Felsefe hakkında her şey…

Friedrich Schiller: İnsanın Estetik Eğitimi Üzerine Mektuplar

18.10.2022
597

Alman romantizminin önde gelen temsilcilerinden olan Friedrich Schiller (1759- 1805) edebiyat, şiir, oyun yazarlığı ve estetik alanındaki çalışmalarıyla bilinir. Onun, estetik ve estetik eğitim konusundaki görüşlerinin yer aldığı İnsanın Estetik Eğitimi Üzerine Mektuplar adlı eseri güzelin felsefi çözümlemesini; sanat ve kültür ile ilişkisini ve bu ilişkinin insanın estetik eğitimi üzerine etkisini araştırır.

Schiller’in ileri sürdüğü düşüncelerin çoğu kendisinin de açıkça ifade ettiği gibi Kant’ın Yargı Gücünün Eleştirisi’nin etkisi altında kalınarak yazılmıştır. Schiller bir yandan Kantçı estetiği yorumlayıp açımlamaya çalışırken öte yandan kendine özgü bir yöntemle güzel kavramını özgürlük kavramının; estetiği de politiğin önüne koyarak zamanının politik ve ahlaki eleştirisini yapar. Schiller’in temel sorusu, doğa ile akıl, duygu ile akıl arasındaki bölünme ve çatışmayla fakirleşen insanın birey durumunun nasıl geliştirilip zenginleştirileceğini araştırmaktır. O, insanın politik evrimi sorununu bir insan eğitimi sorunu olarak görür.

Schiller’e göre güzel kavramı sadece estetik bir kavram değil, aynı zamanda ontolojik, varoluşsal ve psikolojik bir kavram olarak insan yaşamında merkezi bir öneme sahiptir. Ona göre güzel, “insan varlığının zorunlu koşuludur” (Schiller, 1 1982: 69-71). Bu zorunlu koşulun yerine getirilmesi ancak estetik eğitimle mümkün olur. Schiller’in tasarladığı estetik eğitiminin temel amacı, modern çağın kişi bütünlüğü bozulmuş insanını estetik ve sanat eğitimiyle kendini tamamlamış ve gerçekleştirmiş özgür bireyler kılmaktır. Böyle bir eğitimle insanın hem bilişsel ve rasyonel doğası; hem de duyuşsal doğası, hisleri, arzuları ve duyguları geliştirilebilir.

Schiller’e göre, insanlık ve medeniyet doğa durumu, estetik durum ve ahlaki durum olmak üzere sırasıyla üç temel aşamadan geçer (Schiller, 1982: 171). Doğa durumunda insanların eylemleri doğa yasaları ve onların kendi fiziksel eğilimleri tarafından belirlenir. Estetik durumda, insanlar kendi eylemlerinden ve salt biçimsel niteliklerden haz alarak doğanın üstlerine uyguladığı zorlamayı azaltırlar. Ahlaki durumda ise insan, doğanın zorlamasını alt ederek akılsal ilkelere göre hareket eder. Schiller’e göre, bu aşamalar kısaltılabilir veya uzatılabilir ama onların sırası değişmediği gibi hiç birini atlamak da mümkün değildir. Doğa durumundan ahlaki duruma sıçramak ancak estetik aşamanın tamamlanmasıyla mümkündür.

Doğa durumundan ahlak durumuna geçişte estetik unsurun bir geçiş aşaması olarak görülmesinin Kant’ta da mevcut olduğunu görüyoruz (Tauber, 2006: 29- 30). Kant’a göre de “estetik yargı duyumlanabilir olandan ahlaki alışkanlık ilgisine sıçramayı çok şiddetli yapmadan bir geçiş imkânı verir” (Kant, 1987: 230). Estetiğe yüklenen bu geçiş rolü Schiller’de daha açık ve ayrıntısıyla savunulmuştur.

Schiller’in güzel anlayışı onun psikoloji kuramının çatısını oluşturan “dürtü” kavramı üzerine kuruludur. Ona göre duyum dürtüsü ve biçim dürtüsü olmak üzere insanlık kavramının içini dolduran iki temel dürtü vardır. Bu iki temel dürtü doğaları gereği birbirine tamamıyla karşıttırlar. Bunlardan duyum dürtüsü, duygular, duyular, yemekiçme, saldırganlık ve cinselliği de içeren tüm hayvani veya doğal itkilerimizi ifade eder. Duyum dürtüsü, Kantçı anlamda doğaya bağlıdır ve insanın etrafındaki dünyayı deneyimleme dürtüsünü yönetir. Bu dürtü, insan kontrolünün dışında olan zaman ve değişime tabidir. Eyleme neden olabilmek için dışarıdan bir harekete geçiren gerektirdiğinden duyum dürtüsü edilgendir sadece alıcıdır; gerçekleştirici ve yaratıcı değildir.

İnsanın mutlak varoluşundan ve rasyonel doğasından gelen biçim dürtüsü ise, insanı kendinde var olan değişmeyene doğru iter. İşte bu dürtüdür ki, insanı zamanın ötesine koyar ve ona birey özgürlüğünü ve tutarlılığını verir (Schiller, 1982: 81). Çünkü bu dürtü zamandan etkilenmediği gibi onun yasaları da evrensel ve süreklidir. Biçim dürtüsü, duyu dürtüsünden farklı olarak değişim yerine sürekliliği hedefler. Bu açıdan yasaları keşfetmemize ve yasa yapmamıza yardım eden etkin bir yetidir. Dışarıdan belirlenmekten çok kendisi belirleyen olduğu için edilgen değil, etkin bir yetidir. Schiller, duyum ve biçim dürtülerinin birbirlerine karşıt olduklarını ama bu karşıtlığın birbirini olumsuzlayan bir karşıtlık olmadığını savunur. Onların eğilimleri birbirine karşıttırlar ama bu karşıtlık doğada bir karşıtlık değil, sınırlı bir karşıtlık olduğu için aralarında çatışma söz konusu değildir.

Schiller, duyum ve biçim dürtelerinin yanı sıra bir üçüncü dürtüden, oyun dürtüsünden söz eder. İşte, bu dürtü sayesindedir ki estetikten etiğe geçiş sağlanmış olur. Oyun kavramının bu anlamda kullanımı Lessing ve Kant’a dayanır. Bu iki düşünür oyun kavramını estetik deneyimi anlatmak için kullanırken Schiller bu kavrama daha geniş bir anlam yükleyerek etik ve antropolojik boyut da katar (Beiser, 2005:142). Oyun dürtüsünün duyum dürtüsü ile biçim dürtüsü arasındaki karşıtlılığı giderme gibi bir işlevi vardır. Bu nedenle her iki dürtünün bazı özelliklerinden pay alır. Güzel “canlı biçim” olarak tanımlanırken bu tanımın “canlı” kısmı duyum dürtüsüne, “biçim” kısmı da biçim dürtüsüne karşılık gelir. Duyum dürtüsünün nesnesi yaşamken biçim dürtüsünün nesnesi biçimdir. Dolayısıyla, bu iki dürtünün sentezi olan oyun dürtüsünün nesnesi “canlı biçimdir.”

Schiller’e göre, bu iki dürtünün karşıtlığını gidermek için birinin duyumsal niteliği diğerinin akılsal niteliğiyle bağlandığında sentez sonuçlanır ve hem fiziksel hem de ahlaki olarak insan özgür kılınır. Demek ki, üçüncü dürtü her iki dürtünün tamamlayıcı etkileşimidir. Duyum ve biçim dürtülerinin sentezinden ortaya çıkan oyun dürtüsüdür. Duyum dürtüsü “tayin edilmek, nesnesini almak ister;” biçim dürtüsü “kendi tayin etmek, nesnesini yaratmak ister.” Buna karşın, oyun dürtüsü “kendi yaratmış gibi alacak ve almak istediği gibi yaratmaya çalışacaktır” (Schiller, 1982: 97).

Schiller’e göre, oyun dürtüsü akılsal zorunluluktan dolayı var olur. Bu nedenle, insan oynamaya başladığında aklın ve doğanın sınırlarına saygı duyarak biçim ve içeriği değiştirmede özgür olur. Oynadığımızda tam insan olur; doğanın ve aklın birlikteliği olarak gelişiriz. Kendi ifadesiyle: “İnsan, kelimenin tam anlamıyla ancak insan olduğu zaman oynar ve ancak oynadığı zaman tam bir insandır” (Schiller, 1999: 61). Bunun anlamı oynadığımız zaman canlı biçim oluruz. Bir kaya parçası canlı olmamasına karşın heykeltıraş sayesinde canlı biçim alır. İnsan da, bir forma ve canlılığa sahip olmasına karşın yaşayan bir form olabilmesi için onun formu yaşam, yaşamı da form olmalıdır.

Görüldüğü gibi Schiller felsefesinde insan, oyun ve güzellik kavramları birbiriyle yakından ilişkilidir. Oyun dürtüsü gibi güzel de iki öğeden oluşur. Güzel canlıdır, çünkü onu duyumsar ve hissedebiliriz; biçimdir çünkü onu düşünebiliriz (Schiller, 1999: 187). Dahası, oyun gibi güzel de içsel değere sahiptir. Bu yönüyle hem oyunun hem de güzelin insan üzerinde özgürleştirici etkisi vardır çünkü her ikisi de duyum ve biçim dürtüleri arasındaki karşıtlığı çözer. Her ikisi de bireyin çok boyutlu insan yaşamı geliştirmesine izin verir.

Demek ki, Schiller’e göre güzel, insandaki bütün güç ve yetilerin gelişmesiyle ortaya çıkan uyumlu bütünlük, denge ve özgürlüktür. Nihai oyun biçimi güzelin düşüncesidir. İki doğası arasında parçalanmış bir bütün olmaktan insanı kurtarıp onu özgür kılan estetik güzelliktir. Schiller, kültürel mirasın birer örneği olarak aldığı büyük sanat eserlerini oyun dürtüsünün hareketleri sonucu ortaya çıkmış eserler olarak görür. Ona göre estetiğin, sanatın veya genel olarak yaşam sanatının temelinde insanın oyun dürtüsü yatar.

Schiller, 1793’de yazdığı mektuplarda Kant’ın başarısından sonra felsefede yeni bir nesnel estetik geliştirme zamanının geldiğini belirtir. Ona göre estetik tarihindeki mevcut yaklaşımlar üç farklı kuramsal çerçeveye dayanırlar (Schiller, 2002: 146). Birincisi, Burke ve takipçilerinin güzeli “öznel-duyumsal” olarak tanımladığı kuramdır. Bu yaklaşımda güzel öznel olmakla birlikte estetik yargı sadece deneyime dayanır. İkincisi, Kant’ın güzeli “öznel-rasyonel” olarak açıkladığı kuramdır. Kant estetik yargıların haz duyguları ve beğeni ile ilgili olduğunu söyler ancak Burke’den farklı olarak bu duyguların evrensel ve zorunlu bir temeli olduğunu savunur. Üçüncüsü, Baumgarten ve Mendelssohn’ın güzeli “nesnel-rasyonel” olarak açıkladığı kuramdır. Bu kuramda estetik yargı sadece evrensel değil, aynı zamanda nesnenin var olan özelliklerine de dayanır.

Schiller’e göre her üç yaklaşım güzelin farklı bir boyutunu açıklaması açısından önemli ve değerlidir. Öznel ve nesnel boyutlar güzelin ontolojik statüsünü; duyumsal ve rasyonel boyutlar estetik yargının epistemik statüsünü ve temellendirmesini ifade eder. Schiller estetik kuramlara estetiğin “nesnel-duyumsal” kavrayışı adını verdiği dördüncü bir yaklaşım ekler. Ona göre, güzelin bilgisi deneyimsel olmakla birlikte nesnenin var olan belli özelliklerine dayanır (Schiller, 1982: 69). Schiller güzelliğin bu kavramını “güzelliğin salt akılsal kavramı” olarak adlandırır. Bu kavramın kendisi deneyimden kaynaklanmasa da deneyimlerimiz hakkında bizi bilgilendirir.

Schiller’in estetik eğitime özel bir önem verdiğini belirtmiştik. Ona göre, sanatın ve sanat eserlerinin işlevi insanı özgür kılacak estetik duruma sokmak ve özgürlüğü algılamasına olanak vermektir. Estetik eğitimi genel olarak medeniyetin, özel olarak da tek tek bireylerin kendilerini geliştirmesi açısından önemlidir. Bu nedenle, parçalanmış insan karakteri sorununun çözümü estetik eğitimdedir. Schiller, insanlığın kaderinin politik alan içerisinde belirleneceği yaygın kanısını paylaşsa da politik alanın kendisinin sorunlu olduğunu ve onun sorunlarının estetik aşamada çözülebileceğine inanır.

Schiller’in estetik ve estetik eğitim konusundaki görüşlerinin felsefe tarihi açısından önemli bir özelliği söz konusudur. Onun yaklaşımında estetik aşama etik aşamanın bir önkoşulu olduğuna göre etik aşama bir açıdan uzlaşma ve bütünleşmeyi içerir. Bu uzlaşma ve bütünleşme oyun dürtüsü aracılığıyla duyum ve biçim dürtülerinin karşıtlıklarının giderilmesiyle sonuçlanır. Günümüzde kimi Kant yorumcularının veya eleştirmenlerinin gidermeye çalıştığı sorun Schiller’in kendi döneminde çözmeye çalıştığı temel bir soruna işaret eder. Schiller, estetik ön koşulla etiğe duyuşsal alanı katarak Kantçı etiğin duyumsallıktan yoksun ve aşırı biçimcilik sorununu çözmeye çalışıyor.

Kaynak: ESTETİK VE SANAT FELSEFESİ, s. 109-112, T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 2574, AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 1544; Kitabın Yazarları: Prof. Dr. Demet TAŞDELEN, Prof. Dr. Aslı YAZICI

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...