Liberal Çoğulcu Yaklaşım ve Haber Medyası

felsefe Nedir

20. yüzyılın başından bu yana profesyonel basın ilkeleri belirlemekte olan liberal/ çoğulcu yaklaşıma göre medya kurumları nasıl topluma ayna tutuyorsa haber medyası kurumları da toplumsal gerçekliğin aynasıdır.

Medya, liberal demokratik bir sistemde yasama, yürütme ve yargı güçlerinden sonra bir toplumdaki dördüncü güçtür. Demokratik sistemin bugünden yarına devamı ve gelişimi için “dördüncü güç” payesi ile birlikte medya/haber medyası kurumlarına çok önemli iki görev atfedilmiştir.

Sistemin sağlıklı işleyebilmesi için yaşamsal olan bu görevler, kamu; yani halk adına gözetim yapma ve serbest düşünce pazarı oluşturmadır. Çünkü kamuyu oluşturan yurttaşlar; söz konusu yasama, yargı ve yürütme gücüne sahip yetkililerin icraatlarını, sahip oldukları gücü/iktidarı suistimal edip etmediklerini ancak -onlar adına bu güç odaklarını gözetleme/denetleme görevi verilmiş olan- haber medyası sayesinde öğrenebilir. Bundan dolayı haber medyası kurumları üzerinde devlet sansürü ve müdahalesi olmamalıdır. Ayrıca yurttaşların doğruyu ve “gerçeği” öğrenebilmesi için haber medyası da yayınlarında tarafsız ve nesnel olmalıdır.

Nesnellik ilkesi, haber medyası kurumlarının siyasal parti ve girişimci elitlerle iç içe olma durumundan 19. yüzyılın ortalarından itibaren sıyrılıp serbest pazarda yerini almasıyla aynı süreçte gelişmiştir. Diğer bir deyişle nesnellik ilkesi, ticari yayıncılığın piyasa ortamında yerini almasının zorunlu bir sonucu olarak ve oluşan bu “yeni” durumu meşrulaştırmak amacıyla ortaya çıkmıştır. Basın sektöründe çalışanlar kendilerini toplumsal gerçekliğin sözcüsü olarak görmeye başlamıştır. Nesnellik ilkesi ile birlikte gelişen bir diğer profesyonel ilke ise haberin olgusal; yani gerçeğe ilişkin olması gerekliliğidir. Bu ilkeler kısa zamanda haber medyasının temel kuralları hâline gelmiştir.

Bu paradigmanın metodolojik ve epistemolojik geri planına bakıldığında ise kısaca pozitivist bir yaklaşımın olduğu görülür. Haber medyasına konu olan olaylar; düşüncelerden, değerlerden bağımsız ve onlardan yalıtılmış biçimdedir. Doğalcı enformasyon görüşü olarak da adlandırılan böylesi bir bakış açısına göre haberlerin olgusal oldukları için “şeffaf” bir şekilde, nesnel olarak yansıtılmaları mümkündür ve böyle olmaları gerekir. Farklı bir ifadeyle nasıl pozitivist yaklaşımım bilim insanından beklentisi değer yargılarından sıyrılarak nesnel bir şekilde gözlemlenebilir gerçekliğin bilgisine ulaşmak ise haber medyası profesyonellerinden beklenen de siyasal yargılardan sıyrılıp nesnel ve tarafsız olarak olayları/olguları yansıtmaktır. Bu çerçevede dil; içinde yaşanan dünyayı, var olan “dış gerçekliği” nesnel bir biçimde yansıtan/yansıtabilen bir araç olarak görülür. Diğer bir deyişle dil, anlamların şeffaf bir taşıyıcısıdır. Dilin dünyayı temsilinin “yansımacı” (reflective) modeli olarak da adlandırılan bu yaklaşımda dil; ayna işlevi görerek nesneye, kişiye, olaya içkin olan anlamı yansıtma işlevi görür. Zira söz konusu yaklaşım, dilin “gerçekliğin kendisi”nin sunduğu hakikat karşısında şeffaf olduğunu öne sürer.

Diğer taraftan farklı düşüncelere dengeli bir şekilde yer verildiği takdirde medyada yanlılık gibi bir durum da söz konusu olmayacaktır. Çoğulcu toplumsal yapının hakim olduğu bir sistemde medya kurumları, yukarıdaki iki görevi yerine getirebilir. Medyanın topluma, haber medyasının ise toplumsal gerçekliğe “ayna” tutan bir işlevle tanımlanıyor olması; medyanın toplumsal/siyasal alanın dışında ve bu dışsal konumu nedeniyle de toplumsalı yansıtabilen bir araç olarak kabul edilmesi ile iç içedir. Dolayısıyla medyanın gerçeklik tanımlarının her türlü değerden yalıtılmış ve ideoloji dışı olduğu iddia edilir. Ancak farklı görüşlerin medyada temsil hakkı bulacağına yönelik bu iyimser düşünce, haber medyasının yanlılığına ilişkin gözlemlerle sarsılıp liberal/çoğulcu literatürde bile önce yanlılığı sergileyen çalışmalara, sonrasında ise “temsil” kavramı ile medyayı ele alan eleştirel araştırmalara bırakmıştır (Hall, 1997; Hackett, 1985; İnal, 1996; İrvan, 1996).

Modern toplumun çoğulcu bir toplum, bu toplum içinde medyanın özerk bir konumda olduğu ve demokratik bir sistem için kamu adına gözetim yapma ve gerçeklerin aynası olmak gibi bir misyona sahip olduğu şeklindeki çoğulcu/ anaakım yaklaşıma, Marksist eleştirel gelenek içinden hareket eden yaklaşımlar tarafından da önemli eleştireler yöneltilmiştir. Böylece medyanın toplumsal gerçekliği nesnel olarak yansıtabildiği iddiası büyük yara almıştır.

Kaynak: T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 2387, AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 1384

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*