Niklas Luhmann ve Yeni İşlevselcilik

felsefe Nedir

İşlevselciliğe önemli katkıda bulunanlardan biri de Parsons’ın öğrencisi olan ve yeni işlevselciliğin kurucuları arasında sayılan (Ritzer ve Smart, 2001:147-8) Niklas Luhmann’dır.

Luhmann, Parsons’ın son dönem çalışmalarını temel almış, yapısal işlevselcilikle genel sistem teorisinin bazı ögelerini ve bilişsel biyoloji, sibernetik ve fenomenoloji alanlarına ait olan bazı kavramları birleştirerek (Paul, 2001) yeni bir yaklaşım geliştirmeye çalışmış ve yeni işlevselciliğin gelişimine katkıda bulunmuştur.

Luhmann Parsons’ın kuramını iki yönden eleştirir.

İlk eleştirisi kendi kendine referanslılıkla, yani özgöndergesellikle ilgilidir. Luhmann toplumun kendine ait amaçları olan, kendine referanslı (özgöndergesel) bir yapı olduğunu, bireylerin zorunlu olarak sistemin taleplerine tabi olduğunu, buna karşılık sistemin de hammadde olarak insan kaynakları ile çalışmak zorunda olduğunu savunur. Luhmann, biyolojideki autopoiesis (kendi kendini üretme) kavramından etkilenmiş ve toplumu kendi kendini üreten ve organize eden bir sistem olarak görmüştür (Baert, 2006:343).

Luhmann’a göre sosyal sistemler kendi kendilerini üreten (autopoietic) ve kendine referanslı sistemlerdir. Kendine referanslı sistemlerin üç bileşeni vardır. Bunlar kurallar, yapılar ve süreçlerdir. Kurallar, bilginin işlendiği ikili zıtlıklardır (doğru-yanlış gibi), yapılar merkezî değerler ve normatif düzenlemelerdir, süreç ise mevcut etkileşimin kendisidir. Kendi kendini üreten sistemlerde yapı ve süreç değişebilir, ancak kural aynı kalır (Baert, 2006:343). Toplumu bir sistem olarak görebilmemiz açısından kendi kendine gönderme yapma becerisinin son derece önemli olduğunu belirten Luhmann Parsons’ın kuramında kendine referanslılığa yer verilmediğini ileri sürer (Collins, 1988: 69).

Luhmann’ın Parsons’a yönelttiği ikinci eleştiri ise Parsons’ın durumsallığı, yani koşullara bağlı olarak değişebilirliği kabul etmemesidir. Luhmann’a göre Parsons modern toplumu yeterince analiz edememektedir, çünkü toplumun başka türlü olabileceğini görememektedir (Ritzer, 2008:331).

ÖRNEK: Durumsallık: Luhmann, sistemlerin her zaman çevrelerinden daha az karmaşık olduğunu vurgulamaktadır. Karmaşıklık düzeyi, mevcut ya da olası olayların sayısına bağlı olarak değişir ve bu karmaşıklığın azaltılması, ilişkili olayların seçilmesine bağlıdır. Sosyal sistemlerde ise karmaşıklığın azaltılması iletişimle mümkün olmaktadır (Baert, 2006:343).

Örneğin buzdolabı üreten bir fabrika bir sistemdir, her ne kadar üretici ham maddeye ihtiyaç duyduğunda neyi kimden alacağını veya kime ne kadar satış yapacağını biliyor olsa, yani sistem basit bir şekilde işlese de aslında bu sistem ham maddeleri aldığı, üretimi, paketlemeyi, taşımayı ve satışı yapan çok sayıda insanı, çok çeşitli fiziksel çevreyi ve başka sistemleri içeren karmaşık bir sistemdir. Bu karmaşıklığın basitleştirilmesi Luhman’a göre seçim yapmaya zorlanmaktır. Mesela yukarıdaki fabrika örneğinde üretici ham maddeyi kimden alacağını seçerek karmaşıklığı basitleştirmekte, ham maddenin kim tarafından, nerede, nasıl üretildiği ile ilgilenmemektedir. Luhmann aynı durumdaki bir başka üreticinin ham maddeyi başka bir üreticiden alabileceğini, ham maddenin fiyatı ya da kalitesi dışındaki etkenleri de dikkate alabileceğini belirtmekte ve seçmeye zorlanmanın da durumsallık olduğunu ifade etmektedir. Durumsallık risk anlamına gelmektedir, eğer üretici ham maddenin üretildiği ülkedeki örneğin meteorolojik durumu dikkate almazsa, ülkedeki sel baskını nedeniyle ham madde alımı, dolayısıyla kendi üretimi aksayabilir (Ritzer 2008: 331).

Luhmann modern toplumda bireysel aktörlerin seçebilecekleri çok fazla sayıda iletişim ve eylem seçeneği olduğunu, bu çeşitlilik nedeniyle bireyler arasında gerçek uzlaşmanın son derece az olduğunu, bu nedenle de makro düzeyde sosyal sistemlerin genellikle çok sabit/istikrarlı veya iyi bir şekilde bütünleşmemiş olduğunu ileri sürmektedir. Luhmann’a göre aslında normatif düzen yoktur, bireylerin sosyal olarak davranabilmelerinin nedeni, düzen olmasa bile düzenin var olduğunu varsaymaları, düzen varmış gibi davranmalarıdır (Collins, 1988: 70). Bu çerçeve içinde Luhmann, insanların yaşadıkları dünyayı nasıl olup da doğal ve aşina olarak algıladıklarını açıklamaya çalışır.

Luhmann’a göre modern toplum eğitim, hukuk, bilim, sanat ve ekonomi gibi çok sayıda bağımsız alt sistemden oluşan, bireylerin sürekli yeni insanlarla ve durumlarla karşılaştığı ve sürekli olarak risklerle karşı karşıya kaldığı, bürokratik ya da ticari aracılar tarafından bireylerin hayatına müdahale edildiği, kişisellikten uzak, son derece farklılaşmış bir toplumdur. Modern toplumun bu yapısı bireylerde endişeye neden olmaktadır, bu endişeyi yatıştıracak olan ise iletişimdir. 1997’de yayımlanan Toplumun Toplumu adlı eserinde, ekonomi, hukuk, din, sanat, bilim gibi bütün toplumsal sistemlerde ortak olan temel özellikleri betimlemeye çalışmış, bütün toplumsal sistemlerin benzer yapıları paylaştıklarını ve hepsinin iletişim sayesinde işlediğini savunmuştır.

Diğer bir deyişle Luhmann’a göre toplum bireylerin katılımıyla oluşan doğal bir düzen değildir, toplumun temel birimleri bireysel aktörler değil, iletişimdir. İletişimden ayrı olarak düşünüldüğünde bireylerin toplumsal açıdan anlamsız olduğunu savunan Luhmann’a göre toplum, ancak bireyler iletişim kurduğu zaman var olur. Sonuç olarak Luhmann, toplumun iletişim olduğunu ileri sürer. “İletişim aracı”, Luhmann’ın, Parsons’ın belirlediği değişim aracılarına eklemeler yaparak oluşturduğu bir araçtır, Parsons’ın teorisinde olduğu gibi para ve gücü içerir, ayrıca Luhmann buna ‘sevgi’ ve ‘güven’i de ekler. Bu araçlar çeşitli durumlara uyan standart semboller üretirler, bu semboller sayesinde bireyler sistemi sonuçlarını anlayamayacakları ölçüde karmaşık bile bulsalar yine de sisteme güvenirler. Bu araçların güveni nasıl oluşturduğunu açıklayan Luhmann paranın ekonomik alandaki birbirinden farklı değişimleri bir araya getirip tek biçime sokarak bu güveni sağladığını, gücün ise politik alanda güven sağladığını belirtir. Luhmann’ın eklediği ve aşk, hayırseverlik ya da sempati biçimlerinde görülebilen sevgi, kişisel etkileşimde insanların tanımadıkları çok sayıda yabancı bireyle çeşitli etkileşimlerde bulunmalarını sağlayacak sembolik bir ideal olarak tanımlanmaktadır. Kültürel alanda güven, insanların tanımadıkları kurumların da kendileri gibi uzmanlıkları ve bilgileri olduğuna inanmalarını sağlayan genel bir mekanizmadır, bu mekanizma sayesinde insanlar, aşina olmadıkları kurumlarda olan olayları da normalleştirebilirler (Collins, 1988: 69).

Parsons’ın dört hücreli sosyal alt sistemler tablosunun birer hücresine uyacak şekilde işleyen bu dört araçtan her biri sadece kendi farklılaşmış alt sistemiyle ilişkilidir. Sevgi, kişisel ilişkilerde (sosyal etkileşim alanında), güven ise bilimde ve entelektüel alanda (kültür alanı) değere sahiptir. Sevgi de güven de politik alana uygun değildir, çünkü politik alanda bireyler pazarlık ve işbirliği yapmak için güç aracını kullanırlar (Collins, 1988: 70).

Luhmann’ın Parsons’dan ayrıldığı noktalardan biri de kültür anlayışıdır. Parsons gibi kültürü sosyal değişmenin özerk bir kaynağı olarak görmeyen Luhmann’a göre kültür, güven ve sevgi gibi olguları da içermektedir, bu nedenle sistemdeki farklılaşmalar kültürün kendisinin de farklı biçimler almasına neden olur (Collins, 1988: 69).

Luhmann’ın işlevselcilik anlayışı çeşitli açılardan eleştirilmiştir. İşlevsel analizin birçok problemini görmezden geldiği, işlevsel ihtiyaçları, işlevsel zorunlulukları ve çevreye uyum sağlamayı verili kabul ettiği belirtilmiş, bunları verili kabul edip bu ihtiyaçları karşılayan mekanizmalarla ilgilendiği için sonuçların nedenleri yarattığı teleolojik bir anlayışa sahip olduğu ileri sürülmüştür. Ayrıca Parsons’ın analitik şemasına karşılık Luhmann’ın çok gevşek, metaforik ve muğlak bir alternatif ileri sürdüğü, açıklamalarının tümdengelime değil, sezgilere dayandığı iddia edilmiştir (Turner, 2004).

Kaynak: T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 3781, AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 2595

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*