Felsefe hakkında her şey…

Seyyid Kutub

17.03.2024
54
Seyyid Kutub

Seyyid Kutub, yirminci yüzyılın önde gelen İslamcı fikir adamlarından biridir. Mısır’da yaşayan ve çalışan Seyyid Kutub, yaklaşık yirmi yıl boyunca laik bir eğitimci ve edebiyatçı olarak görev yaptıktan sonra kırklı yaşlarının başında İslamcı fikirlere yönelmiştir. Bir İslamcı olarak, toplumun tüm yönlerinin Şeriat‘a, yani Kur’an‘dan ve Hazreti Muhammed’in uygulamalarından (sünnet) çıkarılan Allah’ın kanunlarına göre yürütülmesi gerektiğini savunmuştur.

Seyyid Kutub‘un en iyi bilinen ve en özgün doktrini, muhtemelen, cahiliyeyi (İslam öncesi cehalet) Müslüman olanlar da dâhil olmak üzere zamanının tüm toplumlarını karakterize eden bir olgu olarak yorumlamasıdır. Başkaca fikirleri de bir olan Allah’a imanı, Allah’ın mutlak egemenliğini ve insanların Allah yerine diğer insanlara kulluk etmekten kurtulmalarını içeren yorumlarıdır.

İslamcı faaliyetleri nedeniyle Mısır yönetimi tarafından idam edilen Seyyid Kutub bu nedenle fikirlerinin etkisini ölçülemeyecek derecede arttırmış olan bir şehit olarak kabul edilmiştir.

Seyyid Kutub kendisini bir filozof olarak görmese de felsefecileri yakından ilgilendiren birçok konuda görüş bildirmiş ve farklı filozofların fikirlerini yorumlamıştır. Tanrı’nın hükmü altında uyumlu bir bütün olarak evrenin ve Dünya’nın yönetiminde Tanrı’nın vekilleri olmaya çağrılan insanlar hakkında engin bir görüşe sahiptir. Bununla birlikte, insanlara diğer varlıkların sahip olmadığı bir ölçüde özgürlük hakkı tanımıştır. Bu özgürlük doğru kullanıldığında insanların yaratılışın geri kalanıyla uyum içinde olmalarını ve Tanrı’nın huzurunda en yüksek makama gelmelerini sağlayacaktır. Yanlış kullanıldığında ise dünyaya uyumsuzluk ve insan hayatına sefalet getirecektir. Cahiliye bu özgürlüğün kötüye kullanılması anlamına gelir ve Seyyid Kutub buna yönelik tepki olarak devrim çizgisinde tasarlanan bir cihat fikri öne sürmüştür.

Seyyid Kutub bütün bunları tartışırken, Tanrı’nın ve evrenin doğası, insan doğası, bilgi ve vahiy, ahlak, toplum, insanlık tarihi, ölüm ve kıyamet gibi birçok felsefi derinlikli konuya değinmiştir.

Seyyid Kutub kimdir?

Seyyid Kutub (1906-1966), az ya da çok Batılılaşmış Müslüman toplumlarda gerçek anlamda İslamî değerleri ve uygulamaları yeniden tesis etmeyi amaçlayan İslamcı hareketin en önemli ideologlarından biridir.

Mısır’ın bir köyünde doğup büyüyen Seyyid Kutub oradaki devlet ilkokuluna devam etti ve 1920’de Kahire’ye taşınarak ortaokula ve ardından geleneksel ve modern yöntemleri harmanlamaya çalışan bir öğretmen yetiştirme enstitüsü olan Dar al-‘Ulum‘a devam etti.

Okul hayatından sonra 1933’ten 1952’ye kadar Eğitim Bakanlığında önce öğretmen, daha sonra müfettiş ve yönetici olarak çalıştı. Aynı zamanda dönemin önde gelen laik edebî elitlerinden biri oldu ve 100’den fazla şiirin yanı sıra edebî ve sosyal konularda makale ve kitaplar yayınladı.

Seyyid Kutub 1948 yılında birdenbire İslamcı makaleler yayınlamaya başladı ve ertesi yıl toplam altı baskı yapacak olan İslam’da Sosyal Adalet adlı İslamcı temelli bir kitap yayınladı.

Kutub’un yaşadığı bu köklü değişimin nedenleri tam olarak açık değildir; ancak Mısır siyasetindeki kaos, emperyalist güçlerin konumlarını yeniden sağlamlaştırma çabaları ve İsrail devletinin kurulması muhtemelen bunda rol oynamıştır. Seyyid Kutub‘un İslamcı kimliği, teknolojik açıdan etkileyici ama ahlaki açıdan yozlaşmış gördüğü Amerika Birleşik Devletleri’ne yaptığı iki yıllık (1948-1950) bir inceleme gezisi sırasında pekişmiştir.

Mısır’a döndükten sonra 1928 yılında Hasan el-Benna tarafından kurulan ve İslamcıların önde gelen örgütü olan Müslüman Kardeşler‘e katıldı ve kısa sürede örgütün ileri gelen temsilcilerinden biri oldu. Müslüman Kardeşler ilk başta 1952’deki Hür Subaylar devrimini destekledi ancak kısa süre sonra desteğini geri çekti. Abdülnasır’ın 1954’te hayatına kastedilmesinin ardından aralarında Seyyid Kutub‘un da bulunduğu örgütün önde gelen isimleri hapse atıldı. Hapishanede çok sert muamelelere maruz kaldılar, ancak sağlık durumlarının kötü olması Kutub’u en kötü durumdan kurtardı. Bu durum, “Müslüman” dünya da dahil olmak üzere tüm dünyanın cahiliye, yani İslam dışı cehalet ve barbarlık içinde olduğu iddiası da dâhil olmak üzere fikirlerinin daha da radikalleşmesine yol açtı. Bu radikalleşmeye, Kutub ve diğer Arap düşünürler tarafından yazıları yaklaşık 1951’den itibaren okunan, son derece etkili Hint-Pakistanlı İslamcı Ebu’l ‘Ala’ Mevdudi’nin (1903-1979) fikirleri yardımcı oldu. Mevdudi’nin ilahi egemenlik, İslam devleti, cahiliye ve diğer konulardaki fikirleri Kutub’un durumuna çok uygun düşüyor ve görüşlerini netleştirip ifade etmesine yardımcı oluyordu.

Seyyid Kutub 1964’te hapisten çıktı ve İslami devrim çağrısında bulunan en ünlü kitabı Yoldaki İşaretler‘i yayınladı. Aynı zamanda Müslüman Kardeşler‘in üyesi olan bir grup gencin akıl hocası oldu ve kısa süre sonra hükûmeti devirmek için komplo kurmaktan tutuklandı. 1966 yılında bu suçtan mahkum edildi ve idam edildi. Böylece davası uğruna şehit oldu ve etkisini önemli ölçüde arttırdı.

Kutub, İslamcılık döneminde, 1952’de başladığı ve öldüğü sırada hala gözden geçirmekte olduğu çok ciltli Kuran tefsiri Kur’an’ın Gölgesinde başta olmak üzere, bahsedilenlere ek olarak birçok kitap kaleme almıştır.

Seyyid Kutub‘un radikal fikirleri ölümünden sonra Müslüman Kardeşler’i böldü. Ana grup bu fikirleri reddederek mevcut siyasi sistem içinde mücadele etmeye çalıştı ve 2012-2013 yıllarında kısa süreliğine cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturdu. Tekfir ve Hicret cemaati, Cemaat-i İslamiyye ve Tanzim el-Cihad gibi daha küçük örgütlenmeler ise Kutub’un fikirlerini benimseyip değiştirerek 1990’lar boyunca ciddi terör eylemlerinden sorumlu oldular.

Kutub’un etkisi Mısır’ın çok ötesine, hatta tüm İslam dünyasına ve diasporasına yayıldı. Buna, Seyyid Kutub‘un ana fikirlerinden ve bir şehit olarak örnekliğinden çok etkilenen El-Kaide gibi aşırı gruplar da dahildi. Hatta Kutub birçok kişi tarafından bu tür grupların manevi “babası” olarak görülmeye başlanmıştır. Öte yandan, onu seçerek okumak mümkündür ve bu nedenle aşırı görüşlerini tam olarak kabul etmeyen pek çok kişiyi de etkilemiştir. Kendisi hakkında hem İslami hem de Batı dillerinde hatırı sayılır bir literatür mevcuttur.

Kutub, kendine dönük yaptığı birçok tanımlamaya göre bir filozof değildi ve hem Batı felsefesini hem de klasik İslam felsefesini anladığı şekliyle felsefeyi bilinçli olarak reddetti. Felsefeyi, sadece ilahi vahiy temelinde başarılabilecek bir şeyi insan aklıyla gerçekleştirme çabası ve saf İslam düşüncesine yabancı bir müdahale olarak görüyordu. Bununla birlikte, Seyyid Kutub‘un düşüncesi oldukça sistematikti ve akla yer veriyordu; dahası, felsefeyi eleştirirken de rasyonel argümanlar kullandı ve bu süreçte Batılı filozoflara atıfta bulundu. Filozofların ilgisini çeken birçok konuyu da ele aldı. Özetle Seyyid Kutub‘un Weber’in Wertrationalität (ahlaki taleplere uygun rasyonellik) anlayışının iyi bir örneği olduğunu söylemek mümkündür.

Yazan: Sosyolog Ömer Yıldırım

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...