Felsefe hakkında her şey…

İskenderiye Okulu

17.04.2020
İskenderiye Okulu

İskenderiye okulu, Büyük İskender’in MÖ 323 yılındaki ölümünden bu kentin MS 642 yılında Araplar tarafından ele geçirilişine kadar dokuz yüzyılı aşkın bir süre Mısır’ın İskenderiye kentinde etkinlik gösteren felsefe okuludur.

Adını İskenderiye şehrinden alan bu felsefe okulunun kurucusu, aynı şehirdeki tanınmış bir Yahudi ailesinin çocuğu olan Filon (Philon) (MÖ 25-MS 50) adındaki dindar bir Yahudi’dir. Filon Hz. İsa’nın çağdaşıdır. Eserlerinin çoğu Eski Ahid’in (Tevrat) tefsirlerinden ibarettir.

İskenderiye, 2. yüzyılın sonunda İmparatorluğun başkenti olan Roma’dan sonra bölgenin en önemli kenti idi. Avrupa’yı Asya’ya bağlayan büyük deniz ve karayollarını kavşağında bulunan, önemli bir ekonomi ve ticaret merkezi olan İskenderiye, aynı zamanda tüm felsefe ve dinlerinin bir araya geldikleri antik çağın en canlı aydın merkezi idi.

İskender’in ölümünün ardından bu şehrin yöneticisi olan Ptolemaios ailesinin çabalarıyla şehir zamanla güçlü bilim merkezlerinden biri hâline geldi. Bu şehirde kurulan kütüphane ve müze dönemin pek çok önemli bilim adamı ve düşünürünün buraya gelmesiyle ‘İskenderiye Okulu’ olarak adlandırılan önemli bir eğitim kurumuna dönüşmüştür. Büyük İskender’in Aristoteles’in öğrencisi olması nedeniyle İskenderiye Okulu’nun ilk önde gelen felsefe ve mantıkçıları Peripatetikler (antik dönem Aristoteles yorumcuları) olmuştur.

Aynı zamanda Yunan edebiyatını ve özet halinde de olsa yabancı edebiyatı bir araya toplamak için yapılan ilk kütüphane girişimi olup hem Helen hem de Mezopotamya geleneklerinin anlaşılmasını sağlamıştır. Başından beri amacı, dünya üzerinde yazılmış her şeyi kapsamaktı. Babil ve Mısır uygarlıklarının kadim bilgilerine ulaşmakta rakipsiz olup buradaki müze de dahil herhangi bir felsefi okula ya da öğretiye bağlı değildi. Krala sorumluluğu olmakla birlikte, liberal eleştirel bilimin temelinin burada atıldığına inanılmaktadır.

Okulun kurucusu olan Philon kutsal metinleri asrının felsefesi ile uzlaştırmak için “istiare”yi kullanmıştır. Bu tefsirler daha batınî (ezoterik) bir mahiyet taşır.

Philon’un eserlerinde yaptığı şey, Tevrat’ı Platon Felsefesi bakımından yorumlamak ve Platon Felsefesi ile Yahudi dinini uzlaştırmaktan ibarettir. Bu filozof Platon’un zaman üstü reel mahiyetler olarak kabul ettiği ideleri, ilahi aklın ve kelamın düşünceleri olarak kabul ediyor. İdeler, Tanrı’nın kendilerini düşünmesi ile mevcut olurlar. Böylece, Platon felsefesinde ki yaratılmamış olan ideler, Philon’un Yahudi dini açısından yaptığı tefsirinde her şeyi yoktan yaratan Tanrı’nın düşüncesinin mahsulü ve yaratıkları olmakta; dolayısıyla Yaratıcı Tanrı inancı ile İdeler nazariyesi uzlaştırılmış olmaktadır.

Philon’un bu metodu ve anlayışı kendisinden sonra ortaya çıkan Plotinus’a ve Hıristiyan filozoflara derin bir tesir bırakmıştır. Hıristiyan filozofları, ilahi kelamın (Tanrı’nın oğlu, ikinci Tanrı) Hz. İsa’da insan şeklinde göründüğünü açıklarken Philon’un bu metoduna dayanmışlardır. Böylece “Logos Teorisi Tanrı’yı Bildiren Kelâm” Hıristiyanlığa geçmiş oldu. Bunların başında İskenderiyeli Clement (Klemen) ve Orige’ne (Orijen) gelir.

İskenderiye Okulu‘na esas felsefi hürriyetini kazandıran Plotin’in hocası Ammonius Saccas olmuştur. Plotinus, Yeni Platoncu felsefeyi kurarak bu mektebe yeni bir hüviyet verdi. Ondan sonra da talebesi Porfiriyos ve taraftarlarınca devam ettirildi.

İskenderiye Okulu‘nun, diğer bazı okullar gibi, İslam dünyasına da dolaylı-dolaysız şekilde çeşitli tesirleri olmuştur. Bu tesirlerin en mühimi her halde Bâtınîlik ve ihvânu’s-safâ üzerindeki ezoterik tesirleridir.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer Yıldırım

İlgili konular:

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...