Postmodern Feminizm Nedir?

felsefe Nedir

Postmodern toplum teorisi modern düşüncedeki bazı temel varsayımlara, özellikle sabit, tutarlı bir benliğin varlığı, bilim ve aklın bilgi için nesnel bir temel sağlayabileceği ve bu bilginin gerçek olduğu düşüncesi, bireylerden bağımsız aşkın bir aklın varlığı ve dilin gerçekliği doğru bir şekilde yansıttığı varsayımlarına şüpheyle yaklaşan bir teoridir (Flax, 1990).

Postmodernizm tek ve mutlak gerçeği savunan modernizmden bir kırılmayı ve çoklu gerçekliklerin vurgulanmasını içerir.

Postmodern toplum teorisinde tek bir meşru bir tarih yerine önemli olaylar üzerinde daha az duran ve daha çok günlük yaşamın sıradan olaylarına odaklanan çok sayıda tarihin varlığı kabul edilmiştir.

Postmodern toplum teorisyenleri pek çok şeyi birden açıklamaya çalışan büyük anlatılara, toplum için üretilen kurtuluş teorilerine karşı çıkmış, parçalılığı, süreksizliği ve farklılıkları vurgulamışlardır. Bilgi hiyerarşileri çökmüş, bunun sonucunda ‘uzman’ statüsünün içi boşalmış, uzman olmayanların düşünceleri uzmanlarınkilerle eşit geçerliliğe sahip kabul edilmiş, uzmanlarla sıradan insanlar arasındaki farklılıklar daha az belirgin hale gelmiştir (Ritzer ve Stepnisky, 2014, s.638-639).

Postmodern Feminizm diğer feminizmlerden farklı olarak kadınlarla erkekler arasında temel farklılıklar olduğu varsayımına karşı çıkar ve bu tip ikili karşıtlıkların dünyanın modernist algılanışının ürünü olan varsayımsal ve yapay ikilikler olduğunu savunur (Annandale, 1998, s.75). Postmodern feministler cinsiyet ve toplumsal cinsiyet arasında daha önceki feministlerin yaptığı ayrımı reddetmiş, cinsiyetin de toplumsal cinsiyetin de kategorik olarak toplum tarafından üretildiğini savunmuşlardır (Ecevit, 2011, s.23).

Postmodern feminizm kadınların ezilmesine yol açan nedenlerin neler olduğuna dair açıklama yapan ya da kadınların özgürleşmesi için atmaları gereken adımları sıralayan tarzdaki feminist düşüncelere de şüpheyle yaklaşır. Hatta Hélène Cixous gibi bazı postmodern feministler feminist veya lezbiyen terimlerini bile fallus merkezli düşünceyle ilişkili görür, reddeder ve özgürleşmek isteyen kadınların farklılıkları engelleyen bir birlik ima eden bu tip terimlerden uzak durmaları gerektiğini düşünürler (Tong, 1998, s.193).

Postmodern feminizme göre her birey, yaşamlarında yer alan çoklu baskı sistemlerinden farklı düzeylerde etkilenir, bu nedenle radikal feministlerin yaptığı gibi kadınların deneyimlerini evrenselleştirmek ya da kadınların kendi aralarındaki ortak özelliklerin, erkeklerle kadınlar arasındaki ortak özelliklerden daha fazla olduğunu kabul etmek problemlidir (Collins, 1990, s.229).

Postmodern feminizm bunun yerine etnik durum, sınıf ve cinsel yönelim gibi açılardan kadınlarla erkekler arasındaki benzerliklerin ve kadınların kendi aralarındaki farklılıkların kabul edilmesi gerektiğini savunur. Böylece kadınların birbirleri üzerinde kurduğu baskı da görünür olacaktır. Başlıca postmoden feministler arasında Hélène Cixous, Julia Kristeva ve Luce Irigaray sayılabilir. Her ne kadar postmodern feministler kavramsal evrenimizi sabitleştirdiği, örgütlediği ve rasyonalize ettiği için feminizm ve postmodernizm de dahil olmak üzere “izm” ile biten her tür etiketi reddetseler de kamu onları postmodern feministler olarak, yani kadınlara en temel özgürlüğü, her tür baskıcı düşünceden özgür olmayı öneren feministler olarak sınıflandırmaktadır (Tong, 1998, s.199).

Hélène Cixous erkek egemenliğine ataerkil dili reddederek karşı çıkmış, zıt ikiliklere dayalı eril düşünme ve yazma biçimini değiştirmek gerektiğini vurgulamıştır. Cixous’a göre aktif/pasif, kültür/doğa, gündüz/gece, yüksek/alçak, konuşma/ yazma gibi ikilikler, kategorilerden birinin diğerine karşı ayrıcalıklı olduğu zıt kutuplar içerir ve erkek-kadın ikiliğinde erkeğin aktifle, gündüzle, yüksekle, kadının ise aksine pasifle, geceyle, alçakla ilişkilendirmesine ilham verir. Erkek benlik, kadın ise Ötekidir, dolayısıyla kadın erkeğin dünyasında ancak erkeğin terimleriyle var olabilir, aksi takdirde hiç var olmayacak, hakkında düşünülemeyecektir (Tong, 1998, s.200).

Cixous’a göre bu ikilikleri kuran eril yazımın aksine dişil yazım açık, çoklu, eşitli, ritmik, zevkli ve olasılıklarla doludur ve kadınlar dişil konuşma ve yazmada varlık gösterdikçe baskıcı düşüncelerden özgürleşeceklerdir. Luce Irigaray kadınların erkeklerin dünyasının sınırlı yapısı içinde fazlalık gibi görülmek istemiyorlarsa yapabilecekleri üç eylem olduğunu belirtir. Bunlardan birincisi kadınsı bir dil yaratmak ve eril dilden kaçındıkları gibi toplumsal cinsiyet açısından nötr bir dilden de kaçınmaktır. Kimse gerçekten hiçbir konuda nötr olmadığı için nötr bir dil aramak faydasızdır. Irigaray da eril dilde kadının yeterince temsil edilmediğini belirterek kadınların kendi birikimleri üzerinden kadınların farklılığını olumlayan imgeler üretilebileceğini savunur. İkincisi kadınların bir kadın cinselliği yaratmalarıdır. Irıgaray’a göre libidinal ekonomi sadece cinsellikle sınırlı değildir, toplumsal yapılar da dahil olmak üzere insanların her tür ifadesinde kendini bulur. Ataerkilliğin kendisi de eril libidinal ekonominin manifestosudur. Üçüncüsü de erkeklerde var olan kadın imajını alıp büyütülmüş ve abartılmış halde erkeklere geri yansıtmaktır (Tong, 1998, s.202-4).

Postfeminizm içinde yer alan Donna Haraway’in “Sayborg Manifestosu” (1984) adlı eseri siberfeminizm içinde en önemli eserlerden kabul edilir. Siberfeminizm, feministlerin internet, siber alanlar ve yeni medya teknolojileri hakkındaki teorilerini ve eleştirilerini ifade eden bir terimdir. Haraway, feminizmin kimlik politikalarını eleştirir ve geleneksel toplumsal cinsiyet tartışmalarının ötesine geçebilmek için sayborg metaforunu kullanır. Sayborg kavramı hayvanı insandan, insanı makineden ayıran sınırların muğlaklaştığı cinsiyetsiz bir dünyaya gönderme yapar. Haraway’e göre dişi teriminin kadınları birbirine bağlayan, ortaklaştıran bir terim olarak kullanılması anlamsızdır, insanlarla makineler arasındaki sınırların muğlaklaştığı bir dünyada kadın ve erkek kategorileri giderek anlamsızlaşacaktır.

Haraway (1997) kadınların teknolojik açıdan daha yeterli olmaları gerektiğini, egemenliğin enformatiğiyle ilgilenmeleri gerektiğini ve bu sistemlere karşı çıkmaları gerektiğini belirtmiş, bu süreçte teknolojiyi yüksek politik farkındalıkla kullanmalarının önemini vurgulamıştır.

Kaynak: T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 3781, AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 2595

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*