Rönesans, Reformasyon ve Modernite

felsefe Nedir

Batı kapitalizminin gelişim dinamikleri bağlamında, Rönesans, reformasyon ve modernite önemli bir yer tutar. Din ve felsefenin, Kilise ve devletin ayrışması, Batı toplumlarında Katolik Kilisesi’nin merkezi otoritesinin ve çeşitli krallıklar üzerindeki etkisinin azalmasına paralel bir seyir izler.

Gelişen kapitalist sınıfın dinamik dünyevi ilgileri, aşkın bir Tanrı anlayışıyla biçimlenen dinsel inancın durağanlığına tahammül edemezdi. Yeryüzü devleti Tanrı devletinin ve dolayısıyla Kilise’nin gölgesinden kurtarılmalıydı. Aynı şekilde toplumların ve devletlerin geleceğine yön verecek olan, dinsel öğreti ve kurumlar olamazdı.

Fransız Devrimi’yle doruğuna ulaşacak olan siyasal bir coşku ve yenilik arzusuyla burjuva sınıfı, kendi dinamizmine karşılık verebilecek bir dünyevileşme ve akılsallık peşindeydi. Böyle bir dinamizm, bilim, sanat ve felsefenin her alanında duyumsanacak ve politik arenayı derinden etkileyecektir.

Rönesans ‘yeniden doğuş’ anlamına gelir. Skolastik zihniyetin yıkılmaya, felsefenin dine, siyasal iktidarların Kilise’ye güdümlü olduğu dönemin geride bırakılmaya başlandığı süreç, Rönesans ile başlar. Avrupa’da Rönesans dönemi, aynı zamanda ticaretin geliştiği ve coğrafi keşiflerin başladığı dönemdir. Rönesans, Yunan ve Roma kültürlerinin yeniden doğuşuyla birlikte, insan ve doğa merkezli bir bakış açısı ve zihniyetin yeşermesine işaret eder. Bu anlamda Avrupa Hümanizmi ortaya çıkışını Rönesans’a borçludur.

Rönesans ile birlikte ikinci büyük dönüşüm hareketi, reformasyondur. Reformasyon süreci ya da dinde reform hareketleri, bir önceki bölümde de değindiğimiz üzere, Orta Çağ monarşilerinin nispeten durağan yapısına eklemlenmiş dinin ve Kilise kurumunun, gelişen kapitalizmin dinamik yapısına uyarlanma ve eklemlenme çabasıdır. Kapitalizmin ekonomik ve politik alandaki dinamizmi, özerk ve dönüşüme açık bir insan portresiyle birlikte, yeni bir din, hukuk ve devlet anlayışını da beraberinde getirmiştir. Dinde reform hareketi, dinsel inancı tümüyle yadsıyan radikal pozitivist ve ateist yönelimden farklı olarak, inancı ve ibadeti günün gereklerine uygun tarzda düzenleme ya da yorumlama çabasıdır. Bilindiği üzere Batı dünyasında dinde reform hareketlerinin öncüsü, Alman rahip Martin Luther olarak görülür. Luther, Katoliklik ve Ortodoksluğa Protestanlığı ekleyen sürecin öncüsü olarak da saptanabilir.

Modernite ise Modern Çağ’ın ve öncüsü Descartes olan modern felsefenin bütününe işaret eder. Modern felsefe, düşünen öznenin, bireysel öznenin merkezi konumu üzerinde biçimlenir. Bu durum aynı zamanda tüm modern dönemlerin ruhunu ve kültürünü de biçimlendirir. Modernite böylece felsefeyi dinin hizmetine koşan Skolastik anlayışın, durağan siyasal ve kültürel bir yapıya sahip olduğu düşünülen feodalizmin sonuna işaret eder. Fakat modern zamanın tinselliği, bireysel öznenin teorik ve pratik tercihlerindeki özgürlüğüyle ilişkilidir. Bu bireysel öznenin özgürlüğü zemininde, modern toplum geleneksel toplumdan ayrışır.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*