Felsefe hakkında her şey…

Hegel’in doğa felsefesi

30.10.2022

Hegel’in söyleyişiyle, doğa, “İdea’yı kendisinin-dışında” olarak yansıtır. Bir başka deyişle de mutlak varlık kendini zorunlulukla doğada açığa çıkarır. Ancak bunu yapmak için kendisine dışsal bir şey tarafından zorlama yapılmaz. Zorunluluk doğada geçerlidir. Mutlakın kendini belirtişindeki özgürlük, kendiliğindenlik özgürlüğüdür.

Mantık açısından görürsek doğa tez olarak kendisini öne süren ussal idea’nın karşıtıdır, yani anti-tezidir. Bizim düşüncemiz diyalektik olarak ussal olandan- idea’dan yola çıkarak ussal olmayana yani doğaya yönelir. Doğa kavramı bizim düşüncemizi nihayetinde doğa ile idea’nın birliğini temsil eden bir senteze ulaştırır; bu sentez artık yeni bir kavramda, ruh (spirit) kavramında dile gelir.

Bizim düşüncemizi doğa’dan ruh’a doğru yönlendiren şey, doğa kavramı içindeki diyalektik devinimdir: Mantığın en soyut kavramla, varlık ile başlaması gibi, doğa felsefesi de en soyut şey olarak Hegel’in belirttiğine göre uzay kavramı ile yola çıkar: Uzay boştur; tıpkı varlık’ın belirlenmemiş olması gibi. O hâlde doğa bir ucuyla boşluğa dokunmaktadır. Öteki ucundan ise ruhun dünyasına geçiş yapar. Uzay ile ruhun arasında tikel nesnelerin çeşitliliği gerçekte doğa dediğimiz şey yer alır.

Doğada mekanik, fizik ve organik yasalar hüküm sürmektedir. Bunların her biri doğanın görünümleri olarak Hegel tarafından diyalektik terimler içinde ele alınarak işlenmeye çalışılmıştır. Ancak bu alanlarda söylenenlerin bir bölümü ilerleyen bilimlerin bulguları ışığında geçerliliğini yitirmiştir. Yine de bu konuları doğa felsefesi ışığında daha çok ussal bir yapı içinde ele almıştır. Bu bağlamda ayrıca özgürlük ve zorunluluk arasındaki ayrımı da göstermeye çalışmıştır. Bu bölümün başlangıcında kısmen değindiğimiz gibi Hegel’e göre, ruh özgürlüğün dünyası iken doğa zorunluluğun dünyasıdır: Hegel’e göre doğa birinin ötekini zorunlulukla izlediği aşamaların bir sistemi olarak görülebilir. Buna karşılık özgürlük ruhun edimidir. O hâlde ruh ile doğa arasında, yani özgürlük ile zorunluluk arasında diyalektik bir karşıtlık vardır. Şu hâlde doğa alanı zorunluluğun terimleri içerisinde ele alınıp kavranabilir.

Bu genel açıklamadan sonra Hegel’in doğa felsefesinde yer verdiği alt başlıklara çok kısaca bir göz atılabilir:

MEKANİK

Bu bölümde Hegel öncelikle astronomi kuramlarını açımlamaktadır. Ayrıca burada uzay ve zaman üzerine kısa bir tartışma gerçekleştirir. Hegel burada Kant’ı izleyerek uzay ve zamanın duyarlılığın formları olduğunu kabul eder ama daha açık bir ifade ile ‘duyarlı- olmayan duyarlı formlar’ ifadesini kullanır. Yine bu bölümde anlama yetisinin bilimleri olarak aritmetik ve geometriden söz eder, ayrıca ölçme ve oranlama düzeyinde felsefi bir matematiğin olasılığından da söz etmektedir.

FİZİK

Doğa Felsefesi’nin ikinci bölümünde Hegel, ışık, ses, sıcaklık, elektrik, elementler ve kimyasal tepkimeler gibi fizik ve kimya konularını ele alır. Bu konulara felsefi bakış açısıyla birtakım yorumlar getirmeye çalıştığı görülmektedir. Örneğin sıcaklık üzerine yorumu oldukça karakteristiktir. “Sıcaklık formsuzluğu içindeki maddenin, akışkanlığı, özel belirlenimleri üzerinde soyut homojenlikteki zaferi ile yeniden bir yapılanma biçimidir… Formel olarak uzaysal belirlenimlere ilişkisi içinde, genelde, sıcaklık, uzayın farklı alanlarının özelleşmesi demek olan sınırları bozarak yayılıcı bir özellik gösterir.” (akt. Acton, 1967: 441). Hegel bu açıklamaya şunu da ekler: Sıcaklık bedende- cisimde özel ve sadece bedene ait olan şeyin gerçek olumsuzlamasıdır. Görüldüğü gibi Doğa Felsefesi yapıtını bu ayrıntılarda izlemenin pek gereği yoktur. Çünkü Hegel’in yaptığı açıklamaların bugün için bilimsel açıdan bir yeri yoktur. Ancak şu vurgulanabilir ki gerek mekanikte gerek fizikte ve arkadan gelen organik doğada olayların akışı ya da olup bitenler diyalektik süreç içinde tez, anti- tez ve sentez, üçlüleri biçiminde ele alınmakta ve ileri aşamalara doğru taşınmaktadır. Hegel’in yapıtını özgün kılan da zaten sisteminin bu genel işleniş biçimidir. Bu bölümü bitirmeden bilimsel bir değeri olmasa da üçüncü bölüme de değinmiş olalım.

ORGANİK DOĞA

Hegel Doğa Felsefesi’ndeki üçlüsünün bu son basamağında, jeolojik doğadan bitki dünyasını basamak yaparak hayvan organizmaları doğasına geçer. Eleştirmenlere göre üçlünün en ilginç parçası da burasıdır. Hegel bu bölümde hayvan türleri ve onların aralarındaki ilişkileri tartışmaktadır. Ona göre hayvan dünyasında, “bireyin doğal kaderi,” şiddete dayalı ölüm olarak görünmektedir. Doğadaki bu olumsallıktan dolayı hayvan yaşamıbelirsiz, endişeli ve mutsuzdur. Ama aynı türün öteki üyeleri arasında birbirinden hoşlanma durumu da söz konusu olabiliyor.” diye Hegel eklemektedir. Bu mekanizma kuşkusuz türün devamını sağlamak ve bireyin kendisini türde bütünlemek gereksiniminden kaynaklanmış olabilir, temelinde olumsallık değil, özellikle türün devamını sağlamaya yönelik bir zorunlu mekanizma bulunabilir. Bu alandaki açıklamalarda Hegel’in yine sözcüklerle oynadığı öne sürülmektedir. Özellikle canlılar dünyasındaki evrim kuramıyla da çok fazla ilgilenmemiştir. Aslında evrim kuramındaki sürekli ardışıklık diyalektik yöntemle pek fazla bağdaşmamaktadır. Kaldı ki Hegel’in öldüğü sırada Darwin’in Evrim Kuramı henüz ortada yoktu ama kuşkusuz öncellerinin açıklamaları da oldukça üst düzey bir aşamaya ulaşmış görünüyordu. Diyalektik yöntemle tüm felsefi sistemini çok da başarılı bir biçimde dokuyan bir düşünürden neden evrim kuramına ilgi göstermedi gibi bir istemde bulunulması açıkçası hakça olmayacaktır.

Kaynak: MODERN FELSEFE II, s. 91-93, T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 2409 AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 1397

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...