İskenderiye Okulu Nedir?

felsefe Nedir

İskenderiye okulu, Büyük İskender’in ölümünden (M.Ö. 323), bu kentin Araplar tarafından ele geçirilişine (M.S. 642) kadar dokuz yüzyılı aşkın bir süre Mısır’ın İskenderiye kentinde etkinlik gösteren felsefe okuludur.

Adını İskenderiye şehrinden alan bu felsefe okulunun kurucusu, aynı şehirdeki tanınmış bir Yahudi ailesinin çocuğu olan Filon (Philon) (M.Ö. 25-M.S. 50) adındaki dini bütün bir Yahudidir. Hz. İsa’nın çağdaşıdır. Eserlerinin çoğu Eski Ahid’in (Tevrat’ın) tefsirlerinden ibarettir.

İskenderiye, 2. yüzyılın sonunda İmparatorluğun başkenti olan Roma’dan sonra bölgenin en önemli kenti idi. Avrupa’yı Asya’ya bağlayan büyük deniz ve karayollarını kavşağında bulunan, önemli bir ekonomi ve ticaret merkezi olan İskenderiye, aynı zamanda tüm felsefe ve dinlerinin bir araya geldikleri antik çağın en canlı aydın merkezi idi.

İskender’in ölümünün ardından bu şehrin yöneticisi olan Ptolemaios ailesinin çabalarıyla şehir zamanla güçlü bilim merkezlerinden biri hâline geldi. Bu şehirde kurulan kütüphane ve müzedönemin pek çok önemli bilim adamı ve düşünürünün buraya gelmesiyle ‘İskenderiye Okulu’ olarak adlandırılan önemli bir eğitim kurumuna dönüşmüştür. Büyük İskender’in Aristoteles’in öğrencisi olması nedeniyle İskenderiye Okulunun ilk önde gelen felsefe ve mantıkçıları Peripatetikler (Antik dönem Aristoteles yorumcuları) olmuştur.

Aynı zamanda Yunan edebiyatını ve özet halinde de olsa, yabancı edebiyatı bir araya toplamak için yapılan ilk kütüphane girişimi olup, hem Helen hem de Mezopotamya geleneklerinin anlaşılmasını sağlamıştır. Başından beri amacı, dünya üzerinde yazılmış her şeyi kapsamaktı. Babil ve Mısır uygarlıklarının kadim bilgilerine ulaşmakta rakipsiz olup, buradaki müze de dahil herhangi bir felsefi okula ya da öğretiye bağlı değildi. Krala sorumluluğu olmakla birlikte, liberal eleştirel bilimin temelinin burada atıldığına inanılmaktadır.

Mukaddes metinleri asrının felsefesi ile uzlaştırmak için “istiare”yi kullanmıştır. Bu tefsirler daha batınî (ezoterik) bir mahiyet taşır. Hıristiyanlığın ortaya çıktığı sırada yetişmiş olan bu filozof, Stoa felsefesinden sonra yetişen en orijinal filozof olarak kabul edilir. Philon’un eserlerinde yaptığı şey, Tevrat’ı Eflatun Felsefesi bakımından yorumlamak ve Eflatun Felsefesi ile Yahudi dinini uzlaştırmaktan ibarettir. Bu filozof Eflatun’un zaman üstü reel mahiyetler olarak kabul ettiği ideleri, ilahi aklın ve kelamın düşünceleri olarak kabul ediyor. İdeler, Tanrı’nın kendilerini düşünmesi ile mevcut olurlar. Böylece, Eflatun felsefesinde ki yaratılmamış olan ideler, Philon’un Yahudi dini açısından yaptığı tefsirinde her şeyi yoktan yaratan Tanrı’nın düşüncesinin mahsulü ve yaratıkları olmakta; dolayısıyla Yaratıcı Tanrı inancı ile İdeler nazariyesi uzlaştırılmış olmaktadır.

Philon’un bu metodu ve anlayışı kendisinden sonra ortaya çıkan Plotin’e ve Hıristiyan filozoflara derin bir tesir bırakmıştır. Hıristiyan filozofları, ilahi kelam (Logos)ın (Tanrı’nın oğlu, ikinci Tanrı) Hz. İsa’da insan şeklinde göründüğünü açıklarken, Philon’un bu metoduna dayanmışlardır. Böylece “Logos Teorisi Tanrı’yı Bildiren Kelâm” Hıristiyanlığa geçmiş oldu. Bunların başında İskenderiyeli Clement (Klemen) ve Orige’ne (Orijen) gelir. İskenderiye mektebine esas felsefi hürriyetini kazandıran Plotin’in hocası Ammonius Saccas (Ölüm M.S. 243) olmuştur. Plotin, Yeni Eflatuncu felsefeyi kurarak bu mektebe yeni bir hüviyet verdi. Ondan sonra da talebesi Porfiriyos (Ölümü M.S. 304) ve taraftarlarınca devam ettirildi. İskenderiye mektebinin, diğer bazı mektepler gibi, İslam dünyasına da dolaylı-dolaysız şekilde çeşitli tesirleri olmuştur. Bu tesirlerin en mühimi her halde Bâtınîlik ve ihvânu’s-safâ üzerindeki ezoterik tesirleri olsa gerektir.

Konu Başlıkları

Konu Başlıkları

Hazırlayan: Sosyolog Ömer Yıldırım

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*