Demokritos’un Atomculuğu ve Elea Okulu

felsefe Nedir

Demokritos (M.Ö. 460 – 371) antik Yunan filozofudur.

Ruhsuz ve hareketli evren görüşüyle; evrende yalnızca kör ve ruhsuz, ancak hareketli güçlerin egemen olduğunu benimseyen bir anlayışa sahiptir Demokritos. Bu ruhsuz ve hareketli ancak kör güçlerin kendisi de nesnelerin birbirine çarpmasından oluşan baskı güçleridir. Demokritos evrendeki tüm olayları, nesnelerin birbirine çarpması ve bu çarpma sonunda birbirlerine yaptıkları baskı ile açıklar. Bu kör, ruhsuz ve de hareketli güçlere karşı, belli bir amaca çevrilmiş, belli bir plana göre hareket eden ve etki yapan güçler vardır. Bu güçler, ruhsuzdur, hareketlidir ve de geçerli zorunluluktur. Demokritos’un çok ünlü bir sözü vardır: Bu evrenden iki şeyi kaldırmak gerekir: amaç ve rastlantı. Evrende ne bir amaç ne de bir rastlantı vardır, yalnızca ruhsuz ve hareketli bir zorunluluk vardır. Demokritos, bu “ruhsuz ve hareketli” kavramlarıyla, doğa açıklamalarına son derece önemli bir ilke getirmiştir. Geleneklerin ve de Aristoteles’in aktardıklarına göre, Demokritos Leukippos adındaki bir filozoftan ders almıştır. Leukippos Miletliymiş ve çok genç yaşta Elea’ya gelmiş. Bunların doğruluk derecesine bilemiyoruz. Ancak şunu kesin olarak biliyoruz: Leukippos ve öğrencisi Demokritos, bir yandan Milet Okulunun öte yandan Elea Okulunun etkisinde kalmıştır. Leukippos Trakya’daki Abdera’ya gelmiş ve bu kentte kendi okulunu kurmuştur. Anaksagoras da Atina ya gelmiş ve yaşamının önemli bir kısmını burada geçirmiştir. Böylelikle Anadolu’nun batı kıyılarında başlayan felsefe, önce güney İtalya’ya sonra da Yunanistan’a geçmiştir.

Demokritos, Leukippos’un yerleştiği ve de kendi okulunu kurduğu Abdera kentinde doğdu, bu okulda yetişti. Daha İlk Çağ’da bile bu iki filozofun yapıtlarını ve düşüncelerini birbirinden ayırmamak kural olmuştur. Ancak Demokritos’un, hocası Leukippos’u ün olarak gölgede bıraktığından kuşku duyulmaz. Demokritos’un yapıtlarından bize ancak bazı parçalar ulaşabilmiştir. Bununla birlikte kendisinin tipik bir gezgin bilim adamı olduğunu ve pek çok gezi yaptığı bilinir. Bu gezilere, yabancı ülkelerdeki bitkileri, hayvanları ve insan yaşamını incelemek için çıkmış olduğu sanılmaktadır. Bu gezilerden birinde Demokritos Atina’ya da uğramıştır. Atina’da kendisini hiç kimsenin tanımaması onu hoşnut etmiştir.

Anaksagoras da tipik bir bilgindi, fakat bu konuda Demokritos ondan ileridedir. Bu iki bilginin İlk Çağ’ın en büyük bilgini olan Aristoteles’i hazırlamış olduklarına inanılır.

Leukippos ve Demokritos, günümüze kadar önemini koruyan ve bugün de yeniden önemsenen bir teoriyi, atom teorisini ilk kez ortaya koyan düşünürlerdir. Gerçi Empedokles ve Anaksagoras da evreni birtakım en son parçacıklardar oluşmuş saymışlardı. Anaksagoras bu parçacıkların sonsuz küçük olduğunu bile dile getirmişti. Ancak, bu gözle görülemeyen, sonsuz küçüklükteki unsurlara modern anlamdaki “atom” özelliğini kazandıran filozof, Demokritos’tur. Ona göre atomların, yani nesnelerin artık bölünemeyen en son unsurlarının birtakım özellikleri vardır: Bunlar öncelikle katıdırlar. Yani kendisine nüfuz edilemez bir biçimleri bulunmaktadır. Atomların rengi ve sesi yoktur. Bunlar sıcak ya da soğuk da değillerdir. Çünkü bütün bunlar duyumsallığı olan şeylerdir. Bunlar atomlar duyumlarımıza etki ettiği zaman oluşan şeylerdir. Örneğin renk sadece gören bir göz, ses yalnızca duyan bir kulak için vardır. Bu unsurlar duyu organlarına bağlıdır. Oysa belli bir biçime, büyüklüğe ve sertliğe sahip atomlar kendi kendilerine vardırlar. Bunların başlangıcı da sonu da yoktur. Bani başlangıçtan bu yana vardırlar. Ne var olmuşlardır ve ne de yok olacaklardır. Bunlar değişmezler ve yalnızca boş uzay içinde hareket ederler. Böylelikle Demokritos doğa açıklamasına bir de “boş uzay” unsuru eklemiştir.

Anaksagoras’ın 462 yılında Atina’ya geldiği sırada Demokritos’un doğduğu varsayılır. Demokritos, Anaksagoras’a göre bir sonraki kuşağın filozofudur. Demokritos bazı filozoflardan etkilenmiştir. Buna rağmen kendisinden öncelikle söz edeceğiz, çünkü onun düşünceleri “Fizikçi” adı verilen filozofların sınıfına girer. Demokritos bazı yönlerden Anaksagoras ile karşıt görüştedir. Mesela Anaksagoras, evreni bir plana göre hareket eden ve etkin olan bir Tanrının yarattığına inanır. Dernokritos’a göre ise, evrende her şey kendiliğinden kör bir zorunlulukla oluşur. Baskı ve vuruş (darbe), evrendeki her şeyi var eden tek güçtür. Evrende ne bir amaç ve ne de bir rastlantı vardır. Evrene, her yerde aynı olan, kendiliğinden ve kör bir zorunluluk hükmeder. Evrende kesin bir zorunluluk bulunduğu ve olaylara sebep-sonuç ilişkisinin egemen olduğu görüşü, açık bir biçimde ilk kez Demokritos tarafından ileri sürülmüştür.

Demokritos’un ayrıca Elealıların etkisinde kaldığını da açık seçik bilmekteyiz.

Demokritos ve hocası Leukippos atom teorisini ortaya atmış ilk düşünürlerdir. Onlara göre nesne, artık bölünemez olan sonsuz küçüklükteki parçacıklardan oluşur. Nasıl ki dilde her kelime birtakım harflerin birleşmesinden meydana geliyorsa, bunun gibi, nesne de atomların birleşmesinden meydana gelir. Ayrıca bir kelimedeki harfler, şekil ve yer olarak biri ötekilerden ayrılabilir. Aynı şekilde atomlar da, şekil ve durumları bakımından birbirlerinden ayrılırlar. Ancak atomların bir de ortak yanları vardır: Bu da sertlikleri ve hareket halinde olmalarıdır. Evrendeki tek değişme atomların bu hareketi olup başkaca bir değişme söz konusu değildir. Evrendeki tek değişme olan atomların hareketi için boş bir uzayın var olması gerekir. Çünkü atomlar ancak boş bir uzay içinde hareket edebilirler.

Demokritos’a göre evrende, başlangıçtan bu yana boş ve dolu şeyler vardır. Dolu olanlar atom, boş olan ise uzaydır. Bu boş uzay düşüncesine ilk kez Demokritos’ta rastlanır. Gerek Elealılar için, gerekse Demokritos için boş bir uzay vardır. Ancak, Demokritos bu boş uzayın gerçek olmadığını, bir “hiç” olduğunu kabul ediyor. Başka bir deyişle boy olar uzay, bir varlığa sahip değildir. Dernokrit bu görüşünü böyle açık olarak ortaya koymaz. Yalnızca: “Bir yanda varlık, yani atomlar; öte yanda yokluk, yani boş uzay vardır” diyor. Böylelikle yalnız atomlara değil, boş uzaya da varlık verilmiş oluyor. Elealıların düşüncelerine karşı olan Demokritos yokluğun da var olduğunu bilinçli olarak savunmuştur. Burada özel bir durumla karşılaşıyoruz: Demokritos kendisine kadar olan filozofların en maddecisi (materyalisti)dir. Ondan önceki filozofların hepsi az ya da çok maddecidir. Mesela, Empedokles; nesneyi oluşturan iki ana güç olan sevgi ve nefreti madde olarak düşünün. Aynı şekilde Anaksagoras, bir plana göre çalışan yapıcı gücü, “Nus”u maddi bir güç olarak anlar. Ancak bu filozoflardan hiçbiri Demokritos kadar bilinçli bir maddeci sayılamaz. Çünkü Demokritos’a göre gerçek, madde olan atomlardan oluşur. Demokritos tek gerçek olarak benimsediği maddeyi, maddi olmayan bir şeye, boş uzaya bağlar. Bir maddeci (materyalist) için ancak somut olan bir şey gerçektir, somut olmayan şey gerçek değildir. Demokritos, somut olan atomların varlığı için, somut olmayan hoş bir uzayı gerekli görmekle, garip bir durum yaratmış olur. Buna bir de şunu eklemek gerektir: Zenon; “evrenin bölünmesinin sonsuz olduğunu benimsersek, çözümlemesi olanaksız bulunan mantıksal güçlüklerle karşılaşacağımızı” savunur. Buna karşı Demokritos; “evren sınırsızdır ve bölünmez”, diyor. Çünkü ona göre evren; sınırlı olan unsurlardan, yani atomlardan meydana gelir. Nesneler içinde bulunduğu uzay ise, sonsuz bölünebilen bir şeydir. Böyle olunca, boş uzay, çok garip bir anlam kazanmış oluyor. Uzay bir yandan bir “hiç”tir, varlıktan yoksundur, öte yandan da gerçek olanın var oluşunun koşuludur. Bu garip durum, bundan sonraki felsefe tarihinin sürekli ilgi odağı olmuş ve Kant’a kadar pek çok düşünürü ilgilendirmiştir.

Demokritos atom teorisi ile modern teorilerden birini daha öne süren ilk düşünür olma sıfatını kazanmıştır. Gerçi Anaksagoras da bir atom teorisi ileri sürmüştür, fakat onun atomlarının nitelikleri vardır: Bu atomlar sıcak, soğuk, renkli ve seslidir. Demokritos ise baştan beri; sıcaklığın, soğukluğun, rengin ve sesin atomlarla hiçbir bağlantısı olamaz, der. Tüm bunlar, ancak atomlar duyu organlarına bir etkide bulununca var olurlar. Herakleitos gerçek evren ile görüntü evrenini birbirinden ayırır. Değişme ile hareketin, gerçek evrene mi yoksa duyu organlarımıza mı bağlı olan durumlar olduğunu sorgular. Demokritos bu ayırmaya daha kesin bir biçim kazandırmış ve gerçekten bize ait olan nitelikler ile evrene ait nitelikleri tam olarak birini ötekinden ayırmaya çalışmıştır. Ona göre sıcaklık, soğukluk, renk, ses vb. şeyler yalnızca görünüşte olan, olgusal (fenomenal) evrene ait olan şeylerdir. Bu atom teorisi ve atama ait niteliklerin öznel (sübjektif) olduğu düşüncesi, modern felsefe tarafından da kabul edilmiştir. Oysa Ortaçağda hiç kimse bu görüşe ilgi duymamıştır. Çünkü bu düşünüş, bu çağın en büyük otoritesi kabul edilen Aristo tarafından benimsenmemişti. Demokritos’un bu görüşü Epikür tarafından beğenilmiş, Epikür aracılığı ile de Yeni Çağ bu teoriden haberdar olmuştur. Sonuç olarak, Demokritos’un atom teorisi ile modern atom teorisi arasında doğrudan bir bağlantı vardır. Demokritos’un; sıcağın, soğuğun, rengin, sesin vb. şeylerin öznel durumlar olduğu sonucuna nasıl ulaştığını tam olarak anlamış değiliz. Onun, bu gibi durumların kişiye bağlı olduklarını gözlemleyerek, bu düşünceyi öne sürmüş olması mümkündür. Nitekim aynı su bir kişiye sıcak, başka birine ise soğuk gelebilir. Aynı göz, ışığa bağlı olarak, nesneleri başka başka renklerde görebilir. Oysa bir nesnenin ölçülebilen kısmı sabit kalıyor. İşte Demokritos’a öznel (sübjektif) ve nesnel (objektif) durumları ayırt ettiren, bu gözlem olsa gerektir.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM’ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf “Felsefeye Giriş” ve 2., 3., 4. Sınıf “Felsefe Tarihi” Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı, Ernst von Aster’in Ders Notları

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*