Felsefe hakkında her şey…

Victor Cousin kimdir?

17.06.2022
Victor Cousin kimdir?

Victor Cousin, 28 Kasım 1792 ila 13 Ocak 1867 tarihleri arasında yaşamış, sistematik eklektizm akımının en tanınmış isimlerinden olan Fransız filozof, eğitim reformcusu ve tarihçidir.

VİCTOR COUSİN’İN EĞİTİM HAYATI

Victor Cousin, École Normale’de okurken Locke ve Condillac’a dair dersler veren öğretmeni Laromiguière ile psikolojiye ilgi duymasını sağlayan Maine De Biran’dan derinlemesine etkilendi.

École Normale’de okuduğu süreçte çok başarılı bir öğrenci olarak ön plana çıkan Victor Cousin, bu okulda bir süre hem öğrencilik hem de yardımcı öğretmenlik yaptıktan sonra 1817 tarihinde Hegel ve Friedrich Schelling’le tanışacağı ve iki seneye yakın eğitim göreceği Almanya’ya gitti. Ardından Fransa’ya geri dönen Cousin Fransa’da liberalizm karşıtlığı artınca 1820’de yardımcı öğretmenlik görevinden azledildi ve 1822’de de École Normale kapatıldı.

Bu olaydan sonra Cousin Almanya’ya geri döndü ve sebebi bilinemeyen bir siyasi suçlama sonucu bu ülkede altı ay hapsedildi. 1820’lerin başında Fragments philosophiques (1826) isimli eserini yazdı, Yunan Neoplatonik filozof Proclus’un ve Descartes’ın eserlerini yayına hazırladı ve Platon’un eserlerini de kendi diline çevirmeye başladı.

École Normale 1828’de yeniden açılınca buradaki görevine iade edilen Cousin, bu okulda felsefe dersleri verdi ve dersleriyle çok büyük bir popülerlik kazandı. Bu popülerlik sonraki yirmi sene boyunca onu Fransa’nın en çok konuşulan düşünürlerinden birisi hâline getirdi ve Cousin 1838 senesinde École Normale’de müdürlüğe yükseldi.

Eğitim yöntemlerini incelemek için Almanya’ya yaptığı bir ziyaretten sonra, Fransız ilköğretiminde önemli reformlara neden olacak bir yasa tasarısı hazırladı. Bu tasarı dönemin önemli siyasi figürlerinden birisi olan François Guizot tarafından 1833 senesinde parlamentoya sunuldu. Guizot 1840 senesinde başbakan olunca, Cousin de millî eğitim bakanlığına yükseltildi.

1855 yılında Sorbonne Üniversitesinde onursal profesör ilan edildikten sonra emekli olan ve Cannes şehrine taşınarak çalışmalarına orada devam eden Cousin, 1867 yılında hayata veda etti.

VİCTOR COUSİN’İN FELSEFESİ

Fransa’nın 19. yüzyılda yetiştirdiği en önemli filozoflardan biri olan Victor Cousin, felsefesinde benimsediği eklektisizm sayesinde Sokrates’ten kendi dönemine kadar olan felsefi birikimi başarılı bir şekilde sentezlemiştir. Bu sentezin önemli örneklerinden birini özellikle Orta Çağ felsefesinde filozofların gündeminden düşmeyen tümeller konusunda görmekteyiz.

Cousin’e göre evrensel ve zorunlu ilkeler tüm bilimlerin olduğu gibi zihni her türlü faaliyetimizin de temelini oluşturmaktadır. Ancak bu evrensel ilkeleri zihnimiz kendisi üretmediği gibi gözlemlediğimiz dış dünyaya ait bir unsur da olamazlar. Cousin, bu şekilde düşünen filozofların yanıldığı noktalara temas ettikten sonra evrensel ve zorunlu ilkelerin konumunun Tanrı olduğunu ifade etmektedir.

Sonuç olarak evrensel ilkeler, düşüncenin ham maddesini oluşturmanın yanı sıra Tanrı’nın özelliklerini kavramamıza yardımcı olan bir ışık olarak akılda bulunmakta ve bilinç sayesinde farkına varılmaktadır.

Sabit ilkelerin bilgisine sahip olmak tutarsız bilgi yığınlarından kurtulmak ve evrene dair bilgilerimizi değişmez hakikatler üzerine inşa etmek için gereklidir.

Cousin, herhangi bir olguya dair zihin düşünmeye başladığında bunu neden, zaman, mekân ve gaye ilkeleri bağlamında yaptığını söylemektedir. Böylece nedensellik gibi bir takım ilkelerin varlığını zihinde onaylamış olmaktayız.

Bu ilkelerin kaynağını araştırırken Cousin, Hume’un nedenselliği olgudan bağımsız bir ilke olarak görmesine karşın sürekli gözlemlediğimiz olgulardan edinilen bir alışkanlık olarak tanımlamasına karşı çıkarak, nesnel varlıkların veya ampirik yöntemin asla evrensel ve zorunlu ilkeleri edinmemizin sebebi olamayacağını ifade etmektedir. Çünkü deney ve gözlemin anlamlı olabilmesi için zihnimize ulaşan bilgilerin duyular sayesinde olduğuna dair bir neden sonuç ilişkisini öncesinde kabul etmemiz gerekmektedir.

Nedenselliğin yanı sıra zaman ve mekân ilkeleri de zorunluluk vasfını taşıyan diğer ilkelerdir. Cousin, evrensel ve zorunlu ilkelerin kaynağının nesne olamayacağı gibi zihnin kendisinin de olamayacağını söylemiştir. Zira örneğin matematiksel bir aksiyomu zihin ne dilediği gibi oluşturabilmekte ne de onu değiştirebilmektedir.

Zorunlu ilkelerin düşünceye yerleşmesini analiz eden Cousin, insanın soyut varlığını oluşturan unsurları iradi etkinlik, akıl ve duyum olarak tarif etmektedir. İradi etkinlik insandaki özgürlük anlamına gelirken, duyum dış dünyaya dair imgelere, akıl ise zorunlu ilkelerin yerleştiği mekâna işaret etmektedir. Akıl, duyum ve iradi etkinlik olarak iç dünyamızda gerçekleşen işlemleri bilinç sayesinde gözlemlemekte ve haberdar olmaktayız. Bilincin gözlemlediği tüm etkinliklerin gerçekliğe tekabül ettiğini ifade eden Cousin, düşüncenin ise onları parçalarına ayırarak anlamlandırmaya çalıştığı eylem olduğunu ifade etmektedir.

Cousin, zorunlu ilkeleri araştırırken hipotetik veya deneysel bir yöntemle değil akılsal psikoloji dediği bir içe bakış yöntemini kullanmaktadır. Zorunlu ilkelerin bilgisine ulaşmada nesnel varlıklardan hareket ederek örneğin iki elma ile başka iki elmanın toplamının dört etmesi gibi somuttan soyuta doğru bir yol izleyebileceğimiz gibi, zihinde iki ile ikinin toplamının dört ettiğini inkâr etmeye çalıştığımızda bunun imkânsızlığını gördüğümüz soyut bir yol da takip edebiliriz. Ancak zorunlu ilkelerin yalın formları düşünceyle birleşmeden önce bulunmalıdır.

Cousin, düşünceden önce ama düşünceyle eş zamanlı olarak zorunlu ilkenin yalın halini zihnin sezdiğini ve düşünsel işlemlerini bu sezgi sayesinde gerçekleştirdiğini savunmaktadır. Sezgi yoluyla ulaşılan gerçeklik ancak üzerinde düşünüldükten sonra akledilebilir zorunlu bir ilkeye dönüşmektedir. Üzerine düşünme ise nesnel varlıklardan söz konusu ilkeleri soyutlama şeklinde gerçekleşebilir. Zaman, mekân ve nedensellik gibi ilkeler için tek bir olgunun gözlemlenmesi yeterli olmaktadır.

Cousin, Maine de Biran’ın her olgu bir nedeni gerektirir şeklindeki ilkede geçen “neden” kelimesinin bir ide olarak hüküm bildiren ilkeden önce geldiğini savunmasına, ide veya kavramlar ilkenin bilgisinden sonra meydana gelmekte, buna mukabil herhangi bir ilke ideden türememektedir diyerek itiraz etmektedir. Kant ise zorunlu ilkeleri, saf aklın bir ürünü olarak değerlendirmekte ve deneyden bağımsız sentetik apriori bilgi şeklinde tanımlamaktadır.

Cousin, bu yaklaşımın zorunlu ilkeleri öznelleştirdiğini ifade ederek, şayet zorunlu ilkeler sadece duyumları organize etmeye yarayacaksa zihinde bu ilkelere sahip olmanın gerçek bir değer ifade etmediğini çünkü bu gerçekliğin sadece bize ait olduğunu söyleyerek itiraz etmektedir.

Bu anlayış, Kant’ın, zihinde bulunduğu için ilkeler gerçektir anlayışının karşısına gerçek oldukları için zihinde bulunmaktadırlar söylemini yerleştirmektedir. Çalışmamızın üçüncü bölümü Cousin’in evrensel ve zorunlu ilkelerin konumunu araştırmasını ele almaktadır.

Nominalist tavrı kabul etmeyen Cousin, zorunlu ilkelerin zihnimize ait adlandırmalardan ibaret olmadığını söyledikten sonra sürekli değişim içerisinde bulunan nesnel varlığın da söz konusu ilkelerin gerçek konumları olamayacağını ifade etmektedir. Dolayısıyla evrensel ve zorunlu ilkelerin dışarıda diğer varlıklar gibi bir gerçekliğinin bulunduğu kastediliyorsa Cousin bu realist yaklaşıma da katılmadığını ifade etmektedir.

Cousin, tüm olguların kendi öznesini barındırması ve düşüncenin, iradenin ve duyguların ancak ben dediğimiz bir özne ile varlık kazanabilmesi gibi nesne ve insanı aşan evrensel ve zorunlu ilkelerin de var olmak için aşkın bir özneye ihtiyaç duyduğunu belirtmektedir. Böylece zorunlu ilkeler konumu belirsiz soyut varlık olmaktan çıkmakta ve bir öznede anlam kazanmaktadır. Bu özne zorunlu ilkelerin varlık sebebi olduğu için kendisi de onlar gibi zorunlu bir varlık durumundadır. Aynı zamanda böyle bir öznenin varlığı zorunlu ilkelerin inkâr edilemez varlığı gibi sabit olmalıdır.

Cousin’e göre söz konusu bu varlık ancak Tanrı olabilir. Bu açıklamalar sadece evrensel ve zorunlu ilkelerin gerçek konumuyla ilgili bir söylem olarak değil aynı zamanda bir Tanrı kanıtlaması olarak da kabul edilmelidir.

Platon’un idealarına benzeyen zorunlu ilkeler Tanrı’dan bağımsız olarak değil onun yetkinliğinin bir parçası olarak bulunmaktadır.

Cousin, Platon’un da böyle düşündüğünü çeşitli aktarımlarda bulunarak desteklemektedir. Ancak zorunlu ilkelerin bilgisine Tanrısal özde ulaşmak, Tanrı’ya dönüşmek anlamına gelmediği gibi dış dünyanın inkâr edilmesi olarak da değerlendirilmemelidir.

Sonuç olarak Cousin, evrensel ve zorunlu ilkeleri Tanrı ile insan arasında kurulan ilişkinin bir parçası olarak görmekte ve bilimin deney ve gözlem metodunun da bu ilkeler olmadan anlamsızlaştığına dikkat çekerek psikolojik içe bakış yönteminin ve dolayısıyla metafizik bilginin gücünü yeniden vurgulamaktadır.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: VICTOR COUSIN’E GÖRE ANLAMINI TANRI’DA BULAN EVRENSEL VE ZORUNLU İLKELERİN ÖZELLİKLERİ, MUHARREM ŞAHİNER; Ömer YILDIRIM’ın Kişisel Ders Notları; Britannica

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...