Weber’in İdeal Tipi, İdeal Tipleri; İdeal Tip Nedir?

Weber'in İdeal Tipleri
Weber'in İdeal Tipleri

Her bilim araştırdığı olguların unsurlarını belirleyecek kavramsal bir haritaya gerek duyar. Örneğin, biyologlar sadece bedendeki her kemik ve dokuya değil bilgi, besin ve diğer elementlerin taşınma süreçlerine de isimler verirler.

Astrofizikçiler, kimyacılar ve diğer tüm bilim adamları kendi araştırma nesnelerini incelerken aynı şeyleri yaparlar. Ancak, toplumun kavramsal bir haritası, aslında insanlar güvenilir bulmadıkları için Weber dönemine kadar yoktu. Ancak bu güvenilmezliğin bir nedeni, toplumsal davranış kalıplarını özetleyen kavramların olmamasıydı. Bu yüzden Weber, onları geliştirmeye koyulur. Onun hedefi, “bu genel alan hakkında, çok farklı değer tutumlarıyla bile tutarlı bir kavramlar sistemi oluşturmaktır.

Weber bu amaca ulaşmaya çalışırken bazı temel problemlerle yüzleşir. Sosyoloji doğası gereği doğa bilimlerinden farklıdır, zira önceden belirtildiği gibi onun temel görevi “toplumsal eylemi yorumlayıcı tarzda anlamak ve böylece yönünü ve sonuçlarını nedensel olarak açıklamak”tır. “Anlamak” Almanca bir sözcük olan verstehen’in çevirisidir ve bu terimin teorik ve metodolojik içeriği hakkında yıllardır önemli tartışmalar yapılmaktadır. Yine de Weber’in tezi oldukça dolaysız bir biçimde ifade edilebilir. Zira ona göre, sadece ideal tipler kullanılarak hem “toplumsal eylemlerin yorumlayıcı anlaması” hem de böylece tarihsel olayların ve bireysel davranışların “nedensel açıklaması” mümkün olabilir.

İdeal sözcüğü de yanlış anlamalara neden olabilir. Weber’in amacı bu ifadeye normatif bir anlam (değer) yüklemek değildir. İdeal tipler daha ziyade “kavramsal olarak saf bir rasyonel eylem tipi”ni özetleyerek “mantıksal temellerde mükemmellik sağlamak için” tasarlanmışlardır. Weber ideal tipleri farklı biçimlerde ve bir ölçüde farklı amaçlarla kullanır. Weber’in çalışmasında iki tür ideal tip ayırt edebiliriz. İlki tarihsel ideal tipler,ikincisi sınıflandırıcı ideal tipler olarak adlandırılabilir. Weber bu terimleri doğrudan kullanmasa bile onlar tartışmamızı uygun bir biçimde düzenlememize yardımcı olur.

Konu Başlıkları

İDEAL TİPLER

Tarihsel İdeal Tipler

Tarihsel ideal tipler, geçmişteki olaylar veya düşüncelerin -bazı yanlarına, mantıksal (Weber’in terimiyle rasyonel) olarak bütünlüklü ve tamlarmış gibi vurguda bulunarak- yeniden inşa edilmiş şekilleridir.

Tarihsel olaylar bu şekilde kavramlaştırıldığında, onları ideal tiplerle sistematik olarak karşılaştırmak ve rasyonel modelden sapmaları gözleyerek nedensel yargılara ulaşmak mümkündür. Bu strateji Weber’in, örneğin Protestan Reformasyonu gibi tarihsel süreçleri anlaşılır ve daha kapsamlı bir anlam bağlamına yerleştirmesine ve böylece onların modern dünyanın tarihsel gelişimi açısından önemlerini anlamasına yardımcı olmuştur.

Weber’in 1904’teki bir ifadesine göre, tarihsel ideal tip “gerçek durum veya eylemin karşılaştırıldığı veya belirli önemli bileşenlerini açıklamak için başvurulan saf ideal sınırlayıcı bir kavramı” anlatır. Bu konuda onun düşüncesinde büyük bir süreklilik vardır, zira Weber (1919’larda yazılan) Ekonomi ve Toplum’un 1. kısmında benzer bir tespit yapar:

Eylemin akışının saf rasyonel inşası sosyoloğa, kolay anlaşılabilirlik ve muğlâk olmama gibi bir değere sahip bir [ideal] tip olarak hizmet eder. Bu tiple karşılaştırarak somut eylemin duygular ve hatalar gibi her tür irrasyonel faktörden hangi şekillerde etkilendiğini -eylemin tamamen rasyonel [olduğu] hipotezinden hareketle, beklenebilecek davranış çizgisinden sapmaları- anlamak mümkündür.

Sınıflandırıcı İdeal Tipler

Weber, 1904-1920 yılları arasında, her toplumda yer alan temel toplumsal süreçleri daha net bir şekilde betimlemeye yardım edecek bir kavramlar setine olan ihtiyacı giderek daha fazla hisseder. Bu düşünceyle, Ekonomi ve Toplum’un 1. kısmını toplumsal eylemin yapısını anlamakta kullanılabilecek soyut kavramlar sistemi oluşturmaya ayırır*2 . Bunlar sınıflandırıcı ideal tipler olarak adlandırılabilir. Bu ideal tipler, Weber’in düşündüğü şekliyle sosyolojinin kavramsal odağını oluşturur. Ölümü bu kavramlar sisteminin tamamlanmasını engellese de Weber’in niyeti bu toplumsal eylem tiplerini nasıl kavramlaştırdığı incelenerek ortaya konulabilir.

Weber’e göre, insanların eylemleri analitik açıdan dört şekilde sınıflandırılabilir. İlk eylem tipi “amaçsal-Rasyonel” (Zweckrational) eylemdir*3; bu eylem tipi amaçlar ve araçlar bilgi temelinde sistematik bir ilişki içinde olduklarında ortaya çıkar. Weber, insanların sahip oldukları bilgilerin doğru olmayabileceğini biliyordu. Ancak yağmur ayini de borsa alım-satım zamanlaması ayini de amaçsal-rasyonel edimlerdir, hatta araç-amaç bağlantısı büyüsel inançlar ve rivayetlere dayandığında bile eylem rasyoneldir. Nitekim amaçsal-rasyonel eyleme her toplumda rastlanır. Yine de Weber, en özgün amaçsal-rasyonel eylem biçiminin nesnel/bilimsel bilgiye dayandığını öne sürer. Nesnel bilgiye dayalı eylem muhtemelen daha etkilidir. Onun etkililiğinin bir nedeni, amaçsal-rasyonel eylemin yer aldığı alanların zamanla genişlemesidir: en düşük olası maliyetle üretim yapan sanayiciler, önemli bir sportif başarı kazanan antrenörler, etkili öğretim yapan eğitimciler, bir jüriyi/yargıcı ikna eden avukatlar, hastaları iyileştiren hekimler ve çocuklarını kendi “doğru” düşüncelerine göre yetiştiren anne-babalar vb. Bunların çoğu amaçlarına ulaşmak için bilimsel bilgiden yararlanır. Bunlar Weber’in amaçsal-rasyonel eylemle kastettiği şeyin örnekleridir. Bu eylemin modern toplumlarda yaygınlığı tarihsel “rasyonelleşme” sürecini yansıtır.

İkinci eylem tipi “değer-rasyonel” (wertrational) eylem kişinin kendi temel değerleri ışığında gerçekleştirdiği davranıştır. Weber’in vurguladığı gibi değer-rasyonel eylem, her zaman aktörün bağlayıcı olduğunu düşündüğü “kurallar” veya “talepler”i içerir. İnançları nedeniyle alkol kullanmaktan kaçınan dindar insanlar, çocuklarının gelişimine destek olmak ve üniversitede okutmak için para ödeyen anne-babalar, yasalar yapan politikacılar, emirlere itaat eden askerler kendi değerlerine göre davranmaktadır. Böyle davranmamak onursuzluk olacaktır. Nitekim değer-rasyonel eylemin temel karakteristiği başlı başına bir amaç olmasıdır. Amaç; parasal başarı, bilgi artırma vb. değildir. Örneklerden görüleceği üzere, bu davranışa hayatın her alanında rastlanır. Weber’in tamamlayamadığı sosyolojik görev ise amaçsal-rasyonel ve değer-rasyonel eylemin modern toplumlarda ortaya çıkış koşullarını belirlemekti.

Üçüncü eylem tipi olan “geleneksel eylem”,köklü alışkanlıkların belirlediği davranış biçimidir. Weber’in vurgulamak istediği nokta, inanç ve değerlerin insanların ikinci doğasını oluşturduğu ve eylem kalıplarının uzun süre istikrarlı olduğu bir ortamda insanların genellikle alışılmadık durumlara tepki gösterdikleridir. İnsanlar, bir anlamda, davranışlarını kuşaktan kuşağa aktarılan âdetlere göre düzenlerler. Bu toplumlarda insanlar, uzun süredir yerleşik -çoğu kez dinsellik çerçevesinde yaptırım altına alınan- hayat tarzlarının değişmesine direnirler. Sonuç olarak yeni durumlar veya seçimlerle karşılaştıklarında çoğu kez eskisi gibi davranırlar. Geleneksel eylem, seçim/tercih hakkının sınırlı olduğu (veya böyle algılandığı) davranış tiplerini simgeler.

Weber’e göre, geleneksel eylem sanayi-öncesi toplumlarının karakteristik özelliğidir. Bu yüzden Weber onları anlatmak için aynı terimin bir türevi olan geleneksel toplum kavramını kullanır. Ona göre, amaçsal-rasyonel eylem ve değer-rasyonel eylem ayrımı geleneksel toplumlardaki davranış kalıplarını anlamak için yeterli değildir. Örneğin, geleneksel toplumlarda ev-halkı genellikle hem üretim hem de tüketim birimidir. Bu, sadece çocuk yetiştirmenin ve temel hayati ihtiyaçları karşılamanın aynı alan içinde yer alması değil, aynı zamanda insanların hem ailevi hem de ekonomik kararları âdetlere göre almaları demektir. Âdetler genellikle, amaçsal-rasyonel eylemlerde geçerli olan nesnel verilere dayalı hesaba dayalı ve mantıklı araçlar kullanarak amaca ulaşmayı engeller. Benzer şekilde, âdetler genellikle değerlerin uygun yol gösterici olduğu değer-rasyonel eylemde tipik olan aileye bağlılığı veya daha çok kazanma gibi amaçsal/araçsal yönelimlere de mâni olabilir.

Weber geleneksel eylem örneklerinin modern toplumlarda da ortaya çıktığını açıkça ifade eder. Bunun örnekleri, insanlar davranışlarını “Biz zaten hep böyle yaparız” diyerek haklılaştırmaya çalıştıklarında görülebilir. Şirketler bazen yeni durumlara adapte olamadıkları için başarılı olamaz veya pazar paylarını kaybedebilirler. Bunun nedeni, onların köklü veya geleneksel eylemleri devam ettirmeleridir.

Dördüncü eylem tipi “duygusal eylem”, belirli bir durumdaki insanların duyguları tarafından belirlenir. Çocuğunu döven anne-baba ve rakibine tekme atan bir futbolcu buna örnektir. Kuşkusuz, bu davranış tipine her toplumda rastlanır. Ne yazık ki Weber varlığını kabul ettiği bu “tortu” kategoriyi ayrıntılı olarak ele almamıştır.

Bu eylem tiplerinde davranış, dört saf biçim şeklinde düşünülerek/tasarlanılarak sınıflandırılmıştır. Weber gerçek durumları tam olarak yansıtmadıklarını bilse de bu kavramlar, karşılaştırma için bir referans noktası sağlar. Yani, çeşitli ampirik örnekler bir birleriyle ve ideal tiplerle -örneğin toplumsal eylem tipleriyle- sistematik olarak karşılaştırılabilir. İdeal tipler Weber için yarı deneysel bir yöntemi temsil eder. “İdeal”, bir deneydeki kontrol grubunun işlevsel dengi görevini yüklenir. Farklılıklar veya idealden sapmalar nedensel güçlerin (veya gerçek bir laboratuvar deneyindeki bir uyaranın) sonucu olarak görülür ve böylece bu nedenler bulunmaya çalışılır. Bu anlamda Weber iki amacı gerçekleştirebilir:

  1.  toplumsal eylemin unsurlarını analitik ve mantıksal olarak vurgulamak ve
  2.  özel örneklerdeki özel farklılıkların nedenlerini ortaya çıkartmak.

Örneğin araştırmacı, gerçek ampirik örneklerin amaçsal-rasyonel eyleme benzerlik derecelerine bakarak bu ideal tipe uygunluğun veya sapmanın nedenlerini değerlendirebilir. Bu yolla, ampirik örneklerin kendilerine has yanları vurgulanabilir ve nihayet sistematik ve mantıksal olarak analiz edilebilir.

Weber erken dönemde birkaç araştırma projesine katılsa bile modern istatistiksel yöntemlerin, “kitlesel olgular” olarak adlandırdıkları şeyleri betimlemeye uygun olmadığını düşünür. Bu yüzden, hipotezlerin bu teknikler kullanılarak doğrulanabileceğine inanmaz. Araştırma yapmanın yeni bir yolu bulunmalıdır; bu yol Weber’e göre ideal tiplerden geçmektedir. Aşağıdaki bölümlerde, Weber’in bu ideal tiplerin kullanımını nasıl planladığı konusunda iki örnek sunulacaktır.

İDEAL TİP NEDİR?

Tarihsellik ve toplumsallık ilişkisini karşılaştırdığımızda Weber’in tarihi bir defalık olup bitmelerin alanı, sosyolojiyi ise tarihsel incelemeden elde ettiği sonuçları genelleyen, olgulardan genelleştirmeye yükselen bir bilim olarak kabul ettiğini görürüz. Bu nedenle birbirleriyle yakın ilişki içindedirler. Sosyolojinin bir bilim olarak kurulmasının koşulu da tarihsel içeriği ideal tipler altında soyutlayabilme yeteneğine bağlıdır.

Toplumbilim… örnek (tip) kavramları geliştirir ve incelediği konunun oluşumundaki genel kurallılıkları (düzenlilikleri) ortaya çıkarmayı amaçlar. Onu, ekinsel açıdan önemli bireysel edimlerin, yapıların ve kişiliklerin çözümlemesini yapıp nedenlerini ortaya koymayı amaçlayan tarihten ayırt eden özellik budur. Toplumbilime özgü kavramların geliştirilmesinde…kullanılan gereçler, tarihin bakış açıları içinde önemli olan insan etkinliklerinin gerçekleridir. (Weber, 1995:36)

Sosyoloji evrensel bir bilim olabilmek için, tıpkı evrensel bilim olan doğa bilimleri gibi, toplumsal olguları da genel kavramlar altında anlamaya yönelmelidir. Ancak insan tarafından oluşturulan bu kavramlar, nesnesinin doğal nesnelerden farklılığı düşünüldüğünde doğa bilimlerinin kavramlarından farklıdırlar. Böyle düşünüldüğünde Weber için sosyolojinin inşa edilmiş kavramlarla çalışan konstrüktif bir bilim olduğu görülür.

Genelleştirmeyi arayan bir bilim olarak toplumbilimin konusu bireyselliklerin ve farklılıkların oluşturduğu bireylerin dünyasıdır. Düzensizlikle karakterize olan bu dünyayı fizikte olduğu gibi kesinliklerle kavramak mümkün değildir; toplum alanında ancak yaklaşıklıklardan söz edebiliriz. Bu güçlüklere karşın genelleştirmeler yapabilmenin yolu ideal tip kavramlarını kullanmaktır.

Sosyoloji, tip kavramlarıyla oluşun genel düzenliliklerini arar. Amacı, bu düzenliliğin kurallarıyla toplumsal fenomenlerin tarihsel nedensel açıklamasıdır. Her genelleştirici bilimin sorunu burada sosyolojinin de karşısına çıkar ve tarihin somut gerçekliğini bu kavramların ideallerinden kaynaklanan soyutluğu içinde kavramaya çalışır. Soyut kavramlar, somut gerçekliğe yaklaşabildikleri oranda bilim idealine yaklaşılır.

Sosyolojinin bilimsellik ideali kavram ve olgu arasındaki yakınlaşmayı mümkün olduğunca artıracak şekilde ideal tiplerin geliştirilmesini gerektirir. Gerçi sosyoloji mistik, duygusal fenomenlerle de ilgilenir ve bunlar özü itibariyle us dışı fenomenlerdir; ama sosyoloji bunlara her defasında belirli bir form içinde yönelir. Bu form, tarihsel fenomenlerin bir yaklaşıklık derecesi içinde ele alınmasına ve bir düzen içinde kavranmasına olanak sağlar.

İdeal tip kavramının kullanılması zorunluluğu, anlamlarla yönetilmesine karşın empirik olarak ele alındığında bireylerin fiziksel etkileşimlerinin ötesine geçmeyen toplumsallık alanının bireylerin eylemlerini yönlendiren motiflerle kavranması ihtiyacıdır. İnsan eylemi, ancak bu eylemlere neden olan motifler bilindiği sürece anlaşılabilir. Örneğin nişan almış ateş eden bir er, bir idam mangasında, aldığı emirler doğrultusuna mahkuma ateş ediyor olabileceği gibi, düşmana karşı savaşıyor ya da intikam amacıyla birini öldürmeyi arzuluyor olabilir. İnsan eylemlerini basit fiziksel etkileşimler olarak değerlendiremeyiz ve bu anlamda, bunlar gözlem nesnesi değil, anlama nesnesi olabilirler.

Yorumlayıcı anlayış sosyal bilimlerin yöntemi ise, ideal tipler bu yöntemi uygulamak için kullanılan araçlardır. İdeal kelimesi Platoncu anlamda aşkın bir gerçekliği değil, toplum dünyasının basitleştirilerek teoriler yoluyla yeniden kurulmasını ifade eder. Weber toplumsal olguların kavranabilmesinin en iyi yöntemin, bu olgunun en ussal formu olan ideal tip altında düşünülmesi olduğunu öne sürer.

Weber’in ünlü bürokrasi tanımı ne bürokrasi için bir model ne de gerçek dünyada mevcut olan bir şeydir. Bu yalnızca ussal bir inşa, ussal süreçler ve ussal örgütlenmelerin birlikte düşünüldüğü bir formdur. İncelenen fenomenler gerçek olgusallık içinde, farklı tarih ve mekanlarda değişik biçimler almış olabilir. “Aynı tarihsel fenomen, örneğin kendi oluş sürecinin bir bölümü içerisinde, “feodal”, öbüründe “patrimonyal”, bir başkasında “bürokratik”, bir diğerinde “karizmatik” olarak biçimlenmiş olabilir” (Özlem, 2001:142). Toplumbilim, her türlü toplumsal olguyu ideal tipler aracılığıyla kavrar. Olgusallık, bu soyut ve ideal formlar içinde, yaklaşık olarak temsil edilir. Weber bunu fiziksel bir tepkimenin soyut olarak düşünülmüş boş bir uzayda hesaplanmasına benzetir. İdeal tipler, özünde inşa edilmiş ussal çerçeveler olmalarına karşın gerçekliğe yaklaşan kavramlar oldukları için bilimsel araçlar olarak kullanılırlar.

Toplumbilimin yapması gereken genel toplumsal ilişkileri ideal tip kavramı altında kavramak ve bu kavramları kullanarak toplumsal eylemleri nedenleriyle açıklamak olmalıdır. Bu anlamda ussal olarak kurulan bu kavramlar toplumbilim açısından sadece empirik gerçekliği incelemeyi sağlayan yöntemsel araçlar olarak bir anlam taşırlar.

İdeal tiplere bir diğer örnek de Weber’in Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu’nda kullandığı Kapitalizmin “ruhu” kavramıdır. Bu tanım, zaman ve mekandan bağımsız aşkın bir ruh kavramı değil, tarihsel bireye bağlanan ve incelenen dönemin kültür anlamlarının kavramsal bir bütün halinde birleştirildiği “tarihi gerçeklikte bulunan bağlantıların bir bileşimi” (Weber, 1997: 41) olarak işlev görür.

İçerik olarak tekil bir olguya işaret eden bu kavram, araştırmacının bakış açısıyla oluşturulmaktadır. Başka bir deyişle, araştırılan dönemin tarihsel bireyini konu edinen kavram, araştırmacının kapitalizmin “ruhu”ndan anladığını, ya da araştırmacının ilgilendiği şeyi belirtir. Araştırmacının ilgileri doğrultusunda, kendi tekliği içinde belirli bir tarihi gerçekliğe ait parçalar bir bütün içinde bir araya getirilmiştir. Bu kavramsal bütün bu anlamda, geçmişe değil, şimdiye aittir.

Öyleyse, kapitalizmin “ruhu” tanımı, her araştırmacının bulunduğu kültürel gerçekliğe ve ilgilerine göre farklı anlamlar taşıyabilir. “Bu durum, yöntemsel amaçları için hakikati soyut kavramlar çeşidi içine sıkıştırmayıp, kaçınılmaz bir biçimde özel, bireysel bir özellik taşımaya uğraşan, onu somut ortaya çıkış ilişkileri içinde ele alan ‘tarihi kavram oluşumunun’ yapısı gereğidir.” (Ibid, s:42)

İdeal tip kuramı zengin potansiyeliyle Weber için toplumbilimin çekirdeğini oluşturur. Weber’in amacı anlamacı ve nedensel olarak açıklayıcı bir bilim oluşturmaktır. İdeal tipler bu anlamda genelleştirmeye olanak tanımalarıyla toplumbilimin bir bilim olarak kuruluşunu sağlamak gibi bir rol oynarlar. Toplumbilim bir yandan bilimsellik iddiasını gerçekleştirebilmek için empirik temellerine bağlı kalmak öte yandan da Weberci ifadeyle “kültür” bilimi olarak da anlamacı bir bilim olmak zorundaydı. Özlem, Weber sosyolojisini genel hatlarıyla şöyle tanımlamaktadır:

Genel bir “sosyolojik bir yöntem” tanımı yapılabilirse, “sosyolojik yöntem”in a) nedensel/anlamacı; b) yorumlamacı; c) karşılaştırmacı bir yöntem olduğunu söylenebilir. Bu yöntemle ulaşılmak istenen nokta da, özel bir gerçeklik dünyası olarak tarihsel/toplumsal/kültürel dünyayı, yine özel kavramlar olarak ideal tiplere dayalı şemalar, hipotezler ve kuramlar içerisinde anlayabilmektir. (Özlem, 2001:175)

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*