Felsefe hakkında her şey…

Simmel’e göre toplumsal etkileşim formları

12.12.2022
Simmel’e göre toplumsal etkileşim formları

Georg Simmel sosyolojisinde anlamın analizini kolaylaştıran toplumsal etkileşim biçimlerini/formlarını beş ideal tip üzerinden inceler. Diğer bir deyişle toplumsal etkileşim biçimleri içinden beşini analiz eder. Bu biçimler mübadele, çatışma, tahakküm, fahişelik ve sosyalliktir.

TOPLUMSAL ETKİLEŞİM BİÇİMLERİ

Mübadele

Simmel’e göre mübadele bütün etkileşim tipleri içinde insan hayatını biçimlendiren en saf ve en gelişkin etkileşim biçimidir. Bütün etkileşimler karşılıklı etkiler içerir, öğretmenle öğrenci, konuşmacıyla dinleyici arasındaki etkileşim tek taraflı değil, karşılıklıdır. Bu nedenle Simmel mübadelenin etkileşimden daha dar bir kavram olduğunu kabul etmekle birlikte bütün etkileşimleri mübadele olarak değerlendirmek gerektiğini belirtmektedir (Simmel, 2009a:65-66).

En temel ihtiyaçlarımızdan en yüksek entelektüel ve dini ihtiyaçlarımıza kadar her türlü değer elde etmek için karşılığında başka bir değer sunmamız gerekir, bu sürecin kendisi de mübadeledir (Simmel, 2009a:69). Bu açıdan mübadele, bireylerin belirli faydalar elde etmek için başka faydalardan vazgeçmesi ve sonuçta başlangıçta olduğundan daha fazla tatmin olacak şekilde bu değişimi gerçekleştirmesi süreci olarak tanımlanabilir (Simmel, 2009a:68). Simmel ekonomik mübadelenin üzerinde ayrıca durur, çünkü bu mübadele, fedakârlığın en çok görüldüğü mübadeledir, bunun nedeni ekonomik mübadele dışındaki mübadele türlerinde kazanç-kayıp hesabı yapılmamasıdır. Örneğin konuşurken verdiklerimizle entelektüel birikimimiz ya da birine sevgimizi verdiğimizde içimizdeki sevgi veya enerji azalmaz; ama ister ürettiğimiz nesneleri, ister işgücümüzü sunalım, ekonomik mübadelede başka türlü kullanılması da mümkün olan bir şeyden fedakarlık etmek söz konusudur (Simmel, 2009a:66). Mübadelenin koşulları, bireyler tarafından tamamen içselleştirilene kadar toplumsal düzenlemelerle belirlenir. Mübadelenin sadece kıtlık ve yararlık ile ilgili olmadığını belirten Simmel, nesnelerin birey için taşıdığı anlamın arzulanma derecesinden kaynaklandığını, mübadelesi imkânsız olan nesnelerin ne kadar arzulanırsa arzulansın birey açısından ekonomik bir değere dönüşmeyeceğini vurgular (Simmel, 2009a:84-85). Simmel’e göre “şeyleri elde etmek o şeyler kıt olduğu için zor değildir; bu şeyler onları elde etmek zor olduğu için kıttırlar” (Simmel, 2009a:86) ve değer de bu kıtlık, yani bireyin nesneye ulaşma güçlüğü tarafından belirlenir.

Çatışma

Çatışma Simmel’e göre en canlı etkileşim biçimlerinden biridir; üstelik tek bir birey tarafından tek başına sürdürülemeyeceği için de kesinlikle toplumlaşmanın bir biçimi olarak görülmelidir. Simmel hastalıklarda en şiddetli belirtilerin, aslında organizmanın hastalığa neden olan mikrop, virüs gibi koşullardan kurtulmak için gösterdiği çaba olduğunu belirtir. Çatışmayı da çok genel düzeyde bu duruma benzeterek çatışmanın amacının çeşitli sorunları çözmek ve bir birlik durumuna ulaşmak olduğunu savunur (Simmel, 2009a:87). Bireylerin kişiliklerini mantıksal, dinsel veya ahlaki normlara tamamen uyarak kazanmadıklarını, ayrıca bir grubun mutlak olarak uyumlu bir şekilde birleşmesinin ampirik olarak mümkün olmadığını vurgulayan Simmel, bireyler arasında birbiriyle örtüşen ve ayrılan eğilimler olduğunu ve bütün toplumlarda bu eğilimlerin içiçe geçmiş olduğunu belirtir (Simmel, 2009a: 88).

Simmel çatışmayı tarafların aynı yöndeki çabalarını ifade eden “rekabet” ve birbirlerine karşı çabalarını ifade eden “mücadele” kutupları arasında hareket eden bir değişken olarak görür. Bir değişken olarak çatışmanın özelliklerini net olarak ortaya koymamış olsa da Simmel’in çatışma hakkındaki görüşleri “çağdaş sosyologlar arasında neyin çatışma olduğu ve neyin olmadığı konusunda uzun bir tartışma başlatmıştır” (Turner, 1991: 7).

Tahakküm

Tahakküm, daha önce Simmel’in diyalektik yöntemi nasıl kullandığını açıklarken değindiğimiz üstlük-astlık ilişkisini içeren bir toplumsal etkileşim biçimidir. Simmel tahakküm kurma arzusunda karşı tarafın tahakküm etmek isteyen için bir değer oluşturduğunu belirtir ve en baskın tahakküm ilişkisinde bile tabi olanın çok az da olsa bir kişisel özgürlüğü olduğunu vurgular (Simmel, 2009a:110). Kişisel özgürlüğün ortadan kalkması sadece üst astı, yani tabi kılan tabi olanı fiziksel olarak ihlal ettiğinde, yok ettiğinde söz konusudur. Bunun dışındaki tahakküm ilişkilerinde kişisel özgürlük vardır, ancak bu özgülük için ödenmesi gereken bedel genellikle tabi olanın ödemek istemediği bir bedeldir (Simmel, 2009a:110). Bu durumu ahlaki açıdan değil, sosyolojik açıdan değerlendirdiğimizde tahakküm de bir toplumsal etkileşim biçimi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu açıdan etkileşim sürecine katkıda bulunma imkânının sadece üstlere verildiği “astüst ilişkilerinde bile etkileşim vardır ve bu etkileşim bu ilişkileri bile toplumsal biçimler haline getirir” (Simmel, 2009a:111). Simmel bir bireye tabi olma, bir çoğulluğa tabi olma, bir ilkeye tabi olma ve nesnelere tabi olma biçimlerini birbirinden ayırarak incelemiştir. İnsanların kişisel olmayan bir gücün tahakkümü altında olduğu bir ilkeye tabiyetin bir bireye veya bir çoğulluğa tabiyetten daha kötü olduğunu, toplumsal etkileşimi en düşük düzeye indirgeyen nesnelere tabi olmanın ise tahakküm biçimleri içinde en kötüsü olduğunu belirtir (Simmel, 2009a:113-126). Nesnelere tabi olmaya toprağa bağlı olup da ancak toprakla birlikte alınıp satılan serfleri örnek gösteren Simmel, bir şeye ait olmanın insanın kendisini de bir “şey” kategorisine soktuğunu belirtir (Simmel, 2009a:126).

Fahişelik

Simmel bir toplumsal etkileşim biçimi olarak fahişelik kavramıyla mübadele sürecinde elde edilmek istenen fayda için sadece paranın verildiği durumları, daha genel olarak mübadele alınmak istenen değerle verilen değer arasındaki dengesizlik durumunu kastetmektedir. Fahişelikte cinsler arasındaki ilişkinin bireysel farklılık gözetmeyen, sadece tensel eylemle sınırlı bir ilişki olduğunu, bunun ekonomik muadilinin de para olduğunu belirten Simmel’e göre fahişelik, Kant’ın insanın asla sadece bir araç olarak kullanılmaması gerektiği şeklindeki ahlak yasasının tam zıddını ifade etmektedir; çünkü bu ilişkide her iki kişi de sadece araç durumundadır (Simmel, 2009a:129-130). Bu nedenle Simmel’e göre “fahişeliğin bünyesindeki korkunç aşağılanma en kesin ifadesini paraya olan eşdeğerliğinde bulur” (Simmel, 2009a:130). Toplumsal etkileşimin fahişelik biçiminde fahişe ile birlikte olan kişinin sadece para verdiğini, fahişenin ise etkileşime genellikle bütün benliği ile dahil olduğunu belirten Simmel, fahişeyi aşağılayan şeyin çok sayıda insanla birlikte olması değil, benliğini, benliğine karşı verilebilecek en uygunsuz karşılık olan para karşılığında vermesi olduğunu belirtir. Görüldüğü gibi Simmel bu analizde fahişenin yaptığı işe değil, mübadelede verdiği değer karşılığında para alıyor olmasına, yani mal (cinsel onur) ile değer (para) arasındaki dengesizliğe odaklanmıştır (Simmel, 2009a:132-133). Simmel bu görüşü desteklemek üzere fahişe olmayanların bile “sevgililerinden para kabul etmeyi” utanç verici ve aşağılayıcı bir durum olarak gördüklerini, ama parasal değeri olmayan hediyeleri kabul ederken böyle hissetmediklerini örnek gösterir (Simmel, 2009a:132).

Sosyallik

Simmel, bütün insanlarda bir sosyallik itkisi olduğunu belirtir. İnsanlar ekonomik derneklerden kan kardeşliklerine, hırsızlık çetelerinden derneklere kadar birçok topluluğa çeşitli çıkar ve ihtiyaçları doğrultusunda katılırlar; ama bu grupların insanlara verdiği şey sadece bu ihtiyaç ve çıkarların tatmini değildir. Bu toplulukların içerikleri ne olursa olsun, insanlar bu topluluklar içinde bireysel yalnızlıklarını unutur. Birliktelik ve birlik hissi sayesinde diğer insanlarla aralarında bir bağ olduğunu hissederler. Sosyallik itkisi, Simmel’e göre “toplum hayatının gerçekliklerinde topluluğun saf özünü, bir değer ve bir tatmin olarak topluluk olma sürecinin özünü damıtır” ve böylece “daha dar anlamda sosyallik dediğimiz şeyi kurar” (Simmel, 2009a:135). Simmel’e göre sosyallik, bu gibi topluluklara girerek bir araya gelmenin oyun biçimidir, eşit olmayanların eşit gibi davrandığı bir durumdur. Sosyallikte zenginliğin, toplumsal konumun, eğitimin, ünün, karakterin, ruh halinin ve şansın rolü yoktur; hatta sosyallik ilişkisi sonunda kişisel değerler etrafında odaklanmaya başladığında temel sosyallik niteliğini kaybeder (Simmel, 2009a:136-137). Simmel sosyallikte kişisel olanın dışlanmasına şu örneği verir: “Bir hanımefendi bir iki erkeğin bulunduğu sahiden kişisel ve samimi bir dost meclisinde, daha geniş toplulukta çekinmeden giyeceği kadar aşırı dekolte bir kıyafet giymek istemeyecektir. Geniş toplulukta kendini işin içine aynı ölçüde kişisel olarak dahil olmuş gibi görmeyecektir; bu yüzden de kendini maskenin gayrişahsi özgürlüğüne bırakabilir. Zira toplulukta da kendisidir kendisi olmasına da, tam anlamıyla kendisi değildir; çünkü biçimsel olarak inşa edilmiş bir toplantıdaki unsurdur sadece”. (Simmel, 2009a:137).

Kaynak: KLASİK SOSYOLOJİ TARİHİ, s. 149-152, T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 2685 AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 1651

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...