Felsefe hakkında her şey…

Aşkın fiziksel, duygusal ve ruhsal doğası

Aşkın fiziksel, duygusal ve ruhsal doğası

FİZİKSELCİ AŞK

Bu anlayışa göre aşk tamamen fizikseldir. Bu anlayış, aşkın, onu yaşayan kişinin, fiziksel olarak çekici bulduğu bir başkasına karşı geliştirdiği yine tamamen fiziksel bir tepkiden başka bir şey olmadığını iddia etmektedir.

Davranışçı yaklaşıma göre sevmek eylemi; önemsemeyi, kulak vermeyi, sahip çıkmayı, başkalarından üstün tutmayı vb. içeren geniş bir davranış yelpazesini kapsar. Fizikalizm içinse durum hiç de öyle değildir. Fizikselciler tüm aşk sorgulamalarını cinsel dürtünün fiziksel güdülemesine indirger. Onlara göre aşk insanlarda bilinçte, bilinçaltında veya mantık-öncesinde doğan, potansiyel bir partnere ya da cinsel tatmin nesnesine yönelen ve aynı zamanda tüm kompleks canlı varlıklarda ortak bulunan olağan bir cinsel içgüdüdür.

Evrenin tamamen fiziksel olduğuna ve her olayın bir fiziksel nedeni bulunduğuna inanan fizikselci deterministler, aşkı da insan varlığının kimyasal-biyolojik bileşenlerinin bir uzantısı olarak görürler ve fiziksel süreçlerle açıklarlar. Bu bağlamda genetikçiler genlerin, yani bireyin DNA yapısının, herhangi bir cinsel veya romantik kabul edilebilecek seçimde, özellikle de eş seçiminde belirleyici kriter oluşturduğu teorisine başvururlar.

Aşkın potansiyel bir partnerin fiziksel çekiciliğine ya da evlat sevgisinin onu oluşturan aile ve akrabalık bağlarına indirgenebileceğini iddia etmek, fiziksel çekiciliği bulunmayanların ya da çocuk sahibi olmayanların aşka ve sevgiye asla ulaşamayacak olmalarını söylemektir. Yani fizikalizm veya determinizm, romantik ve düşünsel aşk olasılığını reddetmektedir. Bu durum Eros’u açıklayabilir; ama Philia veya Agape’yi açıklamaya yeterli gelmeyecektir.

İlgili konu: Aşkın doğası: Eros, Philia, Agape

DAVRANIŞÇI AŞK

çiçek, hediye, çiçek vermek

Çiçek hediye etmek, bir aşk göstergesidir.

Zihin teorisinden köklenen ve zihin ile beden arasındaki kartezyen düalizm’i kabul etmeyen davranışçılık, bu suretle aşkın hem onu duyumsayanlar hem de dışarıdan gözlemleyenler tarafından fark edilebilecek bir dizi eylem ve tercih olduğunu iddia eder.

Aşkın gözlemlenebilir olduğunu ileri süren davranışçı teoriye göre aşk, kendisine karşılık gelen tanınır davranışsal kıstaslar nezdinde teorik olarak ölçülebilirdir:

A’nın, B’nin yanında, C’nin yanında olduğundan daha belirgin bir şekilde X, Y, Z eylemlerini gerçekleştirmesi B’yi C’den daha çok “sevdiğini” gösterir.

Yukarıda sergilenen davranışçı aşk görüşündeki temel sorun, bir kişinin eylemlerinin o kişinin içsel durumunu veya duygularını ifade etmesinin her zaman için açık olmayabileceğidir. Şöyle ki örneğimizdeki A, çok iyi bir oyuncu olarak iyi bir rol ortaya koyuyor olabilir.

Frederic Skinner gibi köktenci davranışçılar, akli durum, ruh hâli gibi gözlemlenemeyen davranışların da koşullanma yasalarıyla davranışçı çerçeveden incelenebileceğini iddia etmişlerdir. Bu görüşe göre, âşık olan kişi sıradan bir dış gözlemci tarafından fark edilemeyebilir; ancak âşık olma eylemi, âşık kişinin âşık olduğuna inanmasına hangi olay veya koşulların yol açtığı ele alınarak incelenebilir. Örneğin âşık olmak, bir başkasının davranışlarına veya varlığına güçlü bir olumlu tepki geliştirmek anlamında yorumlanabilir.

EMPRESYONİST AŞK

Dışavurumcu aşk da davranışçı aşka benzer. Dışavurumcu aşka göre de aşk, sevilene yönelik bir gönül macerasının dikkate değer bir anlatımıdır. Bu anlatım dil (söz, şiir, müzik) veya davranış (çiçek hediye etmek, böbreğini bağışlamak, yanan bir binaya girmek) aracılığıyla fiziksel bir gösterişten ziyade içsel, duygusal bir durumun yansıması olarak ortaya çıkabilir.

Bu anlayıştakilere göre aşk ruhsal bir tepkidir ve kişinin ruhunu tamamlayan, dengeleyen ve destekleyen bir başka ruhun farkına varması hâlidir. Ruhsal aşk anlayışı, hem mistik hem de geleneksel romantik aşk kavramlarını birleştirir ve davranışçı aşk ile fizikselci aşkı reddeder.

Aşkı estetik bir tepki olarak kabul edenler, aşkın uyandırdığı coşkun ve şuurlu duygu aracılığıyla fark edilebileceğini; ancak bunun makul ve betimleyici bir dille ifade edilemeyeceğini savunurlar. Bunun yerine aşk, mümkün olduğunca, metaforlarla ve müzikle yakalanabilirdir.

Yazan: Sosyolog Ömer Yıldırım

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...