Felsefe hakkında her şey…

Dostluk her türlü ilişkinin temelinde bulunması gereken bir unsurdur. Peki felsefe iyi dostluklar kurmamıza nasıl yardımcı olabilir?

16.05.2024
50
Dostluk her türlü ilişkinin temelinde bulunması gereken bir unsurdur. Peki felsefe iyi dostluklar kurmamıza nasıl yardımcı olabilir?

Arkadaşlar, aileler, sevgililer. Bunlar özel hayatımızın üç temel unsurudur. Aile ilişkilerinin genellikle ömür boyu sürecek kadar kalıcı ve sağlam olması beklenir. Romantik ilişkilerimizde ise ömür boyu birlikte olacağımız “o” kişiyi ararız.

Arkadaşlıklar, en azından bunlara kıyasla, daha az önemli görünür. Arkadaşları hayatın dönemlerine göre gelip giden kişiler olarak düşünmek olağandır. Bu büyük bir yanlış değerlendirme olabilir. Arkadaşlığın diğer, daha önemli farz edilen ilişkilerden sonra geldiğine dönük fikir eleştiriye açıktır.

Arkadaşları kaybetmek son derece acı verici olabilir. Anglikan Kilisesi’nde papaz olarak çalışırken inancımı kaybettim ve (hâlâ hayatımın aşkı olan) bir kilise çalışanı ile birlikteliğe başladım. Tahmin edebileceğiniz gibi bunun çok önemli sonuçları oldu. Bu sonuçların en acılarından biri, neredeyse bir gecede hemen hemen tüm arkadaşlarımı kaybetmem oldu.

Bu beklenmedik kaybımın ardından geçen aylardan sonra eski dostlaruımdan biriyle öğle yemeği yediğimi hatırlıyorum. Onunla liseden beri çok iyi arkadaştık. Birlikte evden ayrılmış, aynı odayı paylaşmış, birlikte gitar çalmıştık. Dostluğumuz boyunca birbirimizden hiç ayrılmamıştık.

Ona ne düşündüğümü, eskiden inandığım şeylere neden inanamadığımı açıklamaya çalıştım. Gözlerimin içine baktı ve sonuç olarak sorunun Hristiyanlık inancında olmadığını söyledi ve ekledi: “Sorun sensin.”

Aynı arkadaşım düğünüme gelmeyi reddetti. Bu 17 yıl önceydi ve o zamandan beri kendisiyle hiç görüşmedik.

Hem eski hem de modern filozofların dostluk hakkında söyleyecekleri oldukça çok şey var. Ancak arkadaşlık kafa karıştırıcı olmaya devam ediyor; en azından onu diğer ilişki türlerinden ayırmak zor olduğu için… İşte bu noktada en sevdiğim filozof olan Friedrich Nietzsche devreye giriyor. Onun çalışmalarından, arkadaşlığın sadece bu diğer ilişki türlerinin yanında durmadığını, onların bir parçası ve hatta tamamlayıcısı olabileceğini görebiliyoruz.

Farklı olmanın önemi

Peki kalıcı, büyük dostluklar için gerekli olan şey nedir?

Nietzsche’ye göre büyük dostluklar bireyler arasındaki gerçek farklılılara dayanır. Bu, insanların romantizm hakkında sahip olduğu ortak idealle karşılaştırılabilir. İnsanlar olarak tatmin edici bir yaşamın anahtarını romantik aşkta ararız. Âşık olmak ve ömür boyu âşık kalmak, ilişkilerin en yüce hedefiymiş gibi görülür. Bunu filmlerde, müzikte ve sanatın türlü alanlarında fark etmek mümkündür.

Nietzsche romantik aşkı pek önemsemez. Onun romantik aşka karşı eleştirilerisi, romantik aşkın diğer kişinin içinde kaybolma arzusu, bir tür eriyerek birbirine karışma tutkusu olarak tezahür edebileceğidir. “Aşk Aynılaştırır” adlı kısa yazısında Nietzsche bunu şöyle açımlar:

“Aşk, kendini adadığı kişiyi her türlü öteki olma durumundan soyutlamak ister […] her iki taraf da birbirine tutkuyla âşık olduğunda ve bunun sonucunda her ikisi de benliklerini terk edip birbirlerinin aynısı olmak istediklerinde ortaya çıkan manzaradan daha karmaşık ve içinden çıkılmaz bir durum bulunamaz.”

Tüm romantik aşkların böyle olup olmadığı tartışmasını bir kenara bırakırsak burada bazı gerçekler olduğunu görebiliriz. “Âşık” olan insanlar sahiplenici ve kontrolcü olma tuzağına düşerler. Bunu farklılığı ortadan kaldırma arzusu olarak anlamak da mümkündür.

Buna karşılık Nietzsche, farklılığı en üst düzeye çıkaran bir ilişki türü olarak dostluğa büyük önem verir. Ona göre, birini özel hayatınıza dâhil etmek için en iyi nedenlerden birisi, size alternatif ve bağımsız bir bakış açısı sunmasıdır. Böyle Buyurdu Zerdüşt‘te Nietzsche bunu şöyle ifade eder:

“İnsan dostunda düşmanını da onurlandırmalıdır. Onun tarafına geçmeden yaklaşabilir misin dostuna?”

Elbette tüm dostlular böyle değildir. Aklıma Avustralyalıların “dost” ideali geliyor: Her zaman arkanı kollayan, seni savunan ve koruyan, her zaman sorgusuz sualsiz sana yardımcı olan biri. Ancak Nietzsche’ye göre büyük dostluk, diğer kişinin kendini geri çekmesi, ötelemesi, eleştirmesi beklentisini de içerir. İyi bir dost zaman zaman size karşı çıkarak sizin bir nevi karşıtınız hâline gelebilmelidir.

Açık samimiyet

Yakın ilişkilerinizde gerçek husumet ve karşıtlık barındırmak pek mümkün görünmeyebilir; ancak ben yakın bir ilişkide kişisel karşıtlık barındırmanın hem mümkün hem de faydalı olduğunu savunuyorum. Yalnızca sizi yakından tanıyan biri hata yaptığınızı ya da yanlış davrandığınızı gördüğünde size nasıl ynıt vereceğini bilebilir; yalnızca sizin iç dünyanıza dair derin ve samimi bir kavrayışa sahip biri size yardımcı olmak için kaşrınıza geçebilir.

Bu büyük dostluğun esasıdır. Ve buradan başarısız romantizm sorununun nasıl çözüleceğini de anlayabiliriz. Ünlü İngiliz filozof A.C. Grayling, Friendship (2013) adlı kitabında romantizm ve dostluk sorunu üzerine yazmıştır. Grayling, dostluk ve romantizmin ayrı türden deneyimler olduğu, birinin diğeriyle karıştırılamayacağı temel varsayımı üzerinde durmuştur. Ona göre dostluk diğer tüm ilişki türlerinden “üstündür”.

Romantik bir çekimin kalıcı, tatmin edici ve tamamlayıcı olabilmesi için sıkı bir dostluğa dayanması gerekir; farklılıkların hoşgörüyle karşılandığı, hatta eleştirel düşünce ve karşı çıkışın memnuniyetle kabul edildiği bir dostluk.

Bu fikirle ilgili yaşadığımız zorluk, sosyal yaşamlarımızda aynılaşmaya yönelik sergilenen genel eğilimdir. Bu durum çevrim içi varlığımızla daha da vahim bir hâl alıyor. Bizimle aynı şekilde düşünen ve hisseden milyonlarca insanı bize doğru yönlendirmek üzere tasarlanmış algoritmalarla işleyen dijital bir dünyada yaşıyoruz.

Yararlı bir sosyal çevreye ve hatta belki de iyi işleyen bir topluma sahip olmak aynılıkla; aynı değerler, fikirler, inançlar, taraflar, yaşam tarzları etrafında bulunmakla ilgili olamaz. Farklılık zaruridir. Ancak bunun işe yaraması için bizden son derece farklı olan insanlarla, kırılmadan, kaçmadan, saldırganlaşmadan ya da şiddete başvurmadan aynı alanı paylaşabilmeliyiz.

Aslında, apaçık farklılıkların değerinin bilinmesi gerçek yakınlığın işaretlerinden biridir. Bu, kaybetmiş gibi göründüğümüz dostluk kültürüdür. Bunu yeniden keşfetmek gelecek adına büyük toplumsal faydalar sağlayacaktır.

“Aratara” adını verdiğim bir arama motoru hayal ediyorum. Bu arama motoru standart bir Google aramasındaki tüm istenmeyenleri, profilinize uymayan şeyleri alıyor ve size bu sonuçları gösteriyor. Bu şekilde yeni ve beklenmedik fikirlerin temiz havasını soluyabilir, hayata başka yaklaşan, etik ve ahlaki sistemlerle çatışan başka insanlarla karşılaşabiliriz.

Karşılıklılık

Nietzsche’nin bir diğer görüşü de vermek ve almakla ilgilidir. Onun dostluk anlayışı, en yakın ilişkide bencil olmanın sorun olmadığını öne sürer.

Bencilliğin kötü bir şöhreti vardır. Toplumumuz bencilliği şeytanlaştırır, onun yerine özveriyi putlaştırır. Bu da bencil olmak konusunda kendimizi kötü hissetmemize neden olur. Nietzsche’nin dediği gibi:

“İnatla ve büyük bir inançla telkin edilen egoizmin kötülüğüne dair görüş, egoizmi iyi niyetten yoksun bırakarak ve tüm mutsuzluğun gerçek kaynağını onda aramamızı salık vererek […] egoizme temelde büyük zarar vermiştir.”

Özverinin ahlaki, bencilliğin ise ahlak dışı olduğu fikri çok eskilere dayanmaktadır. Bu düşüncenin izleri günümüz toplumunun dinî inanç alanındaki kaynaklarına kadar sürülebilir. Kendini bir başkası için feda etmenin bir şekilde tanrısal bir davranış olduğu fikri birçok inanç sisteminde yer alır: İsa insanlığı günahlarından kurtarmak için can vermiştir, Baba, biricik Oğlundan vazgeçmiştir…

Bu, aşk saplantımıza kadar uzanıyor ama bu kez bahsi edilen aşk, romantik aşk değildir. Bu daha ziyade, bir tür ilişki hedefi olarak diğer insanları kendinizin önüne koyduğunuz türden bir aşktır. Başkaları için kendini feda etmek genellikle büyük bir ahlaki değer olarak kutsanır.

İlgili konu: Ahlak felsefesi ve mutlak sefalet: Efektif altruizm

Bu fedakârlık fikrinin özellikle aile ilişkilerimiz için geçerli olduğunu düşünüyorum. Anne ve babaların (ama özellikle annelerin) çocuklarının iyiliği için kendilerini feda etmeleri yönünde bir beklenti vardır. Ebeveynler yaşlandıkça, çocuklarından da fedakârlık yapmaları beklenir. Maddi ya da başka bir sorun ortaya çıktığında kardeşler birbirine yardım etmek için çabalar.

Bu ideal bencilliktir: Sürekli olarak kendimizi kollamak ve gözetmek ve ruhlarımızı dingin tutmak, böylece […] herkesin yararına olacak şekilde kendimizi izler ve önemseriz.

Bunu bir de şu şekilde düşünün. Kendine yönelik ilgi ve başkalarına yönelik ilgi ancak etrafa paylaştırılacak “sınırlı ölçüde ilgi” varsa birbirini dışlayıcı niteliktedir. Eğer bu doğru olsaydı, kendinize mi yoksa başkalarına mı ilgi göstereceğinizi seçmeniz gerekirdi.

Ancak etrafımıza dağıtacağımız sonsuz ölçüde “ilgiyi” nasıl elde edebiliriz? Bunun için bir tür psikolojik nükleer füzyon arıyoruz: Başkaları için sonsuz düzeyde devam eden ve kendi kendini üreten bir ilgi kaynağı.

Bu göründüğü kadar zor değil. Buna olanak sağlayan bir tür ilişki var. Tahmin ettiniz: Dostluk.

Dostluk farklılıklar üzerinde yoğunlaştığından, iki bireyin kendilerini geliştirmeleri için alan yaratır, böylece her birinin diğerine verebileceği bir şeyler olur. Gerçek bir dostu kendinizin bir benzeri hâline getirmeye çalışmadığınız için, kendinizi onun kişisel varlığını güçlendirmek için ne gerekiyorsa yapmakta özgür hissedersiniz.

Bu, bir ilişkiden elde edebilecekleriniz için bir ilişki içinde olmanın sorun olmadığı anlamına gelir. Gerçekten sağlam bir dostlukta bencilce davranabilirsiniz.

Erdem, hoşnutluk, fayda

Bunu kabullenmek zor olabilir, çünkü bahsi geçen durum öncelikle özveriyle ilgili o çok değer verilen ahlaki inanca karşı çıkar. Ve bizi bu yola sürükleyen sadece dinî mirasımız değildir. Dostlukların üç temel unsura dayandığını düşünen Aristoteles’te de buna benzer bir yaklaşım görebilirsiniz: erdem, zevk ve fayda.

İlgili konu: İyi bir arkadaş nasıl olmalıdır? Arkadaş nasıl seçilmelidir?

Erdemli arkadaşlıklar tarafların birbirlerinin niteliklerini ya da “iyiliklerini” anlamalarına dayanır. Zevk veren arkadaşlıklar, bir kişinin samimi bir bağdan alabileceği haz ile ilgilidir. Fayda dostlukları ise her bir kişinin diğerinden ne fayda sağlayabileceğine dayanır.

Aristoteles’e göre erdem dostlukları en ideal dostluklardır, çünkü bu ilişki gerçekten karşılıklıdır. Diğer iki tür kişiyi ideal arkadaşlığa yöneltmez, çünkü bunlar kolayca tek taraflı hâle gelirler. Başka bir deyişle, en yüce arkadaşlık biçimi, arkadaşınızı başka (bencil) bir hedef için kullanmadığınız arkadaşlıktır. Onlara sırf kendileri oldukları için değer verirsiniz.

Bence Nietzsche’nin ideal bencillik kavramı onun dostluk idealiyle uyumludur. İlişkileri anlık kareler olarak görmek yerine (ya kendin için varsındır ya da diğerine yardım etmek için) zaman içinde yenilenen bir döngü olarak kavrayabiliriz.

İyi arkadaşlıklarda hem verirsiniz hem de alırsınız. Bencil olmanız için de bir alan vardır, tabiri caizse kendinize yer açarsınız. Bunu ya tek başınıza yaparsınız ya da arkadaşlarınızdan yardım alırsınız. Bu bir süreliğine olabilir, ancak daha sonra “ihtiyaçlarınızı karşıladıktan” sonra, karşılık vermek için kişisel ve duygusal olanaklara sahip olursunuz.

Buradaki ana fikir, kendinize değer vermenin ve başkalarına değer vermenin iç içe geçmiş olduğudur. Kendinize özen göstermenin en önemli yollarından biri iyi arkadaşlıklar kurmaktır.

Yarışma

Bu bağlamda, iyi aile ilişkilerinin aynı zamanda iyi bir dostluk tarafından da desteklendiğini görebileceğimizi düşünüyorum. Bu, çocuklarınızla, ebeveynlerinizle ya da kardeşlerinizle en iyi arkadaşlar olmak demek değildir. Ebeveynler ve çocuklar olarak bile, ne kadar verdiğimizi ve ne kadar aldığımızı dikkatlice düşünüp her ikisini de sorun etmeyebiliriz.

Arkadaşlık hakkındaki bu fikir, Nietzsche’nin genel olarak ilişkiler hakkındaki düşünme biçiminde görülebilecek daha geniş bir bağlama sahiptir. Onun sorgulaması yarışmanın sosyal yaşamlarının önemli bir parçası olduğu antik Yunanlılarla başlar.

Yarışmalar mükemmeliyet açısından ortak bir temel oluşturmuştur. Sporun (Olimpiyatlarda olduğu gibi) yanı sıra sanatsal ve kültürel yaşamın da merkezinde yer almışlardır. Şairler, hatipler, müzisyenler, hepsi kamuya açık yarışmalara katılırdı. Kazananlar, kaybedenler de içinde olmak üzere herkesin kabul edeceği bir kusursuzluk standardı oluştururdu.

Nietzsche bu fikri kendi etiğine uyarlar. Ona göre yarışma, her samimi insan ilişkisinin merkezinde yer alır. İnsanoğlunun kendini ifade etmek için çabalaması tamamen doğaldır. Ve eğer herkes bunu her zaman yapıyorsa kaçınılmaz olarak bir şekilde birbirimize karşı mücadele etmiş oluruz. Bu ne düşmanlık ya da kötü niyetten ne de amacın sadece kazanmak olduğu bir rekabetten kaynaklanır. Nietzsche’ye göre, bu sadece bizim varoluş biçimimizdir.

Dostluğun bu kadar önemli olmasının nedeni budur. Kin ya da tahakküm olmaksızın bireyler arasındaki çekişmeyi sürdürmeye en uygun ilişki biçimidir. Nietzsche’nin yaklaşımından çıkan şaşırtıcı sonuç, her türlü insan ilişkisinin yürümesi için özünde büyük bir dostluk barındırması gerektiğidir.

 


Bu makale Sosyolog Ömer Yıldırım tarafından www.felsefe.gen.tr için, Neil Durrant’ın “Friday essay: how philosophy can help us become better friends” isimli makalesinden Türkçeye çevrilip derlenerek hazırlanmıştır. Alıntılanması durumunda kaynak gösterilmesi, ahlaklıca olanıdır.

Çeviri ve Derleme: Sosyolog Ömer Yıldırım

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...