda Science of Knowledge adlı yapıtında felsefenin kendisini apaçık bir bilim hâline zorunlu olarak yükselteceği bir yol keşfetmek zorunda olduğunu söyler (Fichte 1982: 89). Bir bütün olarak bilim sisteminin kendisine dayanacağı bir ilk temel gösterilebilirse bilim sisteminin temeline konacak bir yalın temel önermeden hareketle akıl bir sistem hâlinde kurulmuş olur.

Fichte’nin akıl tasarımına göre bilimler tek bir ilkeye dayalı bir sistem hâlinde kurulmalıdır. Bu akıl anlayışına göre bütün bilgi tek bir ilkeden türetilir ve bütün gerçeklik de tek bir ilkeye indirgenebilir. Bu akıl anlayışı Fichte’nin tarih tasarımını da belirler.

Böylece akıl bir sistemleştirme çabası olarak ele alınır çünkü Fichte’ye göre “bir bilim sistematik bir biçime sahiptir” (Fichte 1993: 101). Bu da şu anlama gelir ki bilimin bütün önermeleri tek bir ilke içinde bir bütünü biçimlendirmek üzere birbirine bağlıdır. Bu bağlamda tek tek önermeler bilimsel olamazlar, yalnızca bütünün bağlamı içinde bilimsel olurlar, yani “bütünle olan ilişkileri ve bütün içindeki konumları sayesinde” (Fichte 1993: 103). Ancak bir önermeler sisteminin bilim olabilmesi için kesin (certain) olması gereken ve diğer bütün önermelere de kesinliklerini veren en az bir önerme olmalıdır öyle ki “ilk önerme kesin olabildiği ölçüde ikinci de kesin olacaktır, ikinci önerme kesin olabildiği ölçüde üçüncü önerme de kesin olacaktır ve bu böyle devam edecektir” (Fichte 1993: 103). Bu şekilde bir çok önerme Fichte’ye göre tek bir ortak kesinliği paylaşacaktır ve hepsi aynı kesinliği, tek ve ortak bir kesinliği paylaştığı için bu önermeler bir bilim sistemi olabilecektir.

O hâlde Fichte ‘akıl’dan kesin bir temel üzerine kurulacak olan bir sistemliliği anlamaktadır öyle ki bu sistemlilik de türetilebilirlik demektir yani temel olan kesin hakikatten türetilebilirlik. Böylece bir olgunun akla uygun olması demek onun bilim sistemi içinde bir yerinin olması ve en temel hakikate geri götürülebilir olması ya da bu en temel hakikatten türetilebilir olması demektir. Bu bilim sistemi içinde her kavramın üçlü mantıksal yapısı vardır. Bu üçlü mantıksal yapı kendisini tez, antitez ve sentez olarak gösterir.

Fichte’ye göre bir bilim sisteminde kavramın üçlü mantıksal yapısı kendisini gösterir. Bu üçlü mantıksal yapı tez-antitez-sentez üçlüsüdür. Alman İdealizmi’nin mantıktan anladığı, kavramlar arası ilişkileri ele alan diyalektik mantıktır.

Buna göre kavram ilkin kendindedir, kendisiyle özdeşlik içindedir; sonra kendi karşıtını doğurur yani kendisinin, kendi olmayanla, özdeş olmadığını kavrar. Buna göre Ben, Ben olmayanın antitezi olur. Bu akıl anlayışı yani aklın kavramın üç aşamadan oluşan süreci demek olan yapısı, kendisini gerçeklikte de gösterir ve tarihte ilerlemenin temelini oluşturur.

Fichte bu noktada Kant’ı izler; söz gelişi tarihte bulunabilecek temel kavram “ussal özgürlüktür ve özgürlüğün, herhangi bir kavram gibi bu zorunlu aşamalardan geçerek gelişmesi gerekir” (Collingwood 1996: 142). Fichte’nin akıl anlayışına göre kavramlar sistemi içinde her kavram çeşitli aşamalardan zorunlu olarak geçer; bu akıl sistemi de üçlü aşamalardan oluşur. Dolayısıyla bütün tarih çağlarının art ardalığı bir mantıksal art ardalık olarak görülebilir ve a priori olarak belirlenebilir. Collingwood Fichte’nin “tarihsel dönemlerin zamansal art ardalığının temelinde yatan bir kavramsal şema ortaya çıkarma çabası”nı Kant’ın kategorilerin şematizmi öğretisinin tarihe uygulanma çabası olarak görür.

Fichte’ye göre tarih a priori olarak kurulmalıdır, çünkü tarihin dönemleri birbirinden zorunlu olarak çıkmaktadır ve bu ardardalık ilişkisinin felsefi serimlemesi ancak a priori olabilir.

Böylece bir temel önerme her ussal sistem için bir ilk temel, bir ilke olacaksa Fichte’ye göre bir çağın felsefi resmedilişi tek bir ortak ilkeden hareketle yapılabilir ve bu tek ilkeden bütün fenomenler türetilebilir ve eksiksiz açıklanabilir (Fichte 2006a: 104). Bir çağı betimleyecek olan filozof bir çağın ideasını bulmaya çalışır çünkü bir çağın fenomenlerinin her biri altlarında yatan ortak idea aracılığıyla birbirleriyle zorunlu bir bağlantı içinde ortaya konulmalıdır. Dolayısıyla Fichte’ye göre bir filozofun işi deneyimin tüm olanaklı fenomenlerini önceden varsaydığı ilkenin birliğinden türetmektir; filozofun “böylelikle de bilimsel söylemde ifadelendirilen yöntem olan, mutlak olarak a prioriyi izlediği açıktır” (Fichte 2006a: 105).

Böylece filozof zamanı hem bir bütün olarak hem de onun tüm olanaklı devirlerini a priori betimleyebilir. Fichte’nin akıl ile ilerleme arasında kurduğu ilişki insan soyunun bütün ilerlemelerinin bilimlerin ilerlemesine bağlı olduğudur; bu yüzden de “Fichte önderlik görevini bilim adamlarına yükler” (Koselleck 2007: 87). Fichte’ye göre bilim adamlarının sorumluluğu insan neslinin ilerleyişini ve bu ilerleyişin sürekliliğini sağlamaktır.

Fichte’ye göre zamanın her tikel devrine tikel bir çağın ideası karşılık gelir. Her çağ “tek bir tasarımın ya da kavramın cisimleşmesi”dir. Bu nedenle de bir çağın doğru bir şekilde betimlenebilmesi için o çağı temsil eden a priorinin anlaşılmış olması gereklidir. Evrensel zaman anlayışı temel bir zaman ideasını, yani aşamalı olarak gelişen ve her çağın kendinden önce gelen bir çağ tarafından belirlendiği bir ideayı önceden varsayar, yani yeryüzündeki tüm insan yaşamının devirlerini kendisinden doğru bir şekilde türetebileceği bir dünya planını önceden varsayar. Bu ilerleme anlayışı Fichte’nin akıl tasarımına dayanır çünkü birbirini izleyen her çağı, bu çağların karşılık geldiği ideaların birbirinden türetilmesinden hareketle birbirinden türetilebilir olarak ele alır. Böylece mantıksal ardıllık tarihsel ardıllığın nedeni olur. Bu varsayımla bütün tarih devirleri birbirleriyle olan bağlantıları içinde kavranabilirler (Fichte 2006a: 106). Fichte’nin ideanın “mantıksal yapısına ilişkin kuramı, ona, tarihi dönemlere ayırmakta bir ipucu olarak hizmet eder” (Collingwood 1996: 142).

Fichte’ye göre “dünyadaki insani yaşam ile dünyasal zamanın kendisi, TEK BİR ZAMANIN VE TEK BİR SONSUZ YAŞAMIN ZORUNLU DEVİRLERİDİR” ve bütün dünyasal yaşam bu sonsuz yaşamın temel ideasından türetilebilir (Fichte 2006a: 106-107). Burada Fichte yalnızca türün ilerleyen yaşamından söz etmektedir, bireyin değil. Böylelikle de bir tarih araştırması bir dünya planı ideası gerektirmektedir çünkü dünya üzerindeki insanlığın yaşam amacı bu dünya planıdır ve bu dünya yaşamında tüm insanlık tüm ilişkilerini “Akla uygun bir şekilde Özgürlük ile düzenleyebileceklerdir” (Fichte 2006a: 107). Fichte’nin özgürlükten anladığı da bireylerin kendi özgürlüğü değil, “bir tür olarak insanlığın kolektif kapasitesindeki özgürlüktür” (Fichte 2006a: 107). Bu özgürlük de insan türünün ortak bilincinde görülür.

Fichte ancak aklın amacının anlaşılmasıyla tarihin biçimlenişinin anlam kazanacağını düşünür ve tarihin çağlara bölünüşünü bu bağlamda düşünür. Böylece tarihin çağlara ayrılışını insanlığın aklın amacına uygun olarak dönemlere ayrılmasından hareketle açıklar. Fichte’ye göre tarihin böyle bir bölümlemesi, yani devirlerinin sıralanması da zorunludur. Bu bölümleme içerisinde ilk dönem “içgüdü olarak aklın egemenliği” dönemidir ki bu Fichte’ye göre insanlığın masumiyet çağıdır. Burada Rousseau’nun insanın doğa durumunda masumiyet dönemi içinde olduğu görüşüne benzerlik görülebilir. Bu özgürlük kendi karşıtını doğurarak ikinci dönemi oluşturur. Bu dönemde bireyler kendi üzerlerinde bir yetki ile kendi özgürlüklerini sınırlarlar (Collingwood 1996: 143). Son dönem ise “sanat olarak akıl devri”dir ki bu çağda hümanite kendisini aklın imgesine ve tasarımına uygun olarak geliştirmeye başlar (Fichte 2006a: 111).

Böylece Herder’in hümanite kavramı da 19. yüzyılda Fichte ile yeniden ifade edilmiş olur. Üstelik, Fichte de Herder gibi hümanite kavramını ilerleyen bir şey olarak ele alır. Aynı zamanda hümanitenin ilerlemesi kendi öz varlığını yaratmasıdır ki bu da hümanitenin dünya üzerindeki başlangıç durumuna geri dönmesi ya da bunu kavrayarak şimdiki durumunun içinde kapsaması demektir. Fichte’ye göre hümanite kendi varlığını yaratamasaydı dünyada gerçek insan yaşamı da var olamazdı, “tüm şeyler ölü, katı ve hareketsiz kalırdı” (Fichte 2006a: 112). Şu hâlde Fichte ilerleme kavramına bir hareket kategorisi anlamı yüklemektedir ki bu kategori ile tarihin ilerleyen bir süreç olarak anlaşılabilmesi olanaklı hâle gelmektedir. Fichte tarihin zorunlu devirler hâlinde ilerleyişini tasarlamıştır. Bütün tarih çağlarının olduğu gibi kendi çağının da bu dünya yaşamının bir parçası olduğunu ve bu dünya yaşamının beş devrinden başka herhangi bir olanaklı devrin olamayacağını ileri sürmüştür. Fichte’ye göre bütün dünya yaşamı zorunlu olarak bir bütünlük gösterir, ama aynı zamanda farklı devirler hâlinde ortaya çıkar. Zorunluluk, bütünlük ve farklılık tarihte bir arada ortaya çıkar.

Fichte’ye göre tarih farklı çağlardan olışmuş bir bütünse onu bütün yapan tarihin aklın belirli bir amacına göre deviniyor olmasıdır.

Fichte insanlığın içgüdünün egemenliğindeki masumiyetten kurtularak kendi hümanitesini inşa etmek üzere, kendini inşa etmek üzere, hatta kendi tarihini, hümanitenin tarihini ya da kısaca tarihi inşa etmek üzere aşama aşama ilerlediğini öne sürer. Fichte’ye göre felsefe tüm nesneleri genel olanın ışığı içinde kavrar, bu yüzden de birey olanla ilgilenmez, ideal kavramın kendisini ele alır. Bireysel çabalar tarihin ilerleyişini ne hızlandırabilir ne de yavaşlatabilir, yalnızca “dünyaların sonsuz Tin’inin mevcudiyeti bu ilerleyişe yardım edebilir” (Fichte 2006a: 115). O hâlde tarihe rastlantısal bir bireysellik, teklik yön veremez, evrensel, genel bir zorunluluk yön verir, tarih zorunluluğun işlediği bir alandır. Tarihin ilerlemesinin zorunlu, a priori ilkelere göre olması Fichte’nin ilerleme kavramını kendi akıl tasarımından hareketle ortaya koyduğunu göstermektedir.

Fichte’nin bu anlayışına göre tarihin dönemlerinin zamansal ardıllığı mantıksal ya da ussal içermeye karşılık gelir. Buna göre her tarih dönemi kendi çağını temsil eden bir kavramın mantıksal olarak içerdiği başka bir kavramın karşılık geldiği ve temsil ettiği tarih dönemini zaman içinde içerir, ya da bu tarih döneminin nedeni olur. Zamansal olan ve mantıksal olan bir uyum içindedir. İlerlemenin dayandığı akıl temeli de budur. İlerleme tarihin itici gücü ya da tarihin dinamik devinimi olarak anlaşılırsa tarih bu itici gücü kavramın dinamik deviniminden, kavramın üçlü mantık yapısından alır (Collingwood 1996: 147). Bu da ilerleme ile akıl arasında bir ilişki kurmaktır. Fichte’ye göre İdea önce kendi başındadır, sonra kendine yabancı bir şey olarak kendi karşıtını koyar, bu doğa aşamasıdır. Bu yabancılaşmış hâlinden yine kendine dönmesi zorunludur, bu da tarih aşamasıdır. İdea tarihte kendi kökenine dönecektir, yani kendi başına kendinde olduğu şey hâline gelecektir. Fichte bir yandan Herder’in yaptığı gibi hümaniteyi ilerleyen bir kavram olarak ele alırken diğer yandan Herder’den ayrı olarak hümanitenin dünyada yaptığı bütün ilerlemeyi kendi kökensel durumuna geri dönmek olarak görür ki bu da aslında Rousseau ve Herder’in bir sentezi gibidir. Bu senteze Kant’ın akıl ve ilerleme tasarımlarının da katılmasıyla ortaya Hegel’in tarih ve ilerleme tasarımının kökleri çıkacaktır. Bu anlamda Fichte, Hegel’in ve 18. yüzyılın ilerleme tasarımları arasındaki bağlantıyı sağlamaktadır.

Kaynak: TARİH FELSEFESİ II, s. 20-23, T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 2888 AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 1845

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...