Felsefe hakkında her şey…

Rönesans’ta bilim

14.11.2022
1.676
Rönesans’ta bilim

Bu dönemi bir ara dönem olarak niteleyip ve modern bilime geçiş tüneli olarak görebiliriz. Rönesans, Yeniden Doğuş anlamına gelmektedir. Antik Yunan geleneğine yani sorgulamaya yöneliştir. Eski Yunan ve Mısır eserlerinin Arapçadan tekrar çevrilmesi, matbaanın kullanılması, coğrafi keşifler ve pusula bu dönemin temel doğuş nedenleri olarak sayılabilir.

Özellikle Francis Bacon ve Roger Bacon’un etkileriyle doğayı anlama çabaları ve ampirik çalışmalar başlamıştır. Batlamyus’un yer merkezli evren tanımı yerini Kopernik’in Güneş merkezli evren (helyosantrik) tanımına bırakmıştır.

Bu dönemin önemli isimleri arasında Kepler, Galileo, Newton, Huygens, Boyle, Gassendi sayılabilir. Bunlara ilaveten, bilimin doğasının ve yapısının anlaşılmasında Descartes’in yöntem bilim arayışı önemli bir role sahiptir.

Anlaşılacağı üzere, insanların coğrafi olarak hızlı hareketi ve bilgiye ulaşımın daha kolay olmaya başlaması söz konusudur. Temel nitelik olarak dinin ve din adamlarının toplum yaşamı üzerine etkisi azaltılmıştır. Skolastik düşünce yerini bilimsel, pozitivist düşünceye bırakmıştır.

Aydınlanma’yı insan aklının kullanılması, uyanış, hurafelere, ezilmişliğe, dogmatizme direnişin taşlarının döşendiği bir zemin ve en önemlisi eşitliğe açılan bir kapı olarak kabul edebiliriz.

Bu dönem, insanın tanrı, bilim ve doğa ile olan ilişkilerini toplumsal değişim çerçevesinde sorgulamaya başladığı süreçtir. Bugünün postmodern kurumları içerisinde adını özenle anmaktan kaçınsak bile üretim araçları üzerinden sınıfsal bir mücadelenin tanımlanmasının tepe yaptığı noktadır. Egemen güç olan feodalite-kilise iş birligine karşı bir başkaldırıdır. Kısaca mistizm yerine akıl; ezilmişlik yerine özgür bir toplum kurma hevesidir. Hevesidir demek belki de çok yanlış olmaz çünkü acaba hevesimiz kursağımızda mı kaldı sorusunu da sormakta yarar vardır. Toplumsal uyanışı da bilimsel (akılsal) sıçramalardan ayrı düşünmek olanaksızdır.

Descartes’le başlayan bilimsel yöntem sorunu İngiliz filozof ve iktisatçı John Stuart Mill tarafından bu dönemde tekrar ele alınmıştır. 1843’te yayınlanan Bir Mantık Sistemi (A System of Logic) adlı ilk eserinde Mill, bilimsel yöntem üzerine görüşlerini kaleme almıştır. Mill’e göre, bilimsel yöntem temelde tümevarımsal bir takım kurallara dayanmaktadır. Örneğin; bütün bilimler için esas önemli olan şey, nedenleri bilmektir. Doğaya egemen olmak ve doğada olup biten olayların kontrol altına almak için nedenlerinin bilinmesi bir zorunluluktur. Özlüce, Mill’e göre bilimin temel ilkesi nedenselliktir. Mill’in doğa bilimlerinde yöntem sorununa bir bakış açısı getirmesi, bilimin felsefeden ayrılmasında önemli bir dönemeçtir. Ayrıca bu dönemde August Comte sosyolojinin, Wilhelm Wundt, Ernst Heinrich Weber ve Gustav Fechner deneysel psikolojinin ve Claude Bernard modern biyolojinin temellerini attı. Ayrıca 20. yy’a ait çalışmaların büyük bir kısmını fizik araştırmaları oluşturmuş ve Newton fizigine duyulan güveni sarsan üç önemli kuram ortaya konulmuştur. Max Planck’ın Kuantum Kuramı (1900), Albert Einstein’ın Özel Görelilik (İzafiyet) Kuramı (1905) ve Werner Heisenberg’in atom altı düzeyde, doğa yasalarının kesin ve bağlayıcı olmayıp olasılığa dayanan yasalar olduğunu belirten Belirsizlik İlkesi’dir (1927). Bilim tarihinde çığır açan bu üç öneri, o zaman kadar bilime dair doğru olarak bilinenlerin, olasılıklı bir doğruluk değeri taşıdığını ortaya koymuştur ve hâlen bugünkü çalışmaların dayanak noktalarıdır.

Kaynak: ÇOCUK, BİLİM VE TEKNOLOJİ, s. 11-12, T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 3406 AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 2257

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...