Felsefe hakkında her şey…

Antagonizm

Antagonizm

Antagonizm, Türkçeye uyuşturulamaz karşıtlık olarak çevirebileceğimiz bir tür diyalektik çelişme hâlidir. Hiçbir ortak yönü bulunmayan farklı iki tarafın birbirine karşıt bulunduğu biz-onlar farklılaştırması sonucu ortaya çıkan mücadeleye, antagonizm denir.

Antagonizm, antagonismus kökeninden türetilmiş bir terimdir. Antagonismus, felsefe ve bilimin anahtar değerlerinden olan en önemli kavramlardan birisidir. Bu kavram felsefede ve bilimde doğal ve toplumsal bütün gelişim ve değişimlerin açıklanmasında kullanılmıştır. Kavramı ilk kullanan ise antik Yunan felsefesinin en önemi figürlerinden birisi olan Herakleitos’tur.

Antagonismus’u Herakleitos’tan sonra kullanan ilk isim ise Alman idealizmi’nin temellerini atan büyük filozof Immanuel Kant’tır. Kant, “Bütün uyanışların temelinde antagonismus yatar.” diyerek bu kavramın önemine vurgu yapmıştır. Ona göre doğa bu antagonist hâli, kendini gerçek bir düzene koyabilmek adına araç olarak kullanmıştır.

Kant’a göre insanlığın temel çelişkisi toplumlaşma isteği ile toplumlaşmaya direnme karşıtlığıdır. İşte insanlığı geliştirip uygarlığı doğuran şey de bu antagonist durumdur. Kant insanı geliştiren ve onun toplumda yükselmesini sağlayan şeyin de toplumlaşmaya karşı beliren bu direnç olduğunu söyler.

Hegel, Kant’ın kavrama bakışını idealist bir bilimselliğe ulaştıran kişidir. Hegel antagonizm’i evrensel aklın (logos) gelişme yasası olarak kabul eder. Hegel’de tez-anti tez biçiminde beliren antagonismus, bir sentez’e ulaşarak kendini gerçekleştirir.

Antagonizme tam bilimsellik sıfatını kazandıran isimler ise yine Alman düşünürler Marks ve Engels olmuşlardır. Onlar antagonismus’u Hegel’deki gibi çatışma olgusunda değil, karşılıklı etki hâlinde ele almışlardır. Hegel’e göre iki düşmanın çatışması olan antagonismus, Marks ve Engels için karşılıklı etkinin yarattığı bir gelişme durumuna işaret eder.

Antagonismus’un bu son bilimsel hâli, antagonizm’in de bugünkü tanımını doğurmuştur. Bu bağlamda antagonizm, sermayeci üretim biçimlerine özgü ve zorunlu olarak çatışmayla sonuçlanan bir diyalektik çelişme türüdür. Uzlaştırılmaz karşıtlık ya da uzlaşmaz karşıtlık terimleriyle olduğu gibi uyuşturulamazlık ya da uzlaşmazlık terimleriyle de dile getirilir.

Uyuşturulamaz karşıtlık, sömüren-sömürülen temeline dayanan uyuşturulamaz sınıflı toplumlara has bir özel çelişki modelidir. Toplumsal gelişme, toplumsal ilişkilerde ortaya çıkan çeşitli çelişmeleri içerir. Bu çelişmelerden çatışmaya dönüşene uyuşturulamaz karşıtlık ya da uzlaşmaz karşıtlık, çatışmaya dönüşmeyene uyuşturulur karşıtlık ya da uzlaşır karşıtlık denir. Sermayeci sınıfla emekçi sınıf arasındaki çelişki uzlaşmaz çelişkidir. Çünkü çıkarları karşıt olan temel sınıflarda ortaya çıkmıştır.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer Yıldırım
Kaynak:
“Felsefe Ansiklopedisi: Kavramlar ve Akımlar”, Cilt: 1 A-D, s. 77, Orhan Hançerlioğlu

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...