Kişi Kendi Kamusal Alanını Nasıl Yaratabilir?

Alman filozof Jürgen Habermas’a göre modern toplum sadece teknolojik gelişmelere değil, kendi geleneklerimizi kolektif olarak eleştirme ve mantık süzgecinden geçirme yeteneğimize tabidir.

Habermas aklın günlük iletişimin kalbinde yer aldığını söyler. Biri bir şey söyler veya yapar ve biz, “Bunu neden yaptın?” ya da “Bunu neden söyledin?” deriz. Sürekli gerekçeler ararız ki bu da Habermas’ın “iletişimsel” akıldan bahsetmesinin nedenidir. Ona göre akıl sadece soyut hakikatleri keşfetmekle değil, kendimizi başkalarına karşı haklı çıkarma ihtiyacımızla da ilgilidir.

Habermas 1960’lar ve 1970’lerde iletişimsel akıl ile kendi deyişiyle “kamusal alan” arasında bir bağ olduğu sonucuna varmıştı. 18. yüzyıla kadar Avrupa “Kültürünün geniş anlamda “temsili” olduğunu, yani yönetici sınıfların, etkileyici törenlerle veya devasa mimari projeler gibi hiçbir haklı neden gerektirmeyen güç gösterileriyle kendilerini tebaları karşısında “temsil ettiklerini” söylüyor. Ancak 18, yüzyılda edebiyat salonları ya da kahvehaneler gibi devletin kontrolü dışında birtakım kamusal yerler ortaya çıkmıştı. Bunlar insanların sohbet etmek ve çeşitli konuları tartışmak için bir araya geldikleri yerlerdi. Kamusal alandaki bu büyüme temsili devlet kültürü otoritesinin sorgulanma fırsatını da beraberinde getirdi. Kamusal alan yakın arkadaşlarımız ve ailemizin özel mekanı ile devlet kontrolü altındaki mekanlar arasında bir tampon bölge ve bir “üçüncü mekan” haline geldi.

Bir kamusal alan yaratarak aynı zamanda diğer bireylerle ortak çıkarlarımızı -devletin karşılayamadığı çıkarları fark etme fırsatların’ da arttırırız. Bu da devletin eylemlerini sorgulamaya yol açar. Habermas kamusal alanın büyümesinin 1789’daki Fransız Devrimini tetiklemeye yardımcı olduğuna da inanır. Kamusal alanın 18. yüzyıldan bu yana giderek büyümesi demokratik olarak seçilmiş siyasi kurumlarında, bağımsız mahkemelerinde ve insan hakları yasalarında da artışa neden olmuştur. Ancak Habermas gücün keyfi kullanımına yönelik bu frenlerin artık tehdit altında olduklarına inanır. Örneğin gazeteler tek tek bireyler arasındaki makul diyalogların yayımlanmasına fırsat tanımaktadır, ancak basın büyük şirketler tarafından yönetilmeye başlayınca bu olanaklar azalabilir. İçerikli aydın tartışmalarının yerini ünlülerle dedikodular alır ve bizler eleştirel, rasyonel faillerden akılsız tüketicilere dönüşürüz.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM’ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf “Felsefeye Giriş” ve 2., 3., 4. Sınıf “Felsefe Tarihi” Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*