Felsefe hakkında her şey…

Hilmi Ziya Ülken’in sosyoloji anlayışı

02.01.2023
1.200
Hilmi Ziya Ülken’in sosyoloji anlayışı

Bir düşünce adamını anlamanın yolu kullandığı kavramları doğru anlamaktan geçer. Düşünceler kavramlar ile inşa edilir. Bilgiler kavramlarla aktarılır. Ülken’e göre kavramların gerçek manalarını kavrayabilmek için hangi şartlarda ortaya çıktığını, hangi gerçeğe karşılık geldiğini ve kökenini bilmek gerekir. Soyut kavramlar zihnin en nazik ve en tehlikeli oyunudur.

“Dünyayı anlamak için en kuvvetli silah olan bu mücerret mefhumlar, onlara hâkim olacak kuvvette olmadığımız zaman tehlikeli olmaya başlarlar. Mefhum buhranından dolayı yanlış tefsirler, yanlış hükümler ortaya çıkarak insanlar birbirine düşer.” (Ülken, 1976: 15-16)

Ülken’in “mefhum buhranı” adını verdiği kavram kargaşasına düşmemek için, kavramların genel bilimsel anlamlarını ve her yazarın özel yüklediği anlamları iyi bilmek gerekir. Bunu belirlemenin yolu yazarın eserlerine bakmaktır.

Ülken’nin sosyolojisini anlamak için eserlerine baktığımızda önce sosyolojinin gelişimini nasıl yorumladığını görmek gerekir. Ülken, sosyoloji biliminin konusu üzerinde ortaya çıkan tartışmalara dikkat çeker. Sosyoloji ilk önce bütün hususi sosyal veya tarihi bilimleri birleştirmek, tek bir bilim haline koymak iddiasıyla işe başlamıştır. Auguste Comte’un öncülük yaptığı bu anlayış, sosyolojizm adı verilen bir akımın doğmasına yol açmıştır. Sosyolojizm bütün insani alanları fizik bilimi yöntemlerine göre sosyoloji adı altında incelemek gerektiğini iddia eder. Fakat bu anlayış diğer alanlar üzerinde egemenlik oluşturacağı için insani gerçekliğin bilgisine ulaşmada doğru bir yöntem değildir.

İnsan ile ilişkili olan olaylar doğa olaylarından çok farklıdır. Ülken sosyolojinin ilk ortaya çıkışında temele alınan bu tür görüşlerin eksik ve yanlış olduğunu düşünür. Bu farkı görmeden yapılacak çalışmalar sosyoloji emperyalizmine yol açmıştır. Ülken’e göre bu yanlışlığa ilk olarak Dilthey dikkat çekmiştir. Buna göre tabiat bilimleri ve insani (manevi) bilimler birbirinden ayrı olmalıydı. Dilthey, tabiat bilimlerinin karşısına manevi bilimleri koyarak, her iki bilimin metodunu birbirinden kesin olarak ayırıyordu. Ona göre tabiat bilimleri izah, manevi (insani veya kültürel) bilimler anlayış metoduna dayanır. Anlaşılacak olan manevi âlem, fizik olgular âleminden farklıdır. Bu âlemde olaylar bir defalıktır. Sadece insana aittir. Böyle olduğu için yalnız insanın anlamlar dünyasına ulaşmakla anlaşılabilir. Dilthey’e göre insani bilimlerin hedefi, tarihi ve sosyal gerçeği tek ve ferdi karakteri içinde kavramaktır. (Ülken, 1949: 6) Ülken Diltey’in bu eleştirisini çok önemli bulur. Çünkü sosyal olayları incelerken, gerçekliği ortaya çıkarabilmek için bunların manevi boyutuna mutlaka ulaşmak gerektiğini düşünür.

Ülken’e göre, tabiat bilimleri ile insan bilimlerini birbirinden tamamen ayırmak doğru değildir. İkisi arasında sağlıklı bir ilişki kurmak gerekir. Her iki bilim alanı arasında uzlaşma sağlanmalıdır. Dilthey’in yaptığı ayırım Comte pozitivizmine bir tepkidir. Fakat ortaya koyduğu yöntem sosyal ve tarihi olayları açıklamakta yetersizdir. Tefsir ve anlama yoluyla hakiki bilgi elde etmek mümkün değildir. Bilim ister madde, ister mana ile uğraşsın, tasvir ve izahtan vazgeçemez. Dolayısıyla sosyal olayların açıklanmasında tabiat bilimlerinin yöntemlerinden faydalanmak gerekir.

Sosyolojinin ortaya çıktığı andan itibaren başlayan birey ve cemiyet konusundaki tartışma, insani bilimler diyebileceğimiz disiplinlerin bağımsızlıklarını kazanmaları ile aşılmaya çalışılmıştır. Tarih, sosyoloji, psikoloji gibi bilimler kendi alanlarını ve yöntemlerini daha açık ve net tanımlayarak çalışmalarını sürdürmüşlerdir. Ülken bu anlamda sosyolojinin konusunu şu şekilde netleştirir: “Sosyolojinin asıl konusu, monografiler vasıtası ile parçalardan bütünlere doğru gitmek üzere içtimai teşekkülleri tetkik etmektir. Bu araştırmanın amacı, yaşayan toplum tiplerini inceleyerek geçmiş cemiyetleri aydınlatmak, toplumun idare ve eğitiminde de bu araştırmalardan faydalanmaktır.” (Ülken, 1946: 139) Sosyolojinin değerler, normlar ve kişilerden ibaret muhteva olarak kendine özgü bir sahası vardır. Genel olarak sosyoloji, sosyal ilişkiler sahasını araştırır. Bu sahanın diğer sosyal bilimler ile ortak yönleri ve ayrı yönleri vardır.

Ülken sosyolojinin, sosyal yapılar içinde meydana gelen olayları, değişmeleri, sosyal ilişkileri incelediğini belirtir. Bunlar arasında sosyal ilişki alanının önemli olduğunu düşünür. Bu sosyal ilişki kavramının dayandığı temel ise, iş-organizasyon olaylarıdır. Bir iş-organizasyon hadisesi bir taraftan insanların doğup büyümesi, yaşaması, düşünme ve hissetmesi, karşılıklı duygu ilişkisine girmesi; diğer yandan da bazı ortak tasavvurlara sahip olması, ortak değerler edinmesiyle meydana çıkar. Sosyal değerler sosyal iş-organizasyonu’nun fonksiyonudurlar. İş-organisazyon hadiseleri sosyal sahanın temelini teşkil eden çift karakterli hadiselerdir. Sosyal sahada bütün sosyal olayların temeli Ülken’e göre, iş-organizasyon olaylarıdır. Bu temel olaylar üzerinde meydana çıkan din, ahlak, hukuk, sanat, tefekkür gibi sosyal olaylara “müştak içtimai hadiseler” (ikincil sosyal olaylar) ismini verir. (Ülken, 1942: 15-16)

Görüldüğü gibi ülken toplumda sıklıkla gördüğümüz olayları ve ilişkileri, iş-organizasyon temelinden türemiş ikincil gerçeklikler olarak düşünüyor. İş, ekonomik bir faaliyet, organizasyon siyasi bir faaliyettir. Bunlardan sadece birini temele almak Ülken’e göre yanlıştır. Bunun için Ülken dengeli bir yaklaşım kurmuştur. Böylece tek yönlü bir açıklamadan kurtulmuştur. Çünkü sosyal gerçeklik çok yönlüdür ve bu çok yönü görebilecek bir yaklaşıma ve yönteme ihtiyaç vardır. Ülken çalışmalarında bunu sağlamaya çalışır.

Kaynak: TÜRK SOSYOLOGLARI, s.  69-70, T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 2915 AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 1872

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...