Kuşkuculuk (Septisizm) ve Kuşkuculuğun Çürütülüşü

felsefe Nedir

Kuşkucular hiçbir şey bilemeyeceğimizi, bir başka deyişle, herhangi bir şey hakkında haklı kılınmış hiçbir bilgiye sahip olmayacağımızı öne sürecek kadar ileri gitmişlerdir.

Böyle bir bilgiye sahip olmak için, kuşkuculara göre, bu bilgiyi bir yöntem kullanarak, eş deyişle belirli bir ölçütü izleyerek haklı kılmamız gerekir. Bununla birlikte, bu ölçüte göre kazanılmış bilgi, yalnızca tarafımızdan uygulanan ölçütün güvenilir bir ölçüt, hiçbir zaman yanlışa götürmeyip hep doğruya götüren bir ölçüt olduğunu önceden bilmemiz koşulu altında, haklı kılımış bir bilgi olacaktır. Ölçütümüzün güvenilir bir ölçüt olup olmadığını öğrenmek için, ölçütün kendisine güvenmezden önce, yine eleştirel bir tarzda incelenmesi gereken başka bir ölçüt kullanmamız gerekecektir ve bu ad finitum sürüp gidecektir. Demek ki bizi her hangi bir şey hakkında kılınmış bir bilgiye götürecek bir yol bulmak olanaklı değildir.

Kuşkucular tarafından ikna edilmiş olan bir kimse, bizim hiçbir konuda haklı kılınmış bir bilgi elde edemeyeceğimizi, filanın var (ya da vakıa) olduğunu söyleyemeyeceğimizi, sonuç olarak bir düşüncenin haklı kılınmış olduğunu, onun gerçeklikle uyuştuğunu savlayamayacağımızı kabul etmek durumunda kalacaktır. Kuşkucuların argümanı kabul edilmiş olsaydı, ‘doğru’ sözcüğünü klasik doğruluk tanımına göre anlamamız koşuluyla, bir düşüncenin doğru olduğu olgusu hakkında hiçbir zaman haklı kılınmış bir bilgi elde edemeyeceğimizi kabul etmek zorunda kalacaktık.

Kuşkucuların yol açtığı güçlükler salt klasik doğruluk anlayışına yönelik güçlükler değildirler; bunlar, bir düşüncenin doğruluğunu ölçütlerle uyuşma olarak betimleyen diğer doğruluk tanımlarını da aynı ölçüde kuvvetli bir biçimde etkilerler. Kuşkucuların savunduğu gibi, herhangi bir şey hakkında haklı kılınmış bir bilgi elde edemememiz olasılığı gerçekten de söz konusuysa, düşüncelerle ölçütler arasındaki uyuşma olgusuyla ilgili bu bilgiyi elde etmemiz de hiçbir şekilde olanaklı değildir. Bu nedenle, kuşkucuların klasik doğruluk tanımına karşı getirdikleri argümanlardan kaynaklanan güçlüklerden kaçınmamızda bizi zora koşacak ve klasik doğruluk tanımı yerine, bir düşüncenin doğruluğunu ölçütlerle uyuşmayla özdeşleştiren doğruluk tanımını kabul etmemizi gerektirecek bir neden yoktur. Klasik tanımdan vazgeçip başka bir doğruluk tanımı kabul etmekle, şu ya da bu şekilde tanımlanan doğruluğun bilinemeyeceği itirazlarıyla bir kez daha aynı ölçüde karşılaşırız.

Bununla birlikte, kuşkucuların argümanlarının bu korkunç tezi haklı çıkarması söz konusu mudur? Bu soruyu olumlu bir biçimde yanıtlar ve kuşkucuların argümanlarının geçerli olduğunu kabul edersek, kuşkucuların tezini kabul etmekle bir çelişkiye düşeriz. Bir yandan, kuşkucuların tezini kabul etmekle, hiçbir şeyin haklı kılınamayacağını savlayacağız; öte yandan, kuşkucuların argümanlarının onların tezini haklı kıldığım kabul etmekle, kuşkucuların tezine karşı, bir şeyin (en azından kuşkucuların tezinin kendisinin) haklı kılınabileceğini kabul edeceğiz. Kuşkucuların kendileri bu güçlüğün bilincindedirler. Bu güçlükten kaçınmak için, onlar haklı kılınmış bir bilginin olanaksızlığı hakkındaki tezlerinin kategorik olarak öne sürülmediğine, ancak yalnızca, bunun gerçekten de söz konusu olup olmadığıyla ilgili olarak kendilerinin yargıyı askıya almakla birlikte, onun kendilerine nasıl göründüğünü dile getirdiklerine işaret ettiler. Kuşkucular zihinlerinde olup bitenin bilincinde olma dışında, herhangi bir görüşe hak verme zorunluluğu duymadılar. Onlar kendilerini doğruluğu arayan, ancak onu şimdiye dek bulamamış kişiler olarak betimlediler.

Biraz önce tartıştığımız kuşkucu bakış açısının yol açtığı güçlükleri bir kıyıya bırakarak doğrudan doğruya kuşkucuların argümanının bizzat kendisine yönetirsek, bu argümanda içerilen bir yanlışı kolaylıkla görebiliriz. Kuşkucular haklı kılınmış bir bilgi elde etmek için, bu bilgiye, güvenilir olduğunu önceden bilmek durumunda olduğumuz bir ölçüt kullanmak suretiyle ulaşılmnı gerektiğini savlarlar. Bir başka deyişle, her ne türden olursa olsun haklı kılınmış bir bilgi elde edebilmek için, kuşkuculara göre, yalnızca elimizin altında kendisi aracılığıyla bu bilgiyi haklı kılacağımız güvenilir bir ölçütün bulunması yetmez, ancak buna ek olarak bu ölçütün kendisinin güvenilir olduğunu bilmemiz gerekir.

İşte kuşkucuların yanlışı da tam tamına burada bulunmaktadır. Bu, bir savı haklı kılmak için ona güvenilir bir ölçüt uygulayarak ulaşmamızın yeterli olduğu, buna karşın kullanılan ölçütün kendisinin güvenilir olduğunu bilmemizin gerekmediği hususudur. Ölçütümüzün güvenilir olup olmadığının bilgisi, ölçüte uygun olarak ulaşılmış savın haklı kılınması için zorunlu değildir. Yalnızca söz konusu savı haklı kılmış olduğumuzdan emin olmamıza gerek duyulur.

Bir savı haklı kılmak bir şeydir, savın haklı kılınmış olduğunu bilmekse ayrı bir şey. Bir şeyi hakkıyla ve tam anlamıyla yapmak bir şeydir, o şeyin biri tarafından bu şekilde yapıldığını bilmekse başka bir şey. Öyleyse, bir savın haklı kılınmasında kullanılan ölçütün sağlam ve güvenilir olduğunun bilgisi, bu savın haklı kılınması için zorunlu değilse, kuşkucuların her ne olursa olsun herhangi bir savın haklı kılınmasının hiçbir zaman tamamlanamayacak bir akılyürütmeye ilişkin olarak sonsuz sayıda adım gerektiği biçimindeki sonuçlarını kendisinden çıkardıkları öncül yanlıştır.

Derleyen: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf “Felsefeye Giriş” ve 3. Sınıf “Çağdaş Felsefe Tarihi” Dersi Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı; “Felsefeye Giriş: Temel Kavramlar ve Kuramlar” Kazimiers Adjukiewicz

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*